Ne maçmış be

1981 yılında oynadığımız Boluspor-Ankaragücü Türkiye Kupası final maçı aradan geçen 30 yıldan sonra tüm haşmeti ile yeniden futbolun gündemine girdi.
Sayın Yılmaz Özdil gibi Sayın Rauf Tamer gibi ülkemizin en çok okunan en meşhur köşe yazarları bu maçı yeniden gündeme getirdiler. Maçla ilgili bu değerli yazarlarımızın ve daha önceki tarihlerdeki cennetmekân Hürriyet yazarı Yavuz Gökmen in tespitlerinde 27.09.2010 günü Bolu'da Yenihayat'taki sütunumda siz okurlarımla paylaşmıştım. İnternet ve bilgisayar özürlü olduğumu sık sık yazıyorum. Meğer internet dediğimiz asrın sehrinde bu maçın ele alındığı çok güzel bir araştırma yazısı yayınlanmış. Newsweek dergisinde “Kenan Evrende şike yaptı” bağlığıyla yayınlanan bu yazı o günlerden bu güne Türk futbolunun içinde bulunduğu kauso çok güzel bir biçimde açıklıyor. Sevgili okurlarımın bu yazıdan mahrum olmamaları için bizim biraderin – oğlum Cumhur Bandakçıoğlu- gönderdiği çıkmayı noktası ve virgülüne kadar sizlerle paylaşıyorum. Ancak hepside birbirinden kıymetli olan değerli yazarlarım – cennetmekân Yavuz Gökmen hariç- bunları yazmak için niçin 30 yılı beklediklerini anlayamadığımı da yazmalıyım. Acaba Türkiye kupasının Boluspor'dan resmen gasp edilmesinin hesabı referandumdan sonra Kenan Evren ve diğer 12 Eylül darbecilerine yargı yolunun açılmasından sonra mı sorulmalıydı. Her neyse herkes düşüncesinde ve yazısında hürdür.
Kenan Evren de şike yaptı
Türk futbolunda kaos, neden sadece futbolda kaos demek değildir?
Ferruh Yazıcı - Selçuk Tepeli
2010–03–29 12:19:41

Futbol, siyaset, bahis ve şike arasındaki gayrimeşru ilişkilerin konuşulduğu günlerdeyiz. Ama futbolda bir tür şeffaflık açılımından söz etmeye de epey uzağız. Benzer durumlar daha önce de yaşanmıştı ama Türkiye futbolun temizlenmesini sağlayacak golü bir türlü atamadı. 2005'in Mart ayında TBMM'de futboldaki şike, şiddet ve teşvik iddialarını araştırmak için kurulan bir araştırma komisyonunun başkan yardımcısı ve İzmir Milletvekili Ahmet Ersin "Devlet şike yapıyor, kulüpler şike yapıyor. Federasyon şikenin içinde. Nasıl kurtarılacak bu işler? Kenan Evren de şike yapmadı mı, Ankaragücü'nü lige çıkarmadı mı" diye sormuştu. Ne ironi! Sonra o takım döndü dolaştı, askerlerle hiç geçinemeyen siyasi simalarca yönetilir oldu. AK Parti'den Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in oğlu Ahmet, Ankaragücü Kulüp Başkanı. Gökçek'lerin diğer kulübü Ankaraspor ise sezonun ilk yarısında Ankaragücü ile futbolcu alışverişi ve haddinden fazla yakın ilişkileri nedeniyle ligden düşürülmüştü.
Yine de futboldaki kaosta başrol, uzun zamandır Diyarbakırspor'un denebilir. Diyarbakırspor da aslında bir devlet projesiydi. Ama Ankara'daki hesap Diyarbakır'a pek uymadı. 9 Mart 2010'da oynanan Diyarbakırspor - Bursaspor maçındaki olaylar yüzünden (taş atma, sahaya girme vs.) Diyarbakırspor'un bir alt kümeye düşürülüp düşürülmemesi çok tartışıldı. Planlananın tersine futbolun halkı birleştirmek yerine bölmeye başlaması ve kulübün kendi haline bırakılması durumunda PKK'nın eline geçmesi ihtimalleri, hükümeti endişelendirmişti.
İçişleri Bakanlığı'ndan Genelkurmay'a, Diyarbakırspor'un ligde kalması yönünde siyasi "iyi niyet" açıklamaları yapıldı. Bu kez birlikte tekrar edelim: Ne ironi!
Sonuçta Yeşil-Kırmızılılara üç maç saha kapatma cezası verildi. Sonra üç maç da İstanbul Büyükşehir Belediyesi maçının sonundaki olaylardan dolayı ceza yedi Diyarbakırspor. Kulübün küme düşürülmemesini, Kürt Açılımı gündemdeyken Güneydoğu'nun tek temsilcisini koruyan, siyasal bir karar olarak yorumlayanlar çoğunlukta. UEFA duymasın ama, bunu normal karşılayanlar da öyle. Ve konu şimdilik kapandı. Diyarbakır hâlâ Süper Lig'de (Bir sezonda ligden atılan iki kulüp dehşet verici bir manzara olabilirdi ). Ama artık maçları sessiz ve otoritelerin istediği gibi risksiz; çünkü seyircisiz. Kaldı ki bu karar, futbolla siyasetin iç içe geçtiği son örnekti ama sonuncu olmayacak. Takımlar, olaylar ve müdahale biçimleri değişse de asker, sivil Türkiye'ye yön verenlerin gölgesi sık sık yeşil sahaya düştü. En sivri ve "inanılmaz" örnekse 12 Eylül 1980 darbesi yüzünden yaşanmıştı.
O yıl 1. Lig'de Ankara takımı yoktu ve şehrin en güçlü takımı Ankaragücü'nün 2. Lig şampiyonu olup üst lige çıkması için kollar sıvandı. Ama Ankaragücü'nün bulunduğu grupta Sakaryaspor, diğer grupta Göztepe şampiyon olup 1. Lig'e çıktı. Sarı-Lacivertliler ise ikincilikle yetinmek zorunda kaldı. Ankaragücü, artık önünde Ziraat sözcüğünü de taşıyan Türkiye Kupası'nda çeyrek finale kolay çıkmış, ama İstanbul'daki ilk maçta Beşiktaş'a 2-0 yenilmişti. Rövanşın normal süresi beklenmedik bir skorla, 2–0 Ankaragücü'nün galibiyetiyle bitti. Uzatmada Ankaragücü bir gol daha atıp Beşiktaş'ı eleyince herkes çok şaşırdı. Bu sonuçtan daha da şaşırtıcı olansa Ankaragücü Başkanı Sabri Mermutlu'nun maçtan sonraki açıklamasıydı: "Atatürk'ün yüzüncü doğum yılında Ankaragücü 1. Lig'e alınmalı".
En şaşırtıcı olan gelişme de gecikmedi. 12 Eylül yönetimi bu talebi kabul etti. Bir 2. Lig takımının Türkiye Kupası'nı kazandığı takdirde 1. Lig'e alınmasını öngören düzenleme gündeme getirildi. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yetkilileri itiraz edince Ankara'nın güçlüleri finali beklemeyi tercih etti.
1. Lig'e çıkma umudu ve motivasyonu, yarı finalde Fenerbahçe ile karşılaşan Ankaragücü'ne güç kattı. 22 Nisan 1981'de İstanbul'daki karşılaşmayı 1-0 kazandı Ankara temsilcisi. Ertesi günkü gazeteler Ankaragücü'nün attığı golün ofsayt olduğu ve Fenerbahçe'nin bir penaltısının verilmediği konusunda birleşmişti, ama rövanş 1-1 bitince Ankaragücü finale çıktı.
Finalin ilk maçını Boluspor'a karşı Ankara'da oynayan Sarı-Lacivertliler maçı 2-1 kazandı ve rövanşı da 0-0 bitirip Türkiye Kupası'nı kazandı. Ama Bolu'da oynanan ikinci karşılaşmanın son dakikalarında Boluspor'un uzaktan attığı gol hakem Sadık Deda tarafından sayılmadı. Golün geçerli kabul edilmemesi de saha dışındaki oyuncuların eseriydi. Dönemin Boluspor Başkanı Yener Bandakçıoğlu 8 Ağustos 2005'te Bolu'nun Sesi gazetesine verdiği demeçte "Zamanın Futbol Federasyonu Başkanı (Yılmaz Tokatlı) ve zamanın meşhur hakemi Sadık Deda, zamanın güçlü ve kudretli ihtilal lideri Kenan Evren'in buyruğunu tam itaakârlıkla yerine getirmişlerdir. Bu dünyada değil ama yarın ruz-ı mahşerde Sayın Kenan Evren'den alacaklıyım" diyecekti.
Maçtan sonra Başkan Mermutlu takımının Atatürk'ün 100. doğum yıldönümünde 1. Lig'e alınmasını hak ettiğini daha vurgulu ifade ediyordu. Devlet Başkanı Kenan Evren ise 19 Mayıs törenlerinde "Ankaragücü'nün yeri 1. Lig" demiş, sezonun 1. Lig Şampiyonu Trabzonspor ile oynayıp kazandığı Devlet Başkanlığı Kupası'nı Sarı-Lacivertlilere verirken bu emri tekrarlamıştı. Durumdan vazife çıkartan Futbol Federasyonu Başkanı, emekli General Yılmaz Tokatlı derhal başkent takımının 1. Lig'e alındığını açıkladı.
Başkent takımı iki gruplu 2. Lig'de kendi grubunda ikinci olmasına karşın kupayı aldığı gerekçesiyle 1. Lig'e çıkartılınca bazı 2. Lig takımları harekete geçti. Ankaragücü'nün grubunda ikinci olan Samsunspor, 1.Lig'e alınması için Atatürk Kurtuluş Savaşı'nı Samsun'da başlattığı gerekçesiyle Federasyon'a başvurdu ama değil Erzurum Kongresi'nin, federasyonun toplanmasını bile sağlayamadı.
Haziran başında açıklama Gençlik ve Spor Bakanı emekli korgeneral Vecdi Özgül ile Futbol Federasyonu Başkanı Tokatlı'dan geldi; "1. Lig en fazla 17 belki 18 takım olabilir ama fazlası mümkün değil". Mesaj açıktı; "kurallar ve uygulamalar sadece Ankaragücü için değiştirilecek." Oysa kulaktan kulağa yapılan eleştirilerde darbe mantığıyla asıl yapılması gerekenler sıralanmaktaydı. Bağımsızlık savaşının iki önemli kongresine sahne olan Erzurum ve Sivas'ın futbol takımları başta olmak üzere, düşmana karşı koyan bütün yerleşimlerin takımları da 1. Lig'e alınmalıydı! Çoluk çocuk, kadın erkek işgale karşı koyan Maraş'ın; hatta Birinci Dünya Savaşı'nda Atatürk'ün bizzat cephesinde yer aldığı Çanakkale'nin 2., 3. liglerde işi neydi? Mudanyaspor, Kütahyaspor, Eskişehirspor kaderine terk edilirken; İnönüspor'un, Dumlupınarspor'un varlığı bile sorgulanmazken; Altay, Karşıyaka, İzmirspor, Altınordu gibi (1. Lig'deki Göztepe dışında) işgale uğrayan İzmir takımları alt kümelerde bin bir mücadele verirken bu, olacak iş miydi? Kurtuluş Savaşı'nda meydan muharebesine sahne olan ve bileğinin hakkıyla o sezon Ankaragücü'nün önünde yer alıp 1. Lig'e çıkan Sakarya boşuna mı mücadele etmişti? Ama bu takımlar için de prosedür zorlanırsa ülkede başka karışıklıklar çıkar diye, yönetmeliklere sadece bir hüküm eklendi. "Türkiye Kupası'nı kazanan 2. Lig takımları doğrudan 1. Lig'e çıkmaya hak kazanır. Bir takım Türkiye Kupası'nı kazandığı takdirde küme düşse de o sezon kümede kalır". Bu hüküm yüzünden 1985-1986 sezonunda ortalık bir daha karıştı. Bursaspor Türkiye Kupası'nı kazanıp 1. Lig'in sonunda düşme hattında yer alınca 1. Lig bir sezon sonra 17 takımla oynandı. Sonunda darbe döneminin "Ankaragücü yönetmeliği" değiştirildi ve kupa-lig bağlantısı kaldırıldı.
Neyse, bunlar unutuldu gitti. Zaten Turkcell Süper Lig'in ilk yarısında, Bursa'daki Diyarbakırspor maçında yaşananlar, Lig'in ikinci yarısında Diyarbakır'daki rövanşta yaşanan şiddetin gölgesinde kaldı. Ama ilk maçta gözden kaçan, ilginç bir durum daha vardı. İki hafta önce bizim derginin Periskop bölümünde yer alan bu durumu, kaçıranlara hatırlatmak gerek. O maçta bazı Bursasporlular "Apo'lu, sinkaflı" bir tezahüratı maç boyu söylemiş, üzerlerine taş da attıkları Diyarbakır'lıları ikinci maç için yeterince kızdırmıştı. Ancak "bu vatan bölünmez, bu böyle biline" diye başlayıp küfürlerle devam eden tezahürat, kaderin bir cilvesi olarak, Ahmet Kaya'nın "Bahtiyar" adlı şarkısının melodisi üzerine yazılmıştı. Belli ki Kaya'nın, "Diyarbakırlıymış, adı Bahtiyar" dediği şarkının melodisi birçok takımın tezahüratında kullanıldığından dikkat çekmemişti. Ama bu son ironik durum, Türkiye'de futbol, siyaset ve kültür ilişkilerinin ne kadar karmaşık olduğunun da göstergesiydi.