KADER ÇİZGİMİZİ HİÇBİR ZAMAN DEĞİŞTİREMEYİZ

Yener Bandakçıoğlu

Genelde, fani hayat olarak tanımladığımız insan hayatı, bu sütunlardaki birçok yazımda da ifade ettiğim gibi Yüce Allahın taktirlerine göre şekillenmektedir. Her fani, hayatının bir dakika sonrasını bile bilme ve değerlendirme hak ve kabiliyetinden yoksundur. Ömrümüzün artık yavaş yavaş kemale erdiği, adeta Sonbahar mevsimini yaşadığım şu günlerde 10 Şubat 2010 tarihi benim için fani hayatımın en önemli günlerinden biri olarak yaşanmıştır. O gün sevgili abim Hikmet Bandakçıoğlunun bana haber dahi vermeden aldığı bir randevu gereği sabahleyin saat 08.30 da abim ve eşim Aygün Bandakçıoğluyla birlikte randevumuza yetişmek için Abant İzzet Baysal Üniversitesi Araştırma Hastanesine hareket ediyoruz. Hava bir hayli soğuk. Hastane bahçesi ve otoparkı henüz karlardan ve buzlardan temizlenmiş değil. Abim ve eşimi hastanenin giriş kapısında indiriyor ve Tempranın halefi Fort Focusa bir park yeri arıyorum. Sabahın erken saatlerine rağmen, hastane otoparkında bir arabalık dahi yer yok. Böylece yer araya araya otoparkın en üst bölgesindeki otobüs ve dolmuş duraklarının hemen altında bir boşluk buluyor ve Fort Focusu oraya park ediyorum. Bu arada anti parantez Hastane otoparkının yetersizliği nedeniyle yeni bir otopark daha yapılacağını duymuştuk. Ama gördüğüm kadarıyla bir faaliyetin olmadığını da ifade etmeliyim. Arabamı park ettikten sonra, aşağı doğru yani kapıda beni bekleyen abim ve eşime doğru yürümeye başlıyorum. 15/20 adım attım atmadım büyük bir kütleme sesiyle kendimi buzlu yolun üzerinde buluyorum. Tam kafamın arkası üzerine düşmüşüm. O arada kalkmaya gayret ediyorsam da ne mümkün. Benim gibi hastaneye gelen sonradan Düzceli olduklarını öğrendiğim ama yine sonradan isimlerini tespit edemediğim iki hemşehrim (/Amca düştü amca düştü) diye bağırmaya başlamışlar. Bu sırada yine bir genç bayanın herhalde beni yerden kaldırmaya çalışan Düzceli hemşehrilerime hitaben (/Tampon yapalım, tampon yapalım) dediğini de hayal meyal hatırlıyorum. Mendilimi çıkarıp kanayan bölgeye tampon yapmaya çalışıyorum. Bu arada da hastanenin iki güvenlik görevlisinin bana doğru yaklaştığını görüyor ve orada filmi koparıyorum. Bu arkadaşlar beni nasıl kaldırdılar, nasıl acil servise götürdüler, orada pardüsemi ve ceketimi kimler çıkardı hiçbirini bilmiyorum. Bir süre sonra gözlerimi açmaya başlıyorum. Etrafımda 10a yakın doktor ve hemşire ile abim ve eşim de var. Acil servisin sonradan tanışma onuruna kavuştuğum değerli şefi Uz. Dr. Tanzer Korkmaz hanımefendi bilincimin yerinde olup olmadığını kontrol etmeye başlıyor: Şu anda neredesiniz Boş gözlerle tavana bakıyorum. (/ Vallaha bir hastanedeyim galiba)Hangi aydayız Yine bir süre durduktan sonra Ocak ayındayız diye cevaplıyorum. Peki bugün günün tarihi ne Demek ki şuurum yavaş yavaş açılmaya başlamış ki günü doğru söylüyorum (/ Bugün ayın 10 udur) Sayın Dr. Korkmaz ekibine gerekli talimatları veriyor (/ Hemen beyin tomografisini çekelim, röntgenini alalım. Tansiyonunu ve şekerini sürekli kontrol edelim. Bu arada bir de serum takalım) Bu güne kadar acil servisle hiçbir münasebetim olmamıştı. Dr. Hüsnü Önder, Dr. Burçin Balaban, Dr. İstemihan Öztürk, değerli hemşireler Hatice Aydın, Yasemin İnce, Melahat Bozkurt stajyer hemşireler Tuğçe Yıldız ve Sedef Aşık emsalini ancak Amerikan filmlerinde gördüğümüz bir titizlik ve iş bölümüyle etrafımda pervane gibi dönüyorlar. Derhal filmlerim çekiliyor, tetkiklerim yapılıyor. Bu arada benim durumumdan bir hayli etkilenen eşim Aygün Bandakçıoğlu hemen İstanbul daki oğlum/ yazılarımdaki sıfatıyla biraderim/ Cumhuru ve kızım Nur Karsuyu aramış. Onlar da İstanbuldan Boluya doğru bir telefon trafiği başlatmışlar. Cumhur hemen kardeş gibi sevdiği arkadaşları, bana cennetmekan babaları Yavuz Kınacı ile Altan Doyranın birer vediası olan Tibet Kınacı ile Cemil Doyranı aramış. Damadım Burak Karsu da babası değerli dünürüm Kazım Karsu ile kardeşi Cem Karsuyu arayarak geçirdiğim kazayı haber vermiş. Aradan 15/20 dakika geçmemişti ki Cemle Tibet hastaneye yetiştiler. Daha sonra da sevgili dünürlerim Süheyla Karsu, Kazım Karsu , Kazımcığımla birlikte değerli dostlarım Av. Ahmet Özcan, Mustafa Hızarcı ve de Cemil Doyran geldiler. Sağolsunlar hem Tibet hem de Cem her şeyimle ilgilenerek beni hastane arabalarında taşıyarak her türlü görevlerini yaptılar. Tetkikler sonucu, Allahıma çok şükür bu kadar çok kan kaybıma rağmen hiçbir olumsuzluk tespit edilmediğinden müşahade odasına nakledildim. Müşahade odasında da neredeyse her yarım saatte bir kanım alındı, şekerim ve tansiyonum ölçüldü. Bu arada bir tetanoz iğnesi yapılması da ihmal edilmedi. Müşahade odasında tüm bu isimlerini saydığım dostlarımla birlikte saat doldurmaya çalışırken oğlum Cumhuru da karşımda görmezmiyim. Delicesine bir süratle iş yeri Merterden iki buçuk saatte Boluya düşmüş. Bu arada üniversitemizin mümtaz doktorlarından beyin cerrahı Ömer Polat hocamız da müşahade odasına gelerek beni muayene ediyor. Acil servis doktorlarımla ufak bir konsültasyona tabi tutarak taburcu olabileceğime karar veriyor. Evet sevgili okurlarım yazımın baş tarafında da ifade ettiğim gibi Yüce Allahın taktiri ne ise o oluyor. Bu büyük ama neticesi küçük kaza dolayısıyla çok daha kötü durumlarla karşılaşabilirdim. Bir beyin kanaması geçirebilirdim. Kalçalarımda, ayaklarımda ve kollarımda kırıklar olabilirdi. Demek ki ben 10 Şubat tarihindeki bu büyük kazayı çok az hasarla atlatacakmışım. Yüce Allahıma bir kere daha hamd ediyorum. Yüce Allah herkese dirlik ve düzenlik versin. Bu arada kaza haberinin Bolunun Sesi internet sitesinde yayınlanmasından sonra gerek Gazetenin mesaj defterine gönderilen iyi dileklerle, benim , eşimin , oğlumun cep telefonlarına ve ev telefonumuza yağan, toplumun her kesiminden sevgili dostlarımızın mesajlarına da yüreğimin bütün sıcaklığıyla teşekkür ediyorum. Mesaj gönderen tüm dost ve hemşehrilerimin sayısı o kadar fazla oldu ki bunların hepsini sütunlarıma alamamanın üzüntüsü içindeyim. Herkese mutlu ve sağlıklı bir hayat dilerken Bolumuza böyle muhteşem bir eser kazandıran Cennetmekan İzzet Baysal babamıza bir kere daha rahmetler ve şükranlar diliyorum. Her ne kadar fiziki mekan çok mükemmel olsa da o mekanı kullananlar o mekanın hakkını veremezlerse İzzet babanın ruhu muzdarip olurdu. Gördüğüm her şey karşısında A.İ.B.Ü Araştırma Hastanesinin görevlerini en üst biçimde titizlik ve hazakatle yerine getiren hocalarımıza, doktorlarımıza ve hemşirelerimize sahip olduğunu iftiharla açıklamam da gerekiyor. Teşekkürler HastanemizTüm tetkiklerim bitmiş taburcu edilmeme karar verilmiş. Hastaneden çıkmak üzereyim. Fotoğraf: Cumhur BandakçıoğluErtesi gün kontrol için gittiğim acil serviste ekibin o günkü mensuplarıyla bir hatıra fotoğrafı çektiriyorum. Kendilerine bir kere daha yürek dolusu teşekkürler.Fotoğraf: Cumhur BandakçıoğluÖZEL AÇIKLAMAMYüce dinimiz dargınlıkları da yasaklamaktadır. Ama insan olarak bazı beşeri zaaf ve düşüncelerle aramızda dargınlıklar olmaktadır. Ben de arada sırada bazılarıyla darılmaktayım. Aslında bu hafta bir süredir dargın olduğum iki kardeşimle barıştığımı yazacaktım. İnşallah önümüzdeki hafta bu barışmaya da bir nebze değineceğim.