TESADÜFLER... TESADÜFLER...

Yener Bandakçıoğlu

Yüz binlerce müminin bir araya geldiği Mekkede tesadüflerin dışında hiçbir şekilde karşılaşmak mümkün olmuyor. İstediğiniz kadar sözleşin, telefonlaşın o mahşeri kalabalıkta bir araya gelmeniz ve hemşehrilerinizle hasret gidermeniz olası değil. Velev ki, hiç ümit etmediğiniz bir zamanda ortaya çıkan tesadüfler olmasın. Bugün de böylesi sürprizlerle dolu tesadüflerden bahsedeceğiz. Değerli dostum ve kardeşim Roma Dondurmacısı Nail Yüzkollarla o kadar arzu etmemize rağmen, bir telefon görüşmemizden başka bir araya gelemedik. Nail ve muhterem eşleriyle İstanbul Atatürk Havaalanından hareketimiz sırasında bir süre ayaküstü birlikte olmuş ve Mekkede de buluşmayı sözleşmiştik. Ancak kendileriyle bir telefon görüşmemizin dışında, görüşmemiz mümkün olmadı. Tüm hacı adayları bağlı bulundukları kafilelerin dışında diğer kafile mensuplarıyla bir araya gelme olanaklarına bir türlü kavuşamıyorlar. Böylece Nail kardeşimle o kadar arzu etmemize rağmen Mekkede bir daha buluşup, görüşemedik. Yukarda da belirttiğim gibi, sadece ve sadece tesadüflerle karşılaşabiliyorsunuz. İşte bu tesadüflerimiz:İlk defa Kâbenin tam karşısına düşen ve kalabalığın en yoğun olduğu bölgelerden biri olan Hilton Otelinin girişi. Burası, aynı zamanda Mekkenin en büyük çarşılarından biri olduğu için günün her saatinde çok yoğun bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Bu çarşıya girmek bir hayli zor. İşte böyle bir ortamda bir de bakıyoruz karşımızda Ayhan Seval abimiz. Elinde dosyalar, telaşlı telaşlı bir yerlere gidiyor. Karşı karşıya gelince, o da, ben de bir hayli şaşırıyoruz. Bolunun tanınmış kişilerinden ve eski siyasetçilerinden olan Ayhan Seval abimiz, hacca muhterem eşleri Nuray Seval hanımefendi ile gelmişlerdi. Ancak, yanlarında Nuray hanımefendi yok. Meğer Nuray Hanım düşüp, rahatsızlanmış. Ayhan abinin elindeki dosyalarda da film ve tahliller varmış. Doktora gittiğini söylüyor. Eşim ve ben, büyük bir üzüntü içinde Nuray Hanıma acil şifalar dileyerek, Ayhan abiden ayrılıyoruz. Fotoğraf makinemiz yanımızda olmadığı için de bu karşılaşmayı objektifimizle tespit edemiyoruz. Yine bu şekilde günlerimizi geçirirken, Maabde bölgesindeki bir çarşıda kimlerle karşılaştık dersiniz Halk Eğitim Merkezimizin çalışkan ve herkese karşı nazik Müdürü Adnan Acar. Adnan, dolaştığımız pasajın içinde bulunan sağlık ocağından ilaç almaya gelmiş. Hemen bu karşılaşmayı eşim Aygün Bandakçıoğlunun objektifi ile fotoğrafa döküyoruz. Adnanın elinde sağlık ocağından aldığı ilaç kutuları var. Daha önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi Diyanet İşleri Başkanlığımız burada kurduğu tam teşekküllü hastane ve muhtelif sağlık ocakları vasıtasıyla, tüm Türk Hacılarına hizmet veriyor. Adnana da acil şifalar diledikten sonra, sağlık ocağının önünden ayrılmakta olduğumuz bir sırada arkamdan (/ Yener Abi, Yener Abi) diye bir ses işitiyorum. Hemen döndüğümde tanıyamadığım ama gözümün ısırdığı bir hemşehrimin bana doğru geldiğini görüyorum. (/Yener Abi, siz beni tanımazsınız. Ama ben sizin devamlı okuyucularınızdanım.) Böylece Rüzgârlar Köyünden değerli hemşehrim Ali Âşıkla Boludan kilometrelerce uzaklıktaki Mekkede tanışmış oluyoruz. Bazen o telâşe içinde yanımıza fotoğraf makinemizi almayı da unuttuğumuz günler oluyor. İşte o günlerden birinde de otelimizin bulunduğu Maabde bölgesinden bir buçuk iki kilometre ötedeki Aziziye bölgesine hem ziyaret, hem ticaret amaçlı bir gezintimiz oluyor. Burada da Mekkenin her yerinde olduğu gibi çarşılar, bir hayli fazla. Öğle yemeği ihtiyacımızı oradaki çok meşhur olduğunu yoğun müşteri katılımından anladığımız Turkish Restoranda yapmak istiyoruz. Lokantanın içi adeta bir mahşer yeri. O kadar millete nasıl yemek yetiştiriyorlar aklım almıyor. Self servis çalışan, lokantada çıkıp gitmek de bir hayli zor olduğu için, mecburen sıramızı bekleyip yemeklerimizi alıyoruz. Ancak oturacak yer bulmak olası değil. Halimize acıyan ve Adanalı olduğunu öğrendiğimiz kasiyerimizin büyük bir nezaketle (/ Abi, bir de yukarda teras katımız var. İsterseniz oraya çıkın, belki orada yer bulabilirsiniz.) uyarısı üzerine teras katına çıkıyoruz. Ancak oradaki masalar da tamamen dolu. Elimizde self servis tepsileri şaşkın ördek misali terasta dolanırken, yine bizi çok mutlu eden sesler duyuyoruz: (/Yener Abi, Yener Abi, buraya gelin.) Allah Allah, bu çağıran hemşehrilerimiz de kim ola Meğer Yeniçağalı değerli hemşehrilerimiz Recai Çağlar, Recep Nalçacı ve İbrahim Tarımda öğle yemeği için Turkish Restoranı tercih etmişler. Bu sevgili hemşehrilerimiz bize masalarında yer açıyorlar. Recai Çağlar hemşehrimin aynı zamanda hac organizasyonu da yaptığını ve Mekkeye on yedinci gelişi olduğunu da bu arada öğrenmiş oluyoruz. Aynı zamanda Yeniçağa Belediye Meclisinin AKPli üyesi olduğunu öğrendiğimiz Recai kardeşimin, ismi Yeniçağa Belediye Başkan Adaylığı için de telaffuz ediliyormuş. Aradan geçen günler zarfında adaylıklar belli olduğundan Recainin bu özleminin gerçekleşmediği de anlaşılmış oluyor. Yüce Allah gönlünden geçirdiklerini önümüzdeki seçimler için kabul buyursun. Yine yukarda belirttiğim gibi, yanımıza fotoğraf makinemizi almadığımızdan, bu güzel tesadüfü de objektiflere yansıtamıyoruz. Gelelim bir başka güne. Kurban Bayramının 3. Günü olan 10.12.2008 Çarşamba günü boğaz iltihapları bir hayli fazlalaşan eşim Aygün Bandakçıoğlunu, Diyanet İşleri Başkanlığımızın tam teşekküllü hastanesine götürmemiz gerekiyor. Benim de hafif bir öksürük şikâyetim var. Kafilemizdeki diğer hastalarla birlikte Hilal Turizmin kafiledeki tüm hastalarla candan bir şekilde ilgilenen kaptanı Fehmi Can kardeşimin yönettiği servis minibüsüne doluşup hastaneye gidiyoruz. Diyanet İşleri Hastanesi bütün Türk Hacılarına hizmet için canla başla çalışıyor. Benim muayenem çabuk bittiğinden hastanenin önüne çıkıp diğer hastalarımızı ve eşimi bekliyorum. Bir müddet oturduktan sonra arkamdan yine bir ses. (/Yener Abi, Yener Abi) Dönüp baktığımda bir de ne göreyim Kırk yıllık sevgili dostum ve kardeşim Geredenin en tanınmış kişilerinden Gerede Şoförler Odası Başkanı Tahir Gayret. Tahirle uzun süren dostluk yıllarımızda kesişen çok ortak yönlerimiz vardır. Ben 1977 1980 döneminde CHP Bolu İl Başkanıyken, Tahirde CHP Gerede Gençlik Kolları Başkanıydı. Abisi Fethi Gayret ve kardeşi Cengiz Gayretle uzun süre Geredede otobüsçülük yapan Tahirin Bolusporun şanlı tarihinde de güzel görevleri vardır. Henüz Türkiyede Fenerbahçeden sonra ikinci özel otobüse kavuşturduğumuz Bolusporda otobüsümüzü aldığımız 1981 yılından önce kimi deplasmanlarımıza Gerededen çağırdığımız Tahirlerin otobüsleriyle giderdik. Bu deplasmanlarımızın en önemlilerinden biri de Bolusporun şanlı tarihinin en önemli kilometre taşlarından biri olan Düzcesporu İzmir Atatürk Stadyumunda 3/0 yenip, bir yıl aradan sonra yeniden 1. Lige çıktığımız tarihi maçtır. Bu deplasmanda da otobüsümüz, Tahirlerin Gerededen temin ettiğimiz otobüsleriydi. Tahir ve abisi Fethi tarafından nöbetleşe kullanılan otobüsümüz, böylece Bolusporun şanlı tarihindeki yerini de almıştı. Bu maçın ve seyahatimizin tarihi öyküsünü de eski yazılarımda zaman zaman anlatmışımdır.Tahir, Bolusporun bu zaferi sonucu İzmirde bulunduğumuz sıralarda doğan biricik oğluna da Zafer ismini vermişti. Tahirde o gün mensubu olduğu TurTes firmasının hasta hacı adaylarını hastaneye getirmiş. Ne güzel bir tesadüf. Hastaları beklerken Tahirciğimle bol bol eski günleri yâd ediyoruz. Hacca gidişimiz sırasında Lütfü Hocanın uğurlu duasıyla Kınacı Un Fabrikası Tesislerinden uğurlandığımız sevgili yeğenim, cennetmekân sevgili arkadaşlarım Yavuz Kınacı ile Hacı Hayriye Kınacının oğulları Bolumuzun en genç hacılarından Tibet Kınacı ile de yine bir telefon görüşmemiz dışında herhangi bir buluşmamız olmamıştı. Tibetle Mekkede yüz yüze gelemedik ama dönüşümüze yakın Medinede apansızın karşılaştık. Mescid/i Nebevideki bir ikindi namazı sonrası meydana gelen tesadüfî buluşmamızdan sonra Tibet, otelimize gelip beni ve Aygün teyzesini ziyaret etti.Tibetle bu fotoğrafı da hemen otelimizin önündeki kaldırımda çektirdik. Bütün bu güzel hatıralar, bizlerde kutsal görevimizin birer pırıltıları olarak kaldı. Yüce Allah, bu dostluklarımızı ve güzellikleri devamlı kılsın.
YÜZ KARASI UYGULAMADA BU HAFTA
Atatürk Stadının ön tarafındaki otoparkla ilgili yeni uygulamada, aşağı yukarı Kulüp Başkanımız Necip Çarıkçının arabasından başka hiçbir arabanın alınmadığı İl Güvenlik Kurulu uygulamasını geçen hafta YÜZ KARASI BİR UYGULAMA başlıklı yazımda eleştirmiştim. Yazının sonlarına doğru, bu uygulamaya tepkimin ve gerek stat önündeki kavgalarımla, gerekse gazetedeki yazılarımın devam edeceğini söylemiştim. Bu haftada aynı uygulamanın devam etmekte olduğunu görüyorum. Demek ki benden başka hiç kimse bu işi sorun haline getirmemiş. Sayın milletvekillerimizin hiç biri maçta yoklar. Yine oraya park edilmesi gereken vasıtalardan, Sayın Cumhuriyet Başsavcımızın ve Sayın Rektörümüzün Bu iki değerli idarecimiz her ne kadar maçalara gelmiyorlarsa da/ arabalarının olmadığını görüyorum. Yine geçen hafta belirttiğim gibi Sayın Valimiz, Sayın Garnizon Komutanımız ve Sayın Jandarma Alay Komutanımız da maçta yoklar. Bolusporun maçlarını kaçırmayan Emniyet Müdürümüz Sayın Mehmet Yazıcı da gelmemiş. Belki Sayın Vali ve Sayın Yazıcı müessif helikopter kazası nedeniyle Kıbrıscıka gitmiş olabilirler. Geçen hafta dedik ya, kavgayı göze aldım diye. Tempranın halefi Ford Focusu yine giriş kapısına doğru yönlendiriyorum. Ancak, görevli Şube Müdürümüz tüm yakışıklılığı ve nezaketiyle (/ Sayın Başkanım, çok rica ediyorum. Lütfen bir sorun çıkarmayalım. Ben sizin arabanızı güzel bir yere aldırayım.) deyince asıl muhatabımın bu yakışıklı kardeşim olmaması gerektiğine inanarak, arabamı yine çok efendi trafik polislerimizin gösterdiği stadın hemen karşısındaki park yerine çekiyorum. Bu hareketim geçen haftaki tükürdüğümü yalamak manasına gelmiyor. Bakalım ayine/i devran önümüzdeki haftalar ne gösterecek