KÖKEZ’E LAF SÖYLETMEM

Yener Bandakçıoğlu

Ortaöğretim sıralarında öğrendiğimiz bilgilere göre ormanlar su kaynaklarının en büyük rezervleridir. Yani ormanı çok olan yerde su da çok ve boldur. Türkiye’mizin orman sırası itibariyle en geniş ili olan Bolu’muzun neredeyse yüzde 60’ı ormanlarla kaplıdır. Bu orman zenginliğimize rağmen Bolu, tabii su kaynakları yönünden bir hayli fakir kalıyor. Artık suyun, benzinden daha değerli olduğu günümüzde su işletmeleri de birbiri peşine piyasaya çıkıyorlar. Tabii su işletmeleri ve de fabrikasyon su işletmeleri büyük bir sektör haline gelmiş bulunuyor. Yurdun dört bir tarafındaki su kaynaklarını işleten büyük işletmeleri gördükçe bir Bolulu olarak üzülüyorum. Bu üzüntüm yıllardan beri de devam ediyor. Gittiğimiz yerlerde masamıza bir Bolu suyunun konulduğunu görmenin hasreti içindeyim. Son yıllarda Bursa’daki “Erikli” suyu, su piyasasının büyük bir bölümünü ele geçirmiş durumda. Hatta geçenlerde gazetelerin ekonomi sayfalarında okuduğumuza göre Erkli Su’yunun patronu Boğaz’dan bir yalı bile almış.
Bolu’dan niye bir kaynak çıkmaz ve bu kaynak Türkiye’ye mal olmaz? Son yıllarda Abant yolu üzerindeki rahmetli dostum Mehmet Yıldız’ın kiraladığı ancak şimdilerde başka bir şirket eliyle ve “Abant” markasıyla bu piyasada kendine yer edinmek isteyen bir suyumuz var. Ama Bolu lokantalarında dahi yine Erikli ve diğer sular masalarda arz-ı endam ediyor. Kökezimize gelince; Yüce Allah’ın Bolu’ya bir lütf-u ihsanı olan bu kaynak suyumuzun letafeti, çok kesinlikle iddia ediyorum, Türkiye’de mevcut hiçbir suda yoktur. Yani Kökezimiz bütün bu markalara fark atar. Ama bugüne kadar ne Bolu Özel İdaresi ne de Bolu Belediyesi ile Bolulu müteşebbislerimiz Kökezimizin Türkiye’ye mal edilmesi için bir uğraş içine giremediler. Kökezle ilgili dedikodular da yıllardan beri sürer gider. Yok Kökez çok çabuk yosunlaşıyormuş, yok bilmem ne…. Son günlerde bunlara bir de Abant İzzet Baysal Üniversite’mizden bir akademisyen de katıldı. Bu arkadaşımızın ismini vermek istemiyorum. Ama gerekçesini yazmalıyım. Kökez, ishal yapıyormuş. Bu haber bugüne kadar yalanlanmadığına göre gerek Orman Başmüdürlüğü gerek Bolu İl Sağlık Müdürlüğü ve de Bolu Belediyesi bu hocamızın sözlerini ihbar kabul edip derhal gerekli incelemeleri yapmış olmalılardı. Ben Kökezin letafetine alışmış bir Bolulu olarak bu iddianın yanlış olduğunu düşünüyorum.
Ulusal basında Bolu ile ilgili her türlü haber ilgimi çeker. Bunlardan bazılarını önemli gördüğüm için keser, saklarım. Maksat ileride bu haberleri bir yazı konusu yapabilmektir. Bu merakım sırasında 2 Ekim 2010 günü Milliyet’te yayınlanmış “Sarar ‘Susar’la suya giriyor” haberinde okudum. Çok sevindim. Ülkemizin dünya çapında hazır giyim firmalarından biri olan Sarar, su işine de girecekmiş ve kaynak olarak da Bolu’yu seçmiş. İsterseniz haberi aynen okuyalım, ondan sonra diyeceklerimize devam edelim:
“Türkiye’nin en büyük hazırgiyim firmalarından Sarar, su sektörüne girmeye hazırlanıyor. Susar ve Sarsu markalarını tescil ettiren firma, altyapı çalışmalarına da başladı. Bu yıl Cemalettin Sarar’ın onursal başkan olmasıyla Sarar Giyim’de CEO görevini üstlenen yeğeni Emre Sarar, 2011 yazı veya 2012 başında su piyasasına iddialı bir şekilde gireceklerini söyledi. Emre Sarar, ‘Planımız İç Anadolu’dan başlayarak tüm Türkiye’ye yayılmak. Kaynağımız BOLU’DA. Şu an altyapı üzerinde çalışıyoruz. Şişelerin ve logonun dizaynı gibi konularla meşgulüz. Her işte olduğu gibi su işinde de farklı olmak istiyoruz’ diyor.”
Bu haberi yukarıda belirttiğim gibi Bolu’muzla ilgili olduğu için büyük bir sevinçle takip ediyorum. Ancak 2011 yılını geride bırakmak üzereyiz. Sarar’ın Bolu’da bir altyapı oluşturduğuna ilişkin herhangi bir haberle henüz karşılaşmadık. Acaba Bolu’daki bu yatırımdan vazgeçmiş olabilirler mi? Ama haberde 2012 yılı da zikredildiğine göre kendilerine biraz süre vermemiz gerekiyor. Ben burada tekrar Kökeze döneceğim. Elbette ki yatırımcı kendi inisiyatifine göre hareket etme serbestisine sahiptir. Ancak Bolu’nun Kökez gibi tabii bir şerbeti andıran suyu olduğu sürece başka kaynak aranmasına lüzum yoktur. Zaten geçmiş yıllarda Bolu Belediyesi Kökezle ilgili bir şişeleme tesisini de faaliyete geçirmişti. Fakat bu tesisi ve de o tesisten elde edilen Kökezimizi pazarlamada büyük aksaklıklar meydana getirdiğimizden atıl bir vaziyete sokma başarısını (!) gösterdik. Bir de o zaman cam şişede pazarlanan suyumuzun cam şişelerinin maliyeti ve geri dönüşümünün zorluğu nedeniyle işletilemediği de söylenmişti. Şimdilerde daha ziyade pet şişe kullanılıyor. Ama son günlerde gazetelere cam şişelerin daha sağlıklı olduğu yönünde haberler yansıdı. Bu defa bir pet şişe rekabeti yaşanmaya başladı. Pet şişe üreticileri pet şişelerin sağlığa zararlı olmadığı konusunda gazetelere ilan üzerine ilan veriyorlar. Aslında bu rekabet beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren yüzde 60 alanı ormanlarla kaplı Bolu ilinden niçin bütün Türkiye’ye hitap edecek bir suyumuzun çıkmaması. Elimizde Kökez gibi bir su olduğu halde bu suyu Türkiye’ye dağıtamamamız Türkiye’nin neresine gidersek gidelim ver bir Kökez suyu diyebilmek. Bilmiyorum. Bu söylediklerim bir rüyanın bana yazdırdıkları mı?

SEMERCİOĞLU’LARIN MUTLU GÜNÜ

Ticaret ve Sanayi Odamızın değerli başkanı, Boluspor’umuzun bir önceki başkanı, Boluspor’un şanlı tarihinde yöneticiliğe ilk kez benim yanımda başlayan sevgili kardeşim Emin Semercioğlu ve eşleri yine sevgili kardeşim Nurşen Semercioğlu biricik kızları -Kızımız- Hilal’i dün akşam Termal Otel bahçesinde yapılan muhteşem bir düğünle evlendirdiler.
Benim Semercioğlu ailesinin tüm fertleriyle olan yakınlığım herkes tarafından bilinir. Bu muhterem ailenin evlatları cennetmekan Tahir Semercioğlu başta olmak üzere Emin Semercioğlu ve amca çocukları İsmail Semercioğlu yıllarca benimle birlikte Boluspor’un başarısı için ter akıtmışlardır. Çok genç yaşında kaybettiğimiz Tahir kardeşimin bende ayrı bir yeri vardır. Eşi Ayşe Semercioğlu ile kızı Yasemin ve oğlu Uğur bu sevgi halesini halen devam ettirirler. Onları ne zaman görsem rahmetli Tahir’i hatırlar ve hayır dualarla anarım. Eski gazetem Bolununsesi’nde Yasemin ve Uğur’un düğünleri ile ilgili de özel yazılarım çıkmıştı.
Emin kadar muhterem eşleri Nurşen kardeşim de yabancımız değildir. Kendisinin, cennetmekan meslektaşım Av. Ragıp Hatipoğlu’nun kızı olarak Yener Abisinin yanında ayrı bir yeri vardır. Kızımız Hilal de Özel Gürtan Koleji’ndeki yıllarından beri beni bir amca olarak bilir.
Muhteşem düğünde Semercioğlu Ailesinin daha önceleri de yazdığım, imrenilecek tutkunluğunu ve birbirlerine bağlılıklarını da bir kere daha gördük. Amca Adil Semercioğlu, kuzen İsmail Semercioğlu, yeğen Yasemin Semercioğlu ve Semercioğlu ailesinin diğer fertleri davetliler için pervane oldular. Bu birlikteliği görünce Tahir’in ölümünden sonra aileyi büyük bir olgunlukla derleyip toparlayan Emin Semercioğlu’nun hakkını bir kez daha teslim ettim. Bu değerli aile ile olan yakınlığım sonucu düğünü büyük bir onurla takip ederken, Emin’in şahitlik teklifi ile ayrıca çok büyük bir gurur yaşadım. Genç çiftin nikah şahidi olmak beni fevkalade mütehassıs etti. Bu arada bana bir gurur da Sayın Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz yaşattı. Genç çiftin evlilik cüzdanını bana verdi. Böylece sevgili kızımız Hilal evlilik tapusunu Yener Amcasının elinden almış oldu. Fotoğrafta Sayın Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın kıydığı nikahın şahitleri, birbirlerine çok yakışan cici, güzel ve çok kibar kızımız Hilal ve damadımız Nihat’la birlikte görülüyoruz.
Soldan sağa: Erkek tarafının şahidi kıymetli misafirimiz –Maalesef adını almayı unutmuşum-, Milletvekilimiz Tanju Özcan, Arçelik Bolu Fabrikası Direktörü Adnan Tüfekçi, Damadımız Nihat, kızımız Hilal, Belediye Başkanımız Alaaddin Yılmaz, Milletvekilimiz Fehmi Küpçü ve Ben.
Fotoğraf: Mehmet Toprak-Mert Fotoğraf Stüdyosu Bolu.