Mete Ferah’ın açıktan üniversite matematik profesörlüğüne atanmasını öneriyorum

Yener Bandakçıoğlu

     Bolu aşığı, Bolu’nun doğasına ve de özellikle Abant’ına meftun sevgili kardeşim Mete Ferah’ın Bolu Ekspres Gazetesi’ndeki yazılarının çoğunluğunu Abant ve Abant’ın dünya literatürüne endemik balık olarak girmiş Abant Alası teşkil eder. Mete bu hafta başındaki yazısını da yine Abant’a ve Abant Alası’na ayırmış. Konu Çevre ve Orman Müdürümüz Sayın Sezgin Akay’ın fotoğraflı olarak yerel basında yayımlanan Abant’a bırakılan Alabalık yavruları ile ilgili. Malum Çevre ve Orman Müdürlüğü her yıl Abant’a Trabzon’un Maçka ilçesinde üretilen Alabalık Alası yavrularını bırakmaktadır. Bu yıl Bolu’nun hissesine 900 bin Alabalık yavrusu düşmüş. Bunlardan 200 bini Abant’a 700 bini de Yedigöllere bırakılmış. Bu konuda daha önce de bir iki yazı yazmıştım. Mete’nin bu haftaki yazısı o kadar güzel ki bu yazıdaki matematiksel gerçekler bugüne kadar yalanlanmadığına göre biz de Mete’nin gerekçelerini kabul etmek mecburiyetindeyiz. Mete’yi yazısından sonra yanında kardeşi Metin Ferah da olduğu halde İzzet Baysal Caddesi’nde gördüm ve kendisini “ Matematik Profesörü” olarak ilan edeceğimi söyledim. Şimdi bu sözümde duruyor ve Mete’nin Matematik Profesörlüğünü niçin ilan ettiğimi sizlerin de o yazıyı noktası ve virgülüne kadar okumanız dileğiyle sunuyorum. İşte Mete’nin yazısı:

200.000 ALABALIK YAVRUSU!
Geçtiğimiz günlerde yerel basınada yansıyan ve Bolu’muzun tek olan yerel televizyonundada görsel olarak da yayımlanan, Trabzon ilinin Maçka ilçesinden getirtilen alabalıkların Abant gölüne ilgililerce bırakılışlarını izledik. Trabzon ili Maçka ilçesi üretim istasyonundan gelen alabalık yavrularının 200.000 adedinin Abant gölüne, 700.000 adedinin de, Yedigöller’e bırakılacağı yine ilgililerce açıklandı.

Benim anlayamadığım 900.000 adet yavru alabalığın, Trabzon ilinden Bolu’muza nasıl sağ salim gelebildikleri. Trabzon ile Bolu ara mesafesi aşağı yukarı 1.000 kilometre. Bu kadar yolu yavru alabalıkları taşıyan vasıta acaba kaç saatte gelebiliyor? Bir kamyonun ortalama hızı saatte 70 kilometre olsa 15 saat kadar sürer. Bu yavru alabalıkların, 20-25 tonluk bir kamyonla getirildiğini düşünürsek, 20-25 metre küp suyun içinde geldiğini kabullenmemiz gerekir. İşte işin püf noktası, aşağı yukarı 15 saat yolculuk yapacak yavru alabalıkların yaşayabilmeleri için, BİR METRE KÜP SUYA, KAÇ YAVRU ALABALIK konulabilir? Bu yavru alabalıkların ZAYİAT vermeden, bu kadar yolu aşabilmeleri için ne kadar OKSİJEN verilmesi gereklidir? Alabalık yetiştiriciliği ve yavru alabalıkların nakledilmesi konusunda uzman olanların bu konu için yapacakları açıklamalar çok önemli!

900.000 yavru alabalığın nasıl sayılabildiği ise tam bir bilmece, yavru alabalıklar için ortalama adedi şu kadar denilse eh diyeceğiz, fakat kesin olarak Abant gölüne 200.000 adet, Yedigöllere 700.000 adet denilince gayri ihtiyari şüphe ile bakıyoruz. Bir taraftanda şöyle düşünüyoruz, Abant gölüne birkaç senedir yavru alabalık bırakılıyor. Abant gölüne bırakılan yavru alabalıkların eğer dörtte bir yaşıyor olsa, Abant gölü ALABALIKLA dolu olması gerekmez miydi?

200.000 yavru alabalığın dörtte bir yaşamış olsa bir yetişkin alabalığı 200 gram ağırlığında sayarsak 45.000 x 200 = 9.000.000 gram yani 9.000 kilogram alabalık yapmaz mı? Bu yavru alabalık bırakılma işide birkaç senedir devam ettiğine göre, Abant gölündeki alabalık sayısının gözle görülür bir şekilde artmış olması gerekmezmiydi? İster istemez insanın aklına acaba gelen yavru alabalık adedi abartılıyor mu acaba diye geliyor.

Bütün bu düşüncelerin ortadan kalkması için, bir yetkili uzmanın, bir ton su içinde şu kadar oksijen verilirse, şu sayıda yavru alabalık bu kadar yolu ZAYİATSIZ gidebilir diye bir açıklama yapması gerekliliği olduğu kanısındayım. Çünkü geçmiş senelerde Yedigöllerde yavru alabalık üretildiği zamanlarda, Yedigöllerdeki yavru alabalık üretim yerinden Abant gölüne nakledilen yavru alabalıkların bir kısmının ZAYİ olduğu söylenirdi.

İşin asıl araştırılması gereken yönü ABANT ALASI Trabzon’da üretilebiliyorda neden asıl yeri olan Bolu’da üretilemiyor bunun ciddi olarak soruşturulması gerekmezmi? Bolu’da alabalık üretimi yaparak pazarlayan birçok işletme var, herhalde bu işletmeler yavru alabalıkları satın almayıp kendileri üretiyorlardır değil mi?
Şimdi söz artık Çevre ve Orman Müdürlüğü ile Sayın Valiliğimizde. Herhalde bu konunun doyurucu bir açıklaması olmalı.

BİR “İSTEMEZÜK” DE BENDEN
Bu hafta sütunumu doldururken Bolu Ekspres refikimizden epey lojistik ikmal aldım. Mete Ferah’tan sonra şimdi de sıra Bolu’nun en velüt kalemi, gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İmdat Aslan’da. İmdat, “Elbetteki Biz Bunları İstemezük!!!” başlıklı yazısında Bolumuzun meşhur sorunlarını 28 komprime paragraf içinde o kadar güzel anlatıyor ki. Bolu’nun sorunlarına duyarlı herkesin bu “ istemezük” leri okuması lazım. Bunlardan bir iki tanesini seçiyorum:
“ Seçilmişlerin en yakınlarına ait olan dev ekranların kentin orta yerine güverte dubası gibi kurulmasını istemezük…”
“ Kentin Valisi ile Daire Müdürleri ile, bürokratları ile, seçilmiş siyasileri, milletvekilleri ve gazetecileri ile devamlı kavga eden ve mesailerini bunlara harcayan yöneticileri istemezük…”
İmdat kardeşim bazı şeylere istemezük der de, ben durur muyum? Alın size benden de bir istemezük: Osmanlı Tarihi’nin en namlı sadrazamlarından Sokullu Mehmet Paşa’nın diğer bir ismi olan “ Tavil Mehmet Paşa” caddesini “Tahvil Mehmet Paşa Caddesi” olarak yazan gazetelere benden de istemezük. Daha önceleri de Tavil Mehmet Paşa’nın boyunun uzunluğu dolayısıyla bu namla anıldığını Sokullu Mehmet Paşa’nın bir diğer ismi olduğunu yazmıştım. Görüyorum ki İmdat Aslan’ın Genel Yayın Yönetmeni olduğu Bolu Ekspres Gazetesi ile Bolu Gündem gibi ciddi bir yayın organımızda da aynı hata yapılmaktadır. Bir kez daha tekrarlıyorum. “Tavil” uzun demektir. “Tahvil” ise faizli borç senedidir. Tahvil bilindiği gibi ekonomik bir tabir olup yaşantımıza son yıllarda girmiştir. Sayın Genel Yayın Yönetmeni’ne saygı ile duyururum.
“Eski tüfekler” atışlara devam ediyorlar.

     12 Haziran Genel Seçimleri’nden önce CHP’de yaptıkları çalışmalar ( Benim bu çalışmalara katılmadığım bilinmektedir) şimdi çoktan CHP’den ayrılmış olan milletvekili adayımız Hakkı Fidan tarafından “ Eski Tüfekler” olarak adlandırılan CHP eski İl ve İlçe Başkanları ile kıdemli CHP’liler seçim çalışmalarının yorgunluğunu dünya cenneti Gölcük’te çıkardılar. Eski Tüfekleri eşleriyle birlikte, Kalıcı Konutlar’daki Biber Restaurant’ın sahibi eski İl Başkanı Cahit Çıngı misafir etti. Gölcük’ün muhteşem atmosferinde olası seçimler için oksijen depolayan eski tüfekler hayatlarından son derece memnundular. Fotoğrafta solda oturan ben ve soldan ayaktakiler ; Nihat Başer, Raşit Aydın, Mehmet Karakaya, Necdet Gören, Cahit Çıngı. Oturanlar; Kemal Alemdar, Ahmet Özcan, Kazım Karsu ve Mustafa Hızarcı görülüyor. Muhterem hanımefendiler Gölcük turuna çıkmışlar. Gölcük’e çıkıp da gelen binlerce kişiyi görüp içinizin dağlanmaması mümkün değil. Ana bina kapalı ve istikbali meçhul. Bu konuda eski tarihlerde epey kalem oynattık ama herhalde yeni bir yazı daha kaleme alacağız. Gölcük bu haliyle Bolu Turizminin bir yüz karası. 

Sinan Alayoğlu’nu kaybettik
     Boluspor’un Türk Futbolu’na hediye ettiği, gelmiş geçmiş en büyük santraforlardan Sinan Alayoğlu’nun dün İstanbul’da toprağa verildiğini Bolununsesi’ndeki eski patronum Kamuran Alagözoğlu’nun telefonu ile öğrendim. 

     Sinan’ı 1970’li yıllarda Kırşehirspor’dan almıştık. O yıllarda Sinan’ın nasıl takip edildiğini hatırlamıyorum. Ancak Sinan’ı Bolu’ya o zamanki başkanımız cennetmekan Kamil Bilgihan’ın yakın adamı, özel kalem müdürü gibi çalışan Ergün Dalsar’ın getirdiğini bilirim.

     Sinan Boluspor’da kısa sürede yıldız haline geldi. Ancak bu şöhreti, yanında disiplinsizliği de getirdi. Yönetim olarak bir iki kez Sinan’ı kadro dışı bırakma kararı aldık. Fakat zamanın teknik direktörü Valeri Neagu yalvar yakar Sinan’ın bu cezalarını affettirmiştir. Neagu’ya göre Sinan sahada 90 dakika dolaşsa bile ayağına gelen fırsatı gole çeviren ve Boluspor’u galip getiren bir futbolcuydu. Sinan’ı Boluspor’da tutamadık ve Beşiktaş’a sattık. Daha sonra Beşiktaş’tan da Zonguldakspor’a gitti. Ama Boluspor’daki huzurlu ortamı o takımlarda bulamadı. Yeniden Boluspor’a dönmek istedi. Benim yönetimden ve genel sekreterlikten ayrıldığım 1978 yılının yaz aylarındaki dört aylık kısa devreli yönetim Sinan’ı tekrar Boluspor’a almak istemedi. Sinan’ın Bolu’ya dönüşünü engelleyen kişi olarak o zamanın yöneticilerinden Servet Vardallı abimiz bazı taraftarlar tarafından evinin kapısının önünde dövüldü. Bu olay Boluspor’un o zamanki tarihinde çok önemli bir temel taşıdır. Ben 1978 Kasım ayında Boluspor Başkanlığına seçildim ancak o olay dolayısıyla Sinan’ın Boluspor defteri kapanmıştı.

     Sinan Boluspor’daki günlerini hiçbir zaman bulamayarak o harikulade futbolunu noktaladı. Bir süre sonra futbolu bıraktı. İstanbul’un meşhur lokantalarından birinde müdürlük yapmaya başladı. Daha sonraları taksi işletmeciliği yaptığını duyar olduk. Kamuran’ın telefon ettiği saatte cenazesine katılmamız mümkün değildi. Boluspor’un Şanlı Tarihi’nin temelini atan futbolcularımızdan biri olarak Sinan’a Yüce Allah’tan rahmetler, tüm aile efradına sevenlerine ve Boluspor camiasına başsağlığı diliyorum.