MEKKEDE OSMANLI YADİGÂRI

Yener Bandakçıoğlu

Haçla ilgili satırlarımıza bu haftada devam edelim.
1517 yılında büyük Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından kazanılan Ridaniye Meydan savaşından sonra o zamanki halifeliği temsil eden Memluk hanedanının yıkılışından sonra Hicaz topraklarının da Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine geçtiğini biliyoruz. Yine bilindiği gibi Yavuz Sultan Selim, bu zaferiyle İslam dininde çok kutsal bir görev olan Halifeliği de üzerine almıştı. Osmanlı İmparatorları o tarihten sonra Cumhuriyetin İlanı ve Halifeliğin kaldırılmasına kadar da tüm Dünya Müslümanlarının dini lideri sıfatını taşımışlardı.

Bu bölgedeki Osmanlı hâkimiyeti taa 1. Dünya savaşı yıllarına kadar devam etmişti. Bu 400 yıllık Osmanlı hâkimiyeti sırasında Osmanlı Padişahlarının şimdiki Suudi Arabistana yani Hicaz bölgesine ne kadar önem verdiklerini ve yardımda bulunduklarını tarih kitapları uzun uzun yazar. Hicaz, Osmanlı hâkimiyetinde kavgasız gürültüsüz yıllar geçirmiştir. Ne var ki neredeyse bütün Dünyaya yayılan İngiliz Emperyalizmi tüm Ortadoğu gibi Arabistana da el atmış İngilizlerin kışkırtmalarıyla Araplar Osmanlı askerlerini yani din kardeşlerini arkadan vurmakta hiçbir beis görmemişlerdir. Şimdiki Ürdün Kralının büyük dedesi olan ve Osmanlılar tarafından Mekke Emirliğine atanan Şerif Hüseyin İngilizlerle iş birliği yaparak Osmanlıyı arkadan vurmuş ve Hicazda istiklalini ilan etmiştir. Ne var ki Şerif Hüseyin, Arabistan yarımadasının Basra Körfezi ve İran taraflarına yakın olan Nect bölgesinin tanınmış sülalesi Suudlarla başa çıkamamış ve yenilerek Arabistandaki hakimiyeti Suudlara kaptırmıştır. Şimdiki Kral Abdullahın Babası olan Abdülaziz El Suud Suudi Arabistan Krallığını kurmuştur. Halen bu krallık Suud ailesi fertlerince yönetilmektedir. Saltanat, aile içindeki en büyük erkek evlada geçmekte ve en büyük erkek evlat kimse, o kral olmaktadır. Suudları kendine özgü kuralları bulunan Vehhabi Mezhebine müntesip olduklarını da biliyoruz. Bu mezhebin bilhassa ölülerle ilgili çok katı kuralları bulunuyor. Ancak biz bu satırlarımızın esprisi içinde daha fazla teferruata giremiyoruz.

Osmanlıların tarih boyunca Mekkeye ve Medineye özel bir önem verdiklerini yazmıştık. Ancak tarihe ve Osmanlıya olan hınçlarından ötürü Suudların Osmanlıdan kalan eserleri hiçbir şekilde kabullenemediklerini de oraya giden Türk müminler büyük bir üzüntü içinde görmekteler. Osmanlının büyük paralar sarf ederek taa Medineye kadar getirdikleri Hicaz Demiryolu 1. Dünya Harbi sırasında muhtelif bölgelerden havaya uçurulduğu gibi Mekkede de birçok Osmanlı yadigârı yerle bir edilmiştir. Bunun en son örneklerinden birini 45 yıl önce Kâbenin yanındaki ve o zamana göre Kâbeyi korumak için yapılmış olan Ecyad Kalesinin yerle bir edilmesinde görmüştük. O zaman tüm Türkiye ayağa kalmıştı ve Hükümetler arası temaslar yapılmıştı. Ama gel gör ki Ecyad Kalesi yerle bir edildi. Şimdilerde Mekkeye ve Kâbeye gidenler Ecyad Kalesi yerine muazzam bir Gökdelenin dikildiğini bu gökdelenle Kâbenin adeta kuşatma altına alındığını da görüyorlar.

Bu defa Haç görevimiz nedeniyle kaldığımız Mekkenin Maabda bölgesinde de Osmanlıdan kalma ama yıkılmayı bekleyen boynu bükük ama çok güzel iki eser daha gördük. Burada yine çok güzel bir kışlayla bu kışladaki askerlerin karargâhı olarak kullanıldığını zannettiğimiz nefis bir mimariye sahip karşılıklı iki binayı görünce gözlerimiz bir kere daha nemlendi. Mekkenin en işlek caddelerinden birinde olan bu iki ecdat yadigârı içten içe yakılmış adeta yıkılması teşvik edilen bir pozisyona getirilmiş. Kapılar kapalı içleri çöplük hanelere dönüştürülmüş. Buraya herkes Osmanlı kışlası diyor. Kışlanın karşısında, karargâh binasının da hemen yanına şu anda ismini bilmediğim ama onunda kraliyet ailesinden biri olması gerekiyor Taif emiri tarafından çok güzel bir camii yapıldığını bu camiinin de Türk Hacıları arasında Osmanlı Camii diye anıldığını da ilave edelim. Suudlar acaba camiye başka bir isim vermiş olabilirler mi ki. Önceki yazımda aşırı kalabalık dolayısıyla vakit namazlarımızdan çoğunu Maabda bölgesindeki yerel camilerde kıldığımızı yazmıştım. Hilal Turizm mensupları olarak büyük çoğunluk vakit namazlarımızı ekseriya bu camide kıldık. Suudi Arabistanda, Ezanlarında çok kötü bir şekilde okunduğunu ve kulaklarımızı tırmaladığını yazmıştım. Camiye gide gele beliren cemaat arkadaşlığı sonucu Eskişehir kafilemizin değerli başkanı Eskişehirin ve Türkiyenin en tanınmış hafız ve mevlithanlarından Eskişehir Vişnelik Camii emekli imamı Hamdi AYDIN hocamızın bir defaya mahsus olmak üzere yatsı ezanı okuması camii imamınca kabul edildiğinden bir kere de olsa kulaklarımızın pası siliniyor.

Diyanet İşleri Başkanlığımızın ve özel seyahat şirketlerimizin Mekkede ve Medinede büyük yatırımları var. Aylarca önceden hazırlıklar yapılıyor. Binalar tutuluyor. Yüzlerce personel ve vasıta Suudi Arabistana gönderiliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımızın Suudi Arabistan Kralı Abdullah ile ne kadar samimi olduklarını bildiğimizden acaba diyorum yapılacak temaslar sonucu Mekkede ki boynu bükük Osmanlı kışlası ve karargahı Diyanet İşleri Başkanlığımıza verilemez mi Bu temennimizin yüzde bir ihtimalle de olsa gerçekleşmesi halinde buralar Diyanet işlerimiz için idare binası, Hastane vs. gibi hizmetler için çok güzel bir biçimde düzenlenebilir. Hem o kötü manzara ortadan kalkar hem de o binaları yapan ecdadımızın aziz ruhları şad olur.