KÜSLERDEN İLK BARIŞANI ALLAH(C.C) İLK OLARAK CENNETİNE KOYAR Hadis/i Şerif

Yener Bandakçıoğlu

Geçen haftaki yazımın sonunda Özel açıklamam başlıklı dipnotumda şu satırlarım vardı:(Yüce dinimiz dargınlıkları da yasaklamaktadır. Ama insan olarak bazı beşeri zaaf ve düşüncelerle aramızda dargınlıklar olmaktadır. Ben de arada sırada bazılarıyla darılmaktayım. Aslında bu hafta bir süredir dargın olduğum iki kardeşimle barıştığımı yazacaktım. İnşallah önümüzdeki hafta bu barışmaya da bir nebze değineceğim)
Dediğim gibi, iki değerli kardeşimle dargınlığımın sona erişini, aslında geçen haftaki yazıma konu edecektim. Ancak 10.02.2010 günü Abant İzzet Baysal Üniversitesi Hastanesi bahçesinde geçirmiş olduğum kaza önceliği aldı. Zaten biz köşe yazarlarının böyle avantajları ya da dezavantajları oluyor. Bazı haftalar istediğinizi yazıyorsunuz. Bazı haftalar da istemediğinizi yazıyorsunuz.
Lafı uzatmadan asıl konumuza dönelim. Bu sütunları devamlı takip eden okurlarımın ya da Bolu gündemini diğer basın organlarından ve de Köroğlu TV den takip eden hemşehrilerimin bildikleri gibi, içeriğini ve de gelişmelerini çok yazdığım için burada tekrarlamayacağım nedenlere göre Temmuz 2009 tarihlerinden bu tarafa değerli kardeşlerim Bolu Belediyesi Basın/Yayın/ Halkla İlişkiler sorumlusu Gökhan Aydın ile Bolu Detay gazetesi Yazı İşleri Müdürü Eyüp Bektaşa darılmıştım. Günler günleri kovaladı dargınlık devam etti. Tahmin ediyorum bu meyanda bu değerli kardeşlerimin kalplerini birkaç kez daha kırdım. Ama 08.02.2010 günlü Bolu Refikimizde Gökhan Aydın kardeşimin yazısını okuyuncaya kadar. Zaten bu konuyla ilgili Nil Erdem kardeşimin Bolu Detaydaki Borazancıbaşı yazısı da beni bir hayli etkilemişti. İlk adımın gençlerden gelmesini bekliyordum.
Gökhan şunları yazmış:
Geçen hafta Bolusporumuzun maçını izlemek için Kocaeline gitmemden dolayı köşe yazısı yazamamamdan dolayı, gecikmiş bir konuyu bu haftaya bırakmak zorunda kaldım.
İki hafta önce Boluda Yeni Hayat Gazetesini elime aldığımda Yener Abimizin köşe yazısını yine her kelimesine kadar keyifle okudum. Şahsımla ilgili yaptığı tespit ve eleştiriler Yener Abimizin bize karşı düşündükleridir.
Sakın ha bu yazıya cevap vereceğim zannetmeyin. Bu konudan bahsetmemin sebebi Yener Abimizin yazısı sonrası beni arayan dostlar, mutlaka bu yazıya cevap vermem gerektiğini ifade ettiler. Ve Ben de cevap veriyorum.
Evet Yener Abi bir kardeşin olarak 15 yıllık bir Abi/Kardeş geçmişimiz bulunmaktadır. Geçmişe baktığımda aynı kurumda kader birlikteliği yapmamızın dışında, rahmetli Babamın cenazesi gibi en acı günümde, düğünümde ise yani en mutlu günümde ise hep siz vardınız. Yani sözün özü Yener Abim büyüğümdür. Hem sever, hem döver. Bu ikimizin arasında Abi/Kardeş ilişkisidir ve kimseyi de ilgilendirmez. Yener Abim ne söylemişse, ne yazmışsa doğrudur.)
Bu satırlardaki olgunluğa bakar mısınız Gökhan, hem beni onore ediyor hem de aramızdaki tartışmanın ve dargınlığın devam etmesini ellerini ovuşturarak keyif içinde bekleyen bir kısım dostlarına da bir vefa dersi veriyor.
Yazının çıktığı gün tesadüfen Belediye Meclis toplantımız vardı. Her zaman dargınlıktan kaynaklanan bir tepkiyle karşı karşıya gelmekten özellikle imtina ettiğim Gökhana büyük bir içtenlikle (/ Bugünkü yazıyı sen mi yazdın diye sordum. Elbette onun yazdığını biliyordum ama bir kere daha teyit almak istedim. Gökhancığımın (evet ben yazdım) deyip elimi öpmesi üzerine ben de kendisine sarılarak (/ O halde ben de seni affediyorum) dedim. Tabiatıyla Gökhanla barışmanın sonucu Eyüp Bektaş kardeşimle de barışmış oldum.
Hayatının sonbaharını yaşayan ve Hac görevini yapan bir mümin için dargınlığın ne kadar büyük bir günah olduğunu bilirim. Bu dargınlık sürecinde sık sık büroma gelen ve doyumsuz sohbetler yaptığımız Kadı Camii İmam Hatibi A. Kadir Ergül hocamızdan da Müslümanlar arasındaki dargınlıklarla ilgili çok örnek Ayet ve Hadisleri dinledikçe, için için bu dargınlığın sona ermesini dilemekteydim. Ancak, gerek Gökhan ve Eyüple aramızdaki yaş farkından kaynaklanan bir bencillik ve gerekse dargınlığa onların sebep olması nedeniyle bir türlü ilk adımı atamamıştım. Bu arada şunu da samimiyetle ifade edeyim ki geçen hafta geçirmiş olduğum kazadan kurtulmam üzerine hemen aklıma bu kardeşlerimle barışmış olduğum geldi ve bana bu imkanı veren Yüce Allahıma şükürler ettim.
Yine beşeri zaaflar sonucu dargınlık ölçüsünde olmasa da bazı kişilerle kırgınlığım devam etmektedir. Bunlarla da en kısa sürede aramızın düzelmesini bekliyorum. Yüce Peygamber Efendimizin müjdesine nail olan Gökhan ve Eyüp kardeşlerime teşekkürler. Bu konuda beni devamlı uyaran A.Kadir Ergül hocamıza da teşekkürler.

VİLAYET KONAĞINA ÜST DÜZEY KORUMA ÖNLEMLERİ(!)
Son günlerde, vilayet konağına karşı terörist saldırılar(!) yapılacağı konusunda ciddi duyumlar alan ilgililer bir dizi önlem almaya başladılar. Vilayet konağının ön tarafı adeta kale burçları gibi kulelerle çevrildi. Tam bir zevksizlik örneği olan bu kuleler vasıta sahiplerinin konağa yaklaşmasına mani oluyor. Ama görüntüleriyle Bolunun en görkemli binasının estetik güzelliğini de yok ediyor.
Bu arada yeni uygulamanın en çok bana zararı olduğunu düşünüyorum. Artık ayak ağrılarım nedeniyle Ford Focusu bakalım nereye çekeriz. Görelim bakalım Mevlam neyler/neylerse güzel eyler

Fotoğraf: Yeni kurma kulelerimiz bütün çirkinliğiyle vilayet konağını koruma altına almışlar.

HACI AHMET UZUNÖZÜ KAYBETTİK
Hafta başında Bolumuz yine acı bir haberle sarsıldı. Büyük küçük herkesin tanıdığı, hiç olmazsa hayatında bir defa dükkanından alışveriş ettiği Hacı Ahmet Uzunöz, Hakkın rahmetine kavuşmuştu.
Baharatçı namıyla ünlenen ve yıllarca Boluya hizmet eden Ahmet abimle Tabaklar mahallesi komşuluğumuzdan da kaynaklanan çok eskiye dayalı merhabamız olmasına rağmen, kendisi ve muhterem eşleri Hikmet Uzunöz hanımefendiyle 2007 Umre ziyaretimizden sonra daha bir yakınlaştık. Bu ziyaretin sonunda gerek bizim kafilemizdeki kimi dostlar gerekse içlerinde Uzunöz ailesinin de bulunduğu daha önceleri Umre ve Hac görevlerini ifa eden büyüklerimiz, kendisine Şıhhım diye devamlı hitap etmekten keyif aldığım Hacı İsmail Kırcalı nın organizesinde, meşhur Zeki ve Burhan Hocalarımızın ve de şu anda Diyanet İşleri Başkanlığında Tayin Şubesi Müdürü olan Ergün Yücel Hocamızın rehberliklerinde 15 gün ara ile toplanıyoruz.
Ahmet Uzunöz ve muhterem eşleri bu toplantıların olmazsa olmazlarındandı. Ahmet Abi çok sağlam hafızası ile Bolunun canlı bir tarihi gibiydi. Ayrıca günün siyasi, sosyal ve ekonomik olaylarına çok sağlam irdelemeler yapardı. Yukarı Çarşıdaki küçük baharatçı dükkanını hayrülhalef oğlu Ömer kardeşimin de katkılarıyla Türkiye çapında bir baharat merkezine dönüştürmüştü. Ahmet Abi son yıllarda Sirke imalatına da başlamış bu konuda da güzel bir ivme yakalamıştı. Hatta bir ara Bolumuzun meşhur markası Kalleşlerin Ünlü Sirkelerini satın aldığı da söylenmişti.
Bu muhterem insan bir süredir rahatsızdı. Tıbbın her türlü imkanlarıyla tedavisi yaptırılmışsa da Ecel dediğimiz ilahi kanun, hükmünü icra etti. Aziz naaşını 15.02.2010 Pazartesi günü ebedi istirahatgahına tevdi ettik. Günlerden Pazartesi yani esnafın iş günü olmasına rağmen cenazesinde çok görkemli bir cemaat vardı. Herkes arkasından güzel konuştu. Güzel dualar etti. Sevgili dost ve abime Yüce Allahtan rahmetler diliyorum. Muhterem eşleri Hikmet hanımefendiye oğlu Ömer kardeşime kızı Hatice Onural kardeşime ailenin tüm büyük ve küçük mensuplarına başsağlığı dilerim. Bu arada özel bir not olarak Ahmet Abinin kardeşi Mehmet Uzunözün Boluspor kurulmadan önceki Bolu Gençlik Kulübünün en meşhur futbolcularından biri olduğunu da hatırlatalım.