Sayın Miroğlu Boluda

Yener Bandakçıoğlu

1957 yılından bu yana Bolumuzda görevli Sayın Valilerimizle şu veya bu nedenler dolayısıyla, hiçbir siyasi mülahaza gütmeden çok dostane ilişkiler içinde olduğumu ve kendilerini her zaman saygı ve sevgi ile andığımı Bolu basınındaki yazılarımı takip eden değerli okurlarım iyi bilirler. Bu valilerimizden cennetmekan Şükrü Kenanoğlu ile Sayın Nusret Miroğlunun aynı zamanda vekaletlerini de deruhte etmiştim.Kendisi ile yukarıda söylediğim bağlamda çok iyi diyaloglarımın bulunduğu Sayın eski Valimiz Nusret Miroğlu ile Boludan ayrılmasından sonra da münasebetimiz kesilmedi. Sayın Vali, bu yıllar zarfında ne zaman Boluya gelseler, mutlaka bir dost grubu bir akşam yemeğinde birlikte oluruz. Eski günleri anar, hatıralarımızla baş başa kalırız. Sayın Valinin Bolumuzdan en yakın ve samimi arkadaşı, İstanbul Tekstil Piyasasının önde gelen kumaş tüccarlarından Orhan Uçar kardeşimdir. Vali Beyle, Orhanın samimiyeti Orhanın Vali Beyin zamanında köyü Değirmenbeline yaptırdığı İlköğretim Okulundan kaynaklanmıştır. Vali Beyin Boludaki diğer yakın dostları da Bolu Organize Sanayi Bölgesine yaptığı yatırımlarla yetinmeyip Bolunun adını Polonyada kurduğu fabrikayla da duyuran Başoğlu Kablonun sahibi Halil Başoğlu ve de Arçelik Ürün Direktörü Adnan Tüfekçi kardeşlerimdir. Bu sınıflamayı hiçbir art niyet ve kıskançlık olmadan yazıyorum. Daha sonra da ben, Eski Belediye Başkanımız Necdet Gören, Hayri İnceayan ve Mustafa Aksoyun yanında bir çok dost ve arkadaşı Sayın Valinin Boluda riyasız dostluk kurduğu çevreden bazı isimlerdir. Hafta başında Orhan Uçar kardeşimden bir telefon alıyorum: (/Yener Abi Biz Sayın Valimle Perşembe akşamı Boluya geliyoruz. Vali Bey Cuma günü İzzet Babamızı anma gününde bir konuşma yapacak. Perşembe akşamı Arçelik Sosyal tesislerinde Halil Başoğlunun misafiri olacağız.) Son günlerdeki sıkı diyetim nedeniyle bu tür yemeklere katılmıyorsam da, Vali Beyin gelişi her türlü mazeretimi ortadan kaldırıyor ve Perşembe akşamı meşhur Bayram Ustanın yönetimindeki Arçelik Sosyal tesisine gidiyorum. Yine sevgili okurlarım hatırlarlar, Bolumuzun medarı iftiharı aşçıbaşılarından olan Bayram Karataş Usta ile ilgili çeşitli yazılarım vardır. Bayram Usta çok mükellef bir masa donatmış. Başta Sayın Vali, davet sahibi Halil Başoğlu, Orhan Uçar, Necdet Gören, Adnan Tüfekçi, Hayri İnceayan ve de şehrimizin tanınmış Fizik Tedavi Doktoru Metin Kaya Alpsoy ile yine Abanat İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisindeki tedavim sırasında beni muayene etme lütfünde bulunduğunu yazdığım Ömer Polat hocamızla ayrı ayrı kucaklaşıp masada bana ayrılan yere oturuyorum. Böylesi yemeklerde biraz da gazetecilik dürtüm ve de ileride muhtemel köşe yazım için mutlaka katılanların katılış nedenlerini öğrenmek isterim. Sayın doktorlarımız, daha önce Sayın Valimizin Boluya teşriflerinde aynı masada olmadığımız yeni dostlar durumunda kaldıklarından kaş göz arasında davet sahibi Halil Başoğluna sormadan edemiyorum. (/Halilciğim. Bu kardeşlerimizin geliş sebebini söyler misin)(Yener Abi. Onlar benim çok sevdiğim kişilerdir. Hatta ve hatta Dr. Ömer Bey benim evladım gibidir. Onları da bu güzel masaya özellikle ben çağırdım.) Bir süre sonra Ak Piliçin patronu Mustafa Aksoyun dahil olduğu masamız çeşitli konu ve Bolu ile ilgili sorunların masaya yatırılması ve de eski dostluklar ve arkadaşlıklar üzerine kurulu çok samimi sohbetlerle sürüp gidiyor.Elbette ki masa, Sayın Valimize eksenli olarak sürüyor. Sayın Valinin konuşmaları sırasında sarf ettiği şu cümle benim için hayatımın en onurlu sayfalarından birini teşkil ediyor. (/Arkadaşlar, ben Boludan ayrıldıktan sonra hakkımda 2 cümlelik tek yazıyı Yener Bey yazmıştır. Kendisine medyunu şükranım. O yazıyı arşivimde saklıyorum. Ölünceye kadar da saklamaya devam edeceğim.) Elbette söz gelişi sarf edilen 2 cümle, 2 cümle değil. Hemen söze karışıyorum. (/ Ne iki cümlesi Sayın Valim Koskoca köşe yazısı.) Benim bu cevabım tüm masayı başta Sayın Vali kahkahalara boğuyor. Sayın Valinin bu hitaplarından o kadar duygulanıyorum ki bir gün sonra kendisine telefon edip, o yazımı bugünün Bolulularına hatırlatmak istediğimi ve tekrar yayınlamak arzusunda olduğunu söyleyince hiç tereddütsüz yayınlayabilirsin cevabını alıyorum. Sevgili okurlarım o yazımın bolununsesindeki sütununda yayınlanma tarihi 31 Temmuz 2000 dir. Yani aradan tam 10 yıl geçmiş. Bu on yıl içinde bir çok şeyler unutuldu ama benim kırık dökük cümlelerim Sayın Vali tarafından unutulmamış. Evet şimdi on yıl öncesine bir özet yolculuk yapalım. Fotoğraf: Soldan Sağa: Hayri İnceayan, Dr. Metin Kaya Alpsoy, Yrd. Doç. Dr. Ömer Polat, Orhan Uçar, ben, Halil Başoğlu, Sayın Valimiz Nusret Miroğlu, Necdet Gören, Adnan Tüfekçi ve Mustafa Aksoy.
Dr. ŞEMSİ ABİYİ/ ULAŞ/ KAYBETTİKBolunun yetiştirdiği en parlak zekalardan , en büyük hatiplerden Dr. Şemsettin Ulaşı Çarşamba günü kaybettik. Benim bu çok değerli hemşehrimle tanışmam 1955/ 1956 yıllarında Bolu Lisesinde ki öğrenciliğim sırasında olmuştur. 1954 yılında kurulan Bolu Lisesine 1955/56 ders yılında lise 2 öğrencisi olarak kaydımı yaptırmıştım. Okulun lisan öğretmenlerinde açık bulunduğundan o zamanların en parlak gençlerinden Dr. Şemsettin Ulaş dışardan Fransızca derslerine gelmekteydi. Herhalde gençliğinin havasından ve lisemizin tepede olmasından dolayı derslere o zamanlar pek kimsede bulunmayan motosikletle gelirdi. Her ne kadar İngilizce şubesi öğrencisi olmama rağmen Şemsi Abiyle çok yakın bir dialoğa girdik. Kendisini çok sevdik. Okula gelirken ve giderken biz öğrencilerin en büyük zevklerinden biri de onun motosikletinin arka koltuğunu kapmaktı. O tarihten ölümüne kadar bütün öğrencilerin ona hitapları hep (Şemsi Abi) olmuştur. Şemsi Abi 1960 lı/70 li yıllarda Bolu yerel politikasında bir yıldız gibi parlamaya başlamıştı. Çünkü yukarıda da ifade ettiğim gibi çok zeki, çok bilgili, mükemmel konuşma kabiliyetine haiz çok yakışıklı bir ağabeyimizdi. Bu vasıflardaki bir hemşehrimizin politikada bir yerlere gelmesi gerekiyordu. O yıllarda hemen Adalet Partisi İl Başkanı oldu. 1963 yerel seçimlerine Adalet Partisi Bolu Belediye Başkan adayı olarak katıldı. Ancak o sırada sağ cenahta bir de Ekrem Alicanın Yeni Türkiye Partisi vardı. Yeni Türkiye Partisi de Belediye Başkanlığına Cennetmekan Emin Akman ağabeyimizi gösterdi. Boluda sağ oylar kelimenin tam manasıyla bölündüğünden o seçimi CHP adayı Cennetmekan İsmail Özer kazandı. Şemsi Abi partideki bu gücüyle 1965 genel seçimlerinde Adalet Partisinden milletvekilliğine adaylığını koydu. O zamanlar adaylar şimdiki gibi genel başkanların iki dudaklarının arasından çıkmadıklarından ön seçim yapılırdı. Şemsi Abi, ön seçim günü Bolu Merkez ilçe delegelerini şimdi yıkılmış olan Karaçayırda ki Panayır Kahvesine topladı. Bolu Merkez ilçe delegeleri tam kadro Şemsi Abinin emrinde ilçelerden gelecek ön seçim istihbaratını beklemeye başladılar. Tüm delegelerin saat 5 ten önce merkez ilçe seçim kuruluna gidip oylarını kullanmaları gerekiyordu. Öğleden sonra Bolunun önemli ilçelerinden Gerededen Şemsi Abiye çok yanıltıcı bir haber geldi. O zamanki adaylardan Tahsin Dolgun, Ahmet Çakmaka nazaran çok oy almış, Ahmet Çakmakın oyları fazla çıkmamıştı. Bunun üzerine Şemsi Abi Ahmet Çakmaka oy verilmesini ve Tahsin Dolgunun kesilmesini istedi. Ancak Gerededen gelen sonuç Şemsi Abiyi fena halde yanıltmıştı. Söylenenlerin aksine Ahmet Çakmak Gerededen en yüksek oyu almış ve Şemsi Abinin Boludan verdirdiği oylarla da listenin ikinciliğini kapmıştı. Tabiatıyla AP listesinin birincisi her zaman olduğu gibi Düzceli adaydı. Bu sonuçla Şemsi Abi liste üçüncülüğüne düşmüş, o seçimde Adalet Partisi iki milletvekili çıkardığı için milletvekili olamamıştı. Kabına sığmaz yaradılışı yavaş yavaş Şemsi Abiyi Genel Başkan Süleyman Demireli de eleştirir hale getirmişti. Demireli Türkiyede ilk defa ve hiç kimsenin cesaret edemediği dozda eleştirmeye başlamıştı. İş sonunda o hale geldi ki Demirel, Şemsi Abiden kurtulmak için onu partiden ihraç ettirdi. Şemsi Abinin İl Başkanlığı sırasında en büyük başarılarından biri de yanan Erkek Öğretmen Okulunun sol bloğunu, Boluda o günlere kadar emsali görülmemiş bir toplumsal kaynaşma ve çalışmayla kısa sürede eski haline getirip öğretime başlatmasıdır. O kış kıyamette Bolu halkı, köylüsüyle kentlisiyle Şemsi Abinin liderliğinde aynı köy imeceleri gibi çalışıp okulun bacasını tüttürdüler.Şemsi Abi bir süre sonra memuriyete döndü. Bolu ve Sakarya illerinde İl Sağlık Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Ancak başına buyruk, kimseden emir almaz karakteri memuriyetinde de onu rahat bırakmadı ve de emekli olarak tekrar çok sevdiği Bolulu hemşehrilerinin yanına döndü. Bu yılları, onu hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir uğraşın sahibi olarak karşımıza çıkarmıştı. Kimsenin aklına gelmeyen bir uğraşla Donatım Pazarı diye hırdavat ağırlıklı büyük bir müessese kurdu. Burada iğneden ipliğe kimsenin aklına gelmeyen çeşitte binlerce mal vardı. Eski İş Bankası şimdiki Mavi Jeans mağazasının bitişiğindeki iki büyük dükkan tıklım tıklım mal doluydu. Şemsi Abi o parlak zekasıyla hangi malın nerede olduğunu şıp diye eliyle koymuş gibi bulurdu. Şemsi Abi ülkemiz standartlarına göre oldukça uzun bir ömür sürdü. Hayatının son senelerinde ayağındaki rahatsızlık nedeniyle evinden çıkamaz olmuştu. Sevgili eşi Fikret hanımefendiyle sevgili kızı Tomris, muhterem ağabeymize hayatının son gününe kadar gül gibi baktılar. Ama ecel dediğimiz hepimizin uyacağı kaderimiz, Şemsi ağabeyimizi de aramızdan aldı. Sevgili Şemsi Abime Yüce Allahtan rahmetler, eşi Fikret hanımefendiye kızı Tomrise, oğulları Cengiz ve Teomanla, Ulaş ailesinin tüm mensuplarına ve Bolulu hemşehrilerine baş sağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun.
HAYATTAKİ İLK AMİRİM HAKKI KIRIMLIOĞLUNU DA KAYBETTİKHer tarafımızın böyle beton binalar ve apartmanlarla çevrili olmadığı 1950 li 60 lı yıllarda Bolumuzda genellikle ahşap yapılar ve bu yapıların tahta darabalarla çevrilmiş bahçeleri ve de imrenilecek komşuluk münasebetleri vardı. Şimdilerde Becikoğlu Alışveriş Merkezine karışmış olan Tabaklar Caminin tam karşısında ki dedem Cennetmekan İbrahim Bandakçıoğlunun evinin bahçesine bitişik arkadaki Reşat Aker sokağı cepheli iki katlı küçük bina da mahalledeki herkesin sevgilisi Ali Çavuşun Kırımlıoğlu nun / eviydi. Biz babamın memuriyeti dolayısıyla daha ziyade yaz aylarında Boluya geldiğimizde bu çok sevimli komşumuzu elindeki ineği, yakınlardaki Çavuşlar tarlasında ve de Karaçayır taraflarında otlatırken görür koşa koşa gidip elini öperdik. Ali Çavuşun benim nezdimde ismi Ali Dedeydi. Başından hiç eksik etmediği kasketi, gömleğinin üzerine giydiği yeleği ile daima güler yüzlüydü. Ali Dedemi o kadar çok severdim ki ona Adanadan her gelişimizde Boluda hiç kimsenin bilmediği tatlı patates getirirdim. 1955 yılı yazında yine Boluya geldiğimiz bir sırada bazı lise ve üniversite öğrencilerinin yaptıkları gibi Karacasu orman deposunda çalışmaya başladım. Depomuzun şefi Ali dedemin oğlu Hakkı Kırımlıoğlu Abimdi. O zamanlar Bolu için tam bir imparatorluk olan orman teşkilatında Karacasu deposunun ayrı bir önemi vardı. Şimdiki orman lojmanlarının ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fizik Tedavi Hastanesinin yapıldığı büyük alanın tam ortasında depo şefliğimizin hizmet binası vardı. Çok geniş bir salonun sol taraf köşede şefimiz Hakkı Abinin masası durur sağa sola çeşitli masalarda da depo memurları ve gelen emvali deftere yazan benim gibi öğrenciler çalışırdı. O zamanlar Karacasu deposu bir alemdi. Ormandan mal getiren kamyon ve traktörlerin biri gelir biri giderdi. Mal taşıyan köylü ve şehirli nakliyecilerin en büyük arzusu depo sahasına yıktıkları emvalin depo memurları tarafından kontrolünden sonra bizler tarafından defterlere yazılıp işlerinin bitmesiydi. Burada depo memurları devreye girerdi. Depo memurları kendilerine yakın gördükleri nakliyecilerin yazımlarının biran evvel deftere geçirilmesi için icabında direk olarak icabında da kaşla gözle talimatlar verirlerdi. Depo memurlarımız içinde en disiplinlisi Paşa Köyünden cennetmekan Selahattin Ocakçıydı. Kendisinden bütün talebeler çekinirdi. Selahattin Abinin en çok üzerinde durduğu husus Paşaköyden köylüsü eski muhtar Nurettin Turan kardeşimin babası cennetmekan Muharrem Turanın işlerinin biran evvel görülmesini istemekti. Yine çok sevdiğim ve o günlerden beri sık sık karşılaştığım Yüce Allah uzun ömürler versin Hıdırşıhlar Köyünden Fevzi Aloğlu abimiz de çok ciddi olmakla beraber Selahattin Abi gibi katı değildi. Orada birlikte çalıştığımız talebe arkadaşlarımın çoğunu hatırlayamıyorum. Fakat daha sonraları orman başmüdür muavini olan değerli ve sevgili kardeşim Tuncay Tansu o günden bu güne arkadaşımdır.Yukarıda dediğim gibi şefimiz Hakkı Abi köşedeki masasında oturur elinde manyetolu telefon orman bölgelerinden gelen emvallerle ilgili raporlar alırdı. Hakkı Abinin çok davudi bir sesi vardı. O zamanki teknik imkanlara göre telefon görüşmeleri sık sık inkitaya uğrar Hakkı Abi de her kesilişte sesini biraz daha yükselterek irtibat kurmaya çalışırdı: Alo..Alo..Alo..Alo.. dedikçe biran gelir sesi bütün binayı sallamaya başlardı. İlerde Bolunun tarihini yazacak olan bilim adamları elbette ki o yıllardaki orman teşkilatımızdan da özel olarak bahsetmelidirler. Boluda ki orman okulu, orman teşkilatımız için yüzlerce Bolulu genci yetiştirmiştir. Orman okulu lise seviyesinde olmasına rağmen bu mezunların büyük hizmetlerinin onore edilmesi için kendilerine çok yerinde bir şekilde Orman Mühendis Muavinliği unvanı verilmiştir. Hakkı Abim de bu idealist insanların içindedir. Bir zamanlar sayılı bir güç olan Orman Mühendis Muavinleri zamanla azaldılar. Hakkı Abinin cenazesinde gördüğüm bu muhterem insanlar bir elin parmakları kadardılar. Eskiden cemiyetleri de vardı. Eğer yanılmıyorsam bu cemiyet de kapandı. Evet sevgili okurlarım.. Hayatımı avukatlıkla kazandığım ve memuriyetle hiç ilgim olmadığı için/ özel bir görev olan askerlik hariç/ Hakkı Abim benim devlet kurumundaki ilk amirimdir. Kendisine Yüce Allahtan rahmetler diliyorum. Kırımlıoğlu ailesinin diğer fertlerine sevenlerine ve sayıları gittikçe azalan mesai arkadaşlarına başsağlığı dilerim.