DOĞALGAZ ÜZERİNE KİŞİSEL BİR İNCELEME

Yener Bandakçıoğlu

Hafta içinde, yerel basından öğrendiğimize göre Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, şehrimize doğalgazı getiren Beygaz yöneticileri ile birlikte Köroğlu Otelde kahvaltılı bir basın toplantısı düzenlemiş. Basın toplantısında, bana göre önemli olan kısım Yılmazın şu sözleridir: (/ Bundan sonra özel ekiplerimizle baca koklayacağız. Yasa gereği kimseyi doğalgaz kullanmaya mecbur edemeyiz, ancak bacadan duman çıkmaması için Belediye olarak gerekli tedbirleri alacağız. Doğalgaz geçen her yerde doğalgaz kullanımını sağlayacağız.)
Oysa Sayın Başkan bundan önceki tüm söylemlerinde doğalgazın gelişiyle birlikte kömür yakmanın yasaklanacağını ifade ediyordu. Acaba yasalar mı değişti de bugün (/kimseye doğalgaz kullanmayı mecbur edemeyiz) diyor. Yasaların değiştiği filan yok. Ben Sayın Başkan, kömür yaktırmayacağız dedikçe bıyık altından gülüyordum. Hem hukukçu kimliğimle hem de çok gazete okuyan bir okuyucu kimliğimle vatandaşın ısınma probleminde katı zorlamalar getiremeyeceğini biliyordum. Ancak, Bolunun hava kirliliğini önlemesi açısından doğalgazın çok yararlı olabileceğini düşündüğümden bu konuda herhangi bir yazı yazmamayı yeğledim. Şimdi Sayın Başkan öyle bir zorunluluk yoktur dediğine göre ben de elimdeki belgeyi rahatlıkla yayınlayabilirim. Sürekli okuyucusu olduğum İzmirin meşhur Yeni Asır Gazetesinden aldığım bundan bir yıl kadar öncesine dayanan gazete küpürü konuyu hukuksal boyutlarla anlatmış. Danıştay 6. Dairesi, Konya Mahalli Çevre Kurulunun doğalgazın ısınma amaçlı kullanılmasını zorunlu hale getiren kararını hukuka aykırı bulmuş.

Şimdi gelelim bir Bolu sakini olarak doğalgazla ilgili kişisel incelememe. Bendeniz bilindiği gibi Bahçelievler Mahallesi sakinlerindenim. Muzaffer Işın Caddesiyle, Şemsi Ahmet Paşa Caddesinin kesiştiği köşedeki iki katlı evimizin üst katında otururum. Yıllarca önce Vehbi Koçtan sonra Türkiye vergi rekortmeni olan cennetmekan kayınbiraderim Yakup Kefelioğlunun hediyesi olarak oturduğumuz daireye kalorifer tesisatı yaptırmıştık. Sevgili kardeşim Makine Mühendisi İbrahim Kaygusuz tarafından yapılan bürolörlü kaloriferimiz mazot yakıyordu. O günlerde mazotun litresi 5 TL idi. Ancak ilerleyen senelerde mazot fiyatları bir füze gibi uçup 1000/1500 TL ye çıkınca mazotlu kalorifer tesisatımızı kömürlüye çevirdik. Bir süre fındık kömürü yaktık. Kömür evimizi çok iyi ısıtıyordu. Ancak pisliği çekilmez bir haldeydi. Başta kazanın bulunduğu bodrum katımız olmak üzere her taraf sinsi bir is istilası içindeydi. Arada sırada kazanımızın su kaçırması sonucu evin her tarafı, bodrumdan yukarıda oturduğumuz daireye kadar dumana bürünüyor, göz gözü görmüyordu. Birçok eşyamız kömür isinden tanınmaz hale geliyordu.
Doğalgazın ilk olarak Bahçelievler Mahallesine bağlanması fırsatını sırf yukarıda anlattığım temizlik problemlerimizden ötürü kaçırmadım ve oturduğum daireye doğalgaz bağlattım. Şimdi vereceğim rakamlar tamamen bir gerçeğin ifadesidir. Kömür yaktığım 2008/2009 kışında 3.040.TL kömür parası ödemişim. Bu miktarın içinde 2008 den kalan kömürlerimin parası yoktur. Ayrıca kaloriferi yakmak üzere mahallemizdeki bazı binaların kaloriferini yakan bir kardeşimize aylık 100 TL den 600 TL ücret ödemişim. Yine her ay asgari 1/ 2 tüp gaz aldığımdan buna da 500 TL kadar para vermişim. Bütün bunları topladığımızda 4 milyar 140 TL ile kışı geçirmişim. Başka bir hesapla kendi evimde aylık 350 TL kira ile oturmuşum.
İçinde bulunduğum 2009/ 2010 yılında doğalgaz abone giderlerim şöyledir:
Ekim/Kasım 36.61 TL
Kasım/Aralık 165.03 TL
Aralık/ Ocak 212.07 TL
Ocak/ Şubat 275.00 TL
Şubat/ Mart 164.79 TL
Mart/ Nisan 127.97 TL olmak üzere ödeme tutarım 981. 47 TL dir. İlk kullandığımız ay olan Ekim/ Kasım ayındaki 36.61 TL, abone olanlara sağlanan 100 m3>100 m3lük promosyon sonucudur. Nisan/ Mayıs ayında havaların güzel gitmesi sonucu ödeyeceğim aylık tutarın bir hayli az olacağını zannediyorum. Bu hesapla bir yıl önceki kömür giderimle bu yılki doğalgaz giderim arasında 3/ 4 tutarında bir fark olduğu anlaşılıyor. Tabiatıyla bu hesaba evimizin doğalgaza dönüştürülmesi sonucu yaptığımız pimapen pencere, mantolama ve bizatihi doğalgaz tesisatı masrafları dahil değildir. Şayet bu masrafları hesaba katarsak doğalgazın da daire sahiplerine bir hayli pahalıya geldiğini söyleyebiliriz. Ancak ben müstakil bir dairede oturduğum ve kömürün yukarıda saydığım pisliklerinden çok çektiğim için yaşasın doğalgaz diyorum.
MÜFTÜ EFENDİ HAZRETLERİNDEN DUYMAYA ALIŞIK OLMADIĞIMIZ SAÇMA SÖZLER
Bugün/ Pazar/ öğle namazımı Alpagut Köyünün Yeni camisinde kıldım. Değerli dostum, köyün ileri gelenlerinden eski muhtar Fahrettin Başaran Hac farizasını yerine getirdiğinden bir mevlit okutuyordu. Değerli dostum, Perşembe günü telefonla arayarak mevlidine davet etmişti. Saat 12.25 sıralarında camiye geldiğimde baktım şehrimizin en tanınmış mevlithanlarından İbrahim Günaydın kardeşimiz dışarı çıkıyor: (/ Hayrola sevgili kardeşim beni beklemeden nereye gidiyorsun) (/ Mevlidi bitirdik Yener Abi. Şimdi sayın müftümüz konuşuyorlar. Ben de bu arada bir abdest tazeleyeceğim.) Meğer Bolumuzun en tanınmış hafız ve mevlithanlarından Lütfü Karataş, Burhan Ay, Zeki Ay ve İbrahim Günaydın hocalarımız tarafından okunan mevlit bitirilmiş. Camiye girdiğimde ayak ağrılarım dolayısıyla sandalye ararken imdadıma çok eski dostum köyün ileri gelenlerinden Hurdacı Şükrü namıyla maruf Şükrü Öztürk abim yetişiyor ve beni sandalyeli namazcılar sırasına oturtuyor.
Kürsüde müftümüz Yaşar Yaprak efendi hazretleri var. Herkesin bildiği ben, dinine diyanetine bağlı, çok küçük yaşlarda namaza ve oruca başlamış, 2007de Umre 2008de de Hac görevini ifa etmiş, dini konularda da bir hayli bilgisi olan iddiasız ve sade bir müslümanım. Şu anda şehir merkezindeki Siteler ve Camlı Camii Vakıf ve Derneğinin de uzun süreli başkanlığını ifa ediyorum. Tabaklar Camiindeki pozisyonum da ayrıca bilinir.
Bu güne kadar birçok konuşmasını dinlediğim ve bir akıl ve mantık dini olduğuna yürekten inandığım İslamiyete dair aykırı bir sözünü hatırlamadığım müftümüzün vaazı tüylerimi diken diken ediyor. Vaazın konusu Fahrettin Başaran Hacdan döndüğünden tabiatıyla Hac ve Kabe.. Sayın müftümüzden Kabe konusunda bugüne kadar duymadığım sözler duyuyorum. Belki doğrudur ama Kabenin Hz. Adem tarafından yapılmaya başlandığını ilk defa duyuyorum. Benim bildiğim Kabe, Hz. İbrahim tarafından yapılmıştır. Sayın müftü, Kabede ki Hacer/ül Esvet/ Siyah Taş in Yüce Allahın eli olduğunu, kıyamet günü Yüce Allahın Hacer/ül Esvete Cennete gir! emri vermesine karşılık Hacer/ül Esvetin bu emre karşı ( Bana yüz ve el sürenleri Cennete almadıktan sonra cennete girmem) diye Yüce Allaha dayatmada bulunduğunu söylüyor. Benim bilgilerime göre Hacer/ül Esvet, Kabenin Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşasından sonra Yüce Allaha yapılacak Tavafın başlangıcını belirlemek üzere şu anda Kraliyet Sarayı bulunan Ebul Kubeys tepesinden getirilip Kabenin köşesine konan Siyah Taştır. Zamanla Müslümanlarca çok mübarek bir mekan haline getirilmiştir. Bu konuda Hz. Ömerin bir söylemini de hatırlıyorum. Hz. Ömer Hacer/ül Esvetin yanına gelmiş(/ Ey taş. Biliyorum ki sen bir taşsın. Şayet Resulullahın seni öpmüş olduğunu görmesem ben de seni öpmezdim) demiş.
Müftü efendi hazretleri coştukça coşuyor. (/ Şimdi size alim bir zatın kitabından aldığım bir olaydan bahsedeceğim. Kayseride bir grup zengin Hacca gitmek üzerelerken yanlarına üstü başı olmayan bir garip yaklaşmış ve onu da Hacca götürmelerini istemiş. Garibin uzun süren yalvarışlarından sonra Kayserili grup onun da birlikte gelmesine müsaade etmişler. Hac görevi bittikten sonra Kayseriye dönüşlerinde bakmışlar Garip yine arkalarında. Garipe dönüp hani senin Hac Şahadetnamen demişler. Bak biz Şahadetnamelerimizi aldık. Garip kendisinde böyle bir şahadetname olmayınca geri dönüp tekrar Kabeye gelmiş /) Burada garibin ne şekilde geri döndüğü Hac mevsimini kaçırıp kaçırmadığı Sayın Müftü tarafından es geçiliyor. (/ Garip Kabe kapısı önünde bayılmış. Bir süre sonra oradaki görevliler Garibi kaldırarak derdini sormuşlar. Garip, Hac şahadetnamemi almaya geldim deyince Kabenin kapısından bir el uzanarak Garipe şahadetnamesini vermiş. Şahadetnameyi alan Garip de yeniden Kayseriye dönmüş. Evi köyü olmadığı için de bu şahadetnamesini o gruptaki Kayserili bir zengine emanet etmiş. O da kasasına koymuş. Bu arada bir seyahate çıkan zengin dönüşünde Garipin öldüğünü duyunca hemen bende bir emaneti vardı deyip kasasını açmış. Bir de ne görsün. Emanet kasada yok. Büyük bir telaşla Garipin mezarına giden Kayserili zengin mezardan bir ses duymuş: O emanet şimdi burada.)
Acaba bu konuşan benim bildiğim Müftü efendi hazretleri midir diye hayretler içinde kalmışken bir bomba daha geliyor: (/İslam Ansiklopedisinde falanca zat yazıyor. Sayın müftü falanca zatın ismini de veriyor ama belleğime alamıyorum. Bir tarihte Seyit Hazretleri Medineye gidiyor. Seyit malum Peygamber sülalesinden olanlara denir. Bu Seyit, gözyaşları içinde Peygamber Efendimizin kabri önünde dua ve niyazda bulunurken gönlünden Peygamber Efendimizle Musahafa / tokalaşmak/ arzusu geçmiş. Bir de ne görsün Peygamber Efendimizin kabirlerinden bir el uzanarak kendisiyle musafaha etmiş.)
Atalarımız El insafı nısfıddin insaf dinin yarısıdır demişler. Bunca yıllık hayatımda böyle saçma sözler duymamıştım. Eleştirilerimi ve üzüntülerimi bizzat namazdan sonra verilen yemekte müftü efendi hazretlerine ilettim. Kendisi bu hikayelerin başkalarına ait olduğunu konuşmalarında belirttiğini cevaben bildirdiler. Her ne olursa olsun. Öyle veya böyle. Yüce dinimizin ilimizdeki en büyük makamının sahibinden böyle sözler işitmemeliyiz. Eğer sayın müftü cevap hakkını kullanmak isterse sütunum emirlerine ardına kadar açıktır.