CEVAP HAKKI DA SAVUNMA HAKKI KADAR YÜCEDİR

Yener Bandakçıoğlu

Bolu Gündem refikimiz, geçtiğimiz hafta içinde Boluspor Kulübü Başkanı Necip Çarıkçıyla yapılan bir röportajı dört gün boyunca sürdürdü. Boluspor Başkanı bu röportajında yine eski defterleri karıştırmadan duramamış. Röportajın kim tarafından yapıldığı ya da elden geçirildiği konusunda bir bilgiye ulaşamadık. Röportajın müellifinin isminin yazılması etik kurallarına uygun olurdu. Çünkü çok sık aralıklarla ismimin geçtiği röportajla ilgili, röportajı yapan arkadaşımızı da bilmek isterdim. Neyse, kim yaparsa yapsın, gazetesi adına başarılı bir yayın yaptığını da kabul etmem gerekiyor. Dört gün devam eden röportajda, iki gün neredeyse tamamen bana ayrılmış. Hatta gazetenin 17 Haziran Çarşamba günlü nüshasında çok büyük başlıklarla Yener Bandakçıoğlu işine geldiği gibi konuşuyor denilmiş. Bu başlığın yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben fazla konuşmam. Ama çok ve iyi yazarım. Bolusporla ve Sayın Necip Çarıkçıyla ilgili de sayısı bir hayli fazla yazılarım vardır. Bu yazılarımın hepsi imzam altında yayınlanmıştır. Bu yazılarımdaki her satırın bugün bile arkasındayım. Eğer, bunları toplamam gerekse küçük hacimli bir kitap da yayınlayabilirim. Bu kitabın başlığı da herhalde Boluspor Necip Çarıkçı ve Ben olabilir. Ben eski defterler kapandı, öyle veya böyle Necip Çarıkçıyla olan münasebetlerim düzeldi, kendisiyle Boluspor Genel Kurulunun başlangıcında ve bitişinde iki defa öpüştük. Ayrıca Bolu Gazeteciler Cemiyetinin 13 Haziran 2009 Cumartesi günü, Bolu Gazeteciler Cemiyeti lokalinde tertiplediği muhteşem mangal partisinde de yine Sayın Başkanın gelirken ve giderken masamıza uğrayıp, hoş geldiniz ve Allahaısmarladık hitaplarına maruz kaldığımızı, böylece sıcak bir biçimde ayrıldığımızı belleğimin bir tarafına yazarken bir de ne göreyim Sayın Çarıkçı, yine coşmuş ve Bolu Gündeme yukarda bahsettiğim röportajı vermiş. Bu röportajın, benim kendisiyle gerek Boluspor Genel Kurulunda ve Gerekse Bolu Gazeteciler Cemiyeti mangal partisindeki kucaklaşma ve selamlaşmalarımdan önce yapılmış olduğuna dair kuvvetli bir istihbarat almama rağmen, yeni tarihli bu yayın benim cevap hakkımın doğmasına neden olmuştur. Şunu bir kere daha ve açıklıkla ifade ediyorum ki, benimle, Boluspor Başkanlığımla ve de Bolusporun şanlı tarihi ile ilgili ifade edilenler, velev ki tek bir kelime olsa dahi mutlaka benden gerekli cevabı alır. Sayın Çarıkçı çok özel söylemlerde bulunuyor. Elindeki en büyük kozlardan birisi de 2003/2004 sezonunda yaptığım Boluspor Başkanlığı. 1988 sezonunda 1. Ligde (Süper Lig) bıraktığım Boluspor Başkanlığını aradan geçen on beş yıl sonra niçin ve neden kabul ettiğimin hikâyesini eski yazılarımda sıklıkla ifade etmiştim. Bu son başkanlığım belki de Bolusporun kayyuma gitmesini ve kapanmasını önlemişti. 2003 kongre sürecinde bugün mangalda kül bırakmayanların hiçbirisi /buna bugünkü Belediye Başkanımız Alaaddin Yılmaz ve Necip Çarıkçı da dâhildir/ ortalıkta görünmüyorlardı. Divan Başkanı olarak Boluspora kimsenin talip olmaması üzerine birkaç kez ertelediğim genel kurulda, bugün bazıları Necip Çarıkçının en yakınında olan bir avuç Boluspor sevdalısıyla başkanlığı aldığım herkes tarafından bilinir. Yine o günlerde Boluspor başkanlığının ve yönetiminin, Belediye Başkanlığının yardım ve katkısı olmadan yürümeyeceğini bildiğim için de çok yerinde bir taktikle 2004 yerel seçimleri biter bitmez kongre/ye gittiğimizi ve Bolusporu belediye başkanının üçüncü veya dördüncü sırasındaki başkan adayı Necip Çarıkçıya teslim ettiğimizi de yine herkes bilir. Çarıkçı, o röportajında şöyle diyor: 2003 yıllarında Yener Bandakçıoğlunun Başkanlığında Bolusporun küme düşme tehlikesi vardı. O zaman benden yardım istediler. Bir maç için prim konusunda para yardımında bulundum. Şimdi Bolusporun küme düşüp düşmeme tehlikesini bir başka yazıya bırakarak şunu açıklıkla ifade etmek isterim: Ben o zaman hiçbir şekilde Necip Çarıkçıdan yardım isteme/dim. Çünkü kendisiyle o zamanlar fazla bir münasebetim yoktu. Ayrıca, Necip Çarıkçıdan bir maç için prim aldığımız şeklindeki ifadeyi de kesinlikle kabul etmiyorum. Bolusporun tüm muhasebesi, Sayın Yüksel Ceylanın Başkanlığı sırasında bilgisayar programına bağlanmıştı. Sayın Çarıkçı hangi maçımıza, kaç lira prim verdiğini net bir şekilde açıklarsa, bu husus bilgisayar kayıtlarından hemen ortaya çıkar. Ben de kendisinden özür dilerim. Ayrıca o kongrede hiçbir şekilde eleştiri ve tavsiye yapılmadan büyük bir içtenlikle yönetim devralınmıştır. Bu süreçte ben, kendisiyle kongre öncesi tek bir görüşme yaptım. O zaman bana Başkanım yönetim kuruluna önermek istediğiniz arkadaşlarınız varsa lütfen söyleyin. Kendisine yönetim için hiçbir isim önermeyeceğimi, bu işin bir ekip işi olduğunu, kendi arkadaşlarını bizzat seçmesini söyledim. Yine Çarıkçı tarafından kurcalanan eski defterlerde şöyle cümleler de var: Şimdi Boluspor 44 yaşında, benim üzüldüğüm nokta şu: Geçmişte Türkiyede hiç kimsenin yapamadığı şeyi yapan, yani gençleri toplayıp satan bir Boluspor vardı. Rıdvan, Sercan, Halil İbrahim. Bunlar Boluspora çok büyük para getirdi. Tabii Boluspor o döngüde, o paraları pozitif kullansaydı, onları yatırımda kullansaydı, o paraları sportif alanda kullansaydı ve sosyal tesisler yapmak için kullanmış olsaydı, Boluspor Kulübü belki bugün Türkiyenin beşinci büyük kulübü olurdu. Görüyor musunuz sevgili okurlarım Çarıkçı o eski tarihi eleştirirken ne güzel sözler de söylemiş. Hakikaten Boluspor, o günlerde bir efsanenin de sahibiydi. Ama kendisini destekleyen otoparkları, ekmek fırınını ulaşım hatlarını Boluspora veren bir belediye yoktu. Naklen yayın geliri yoktu. İddia henüz icat edilmemişti. Oradan milyarlarca lira gelmiyordu. Sponsorluk dediğimiz olgu, henüz keşfedilmemişti. Bank Asya vs. bankalardan oluk dolu para gelmiyordu. Hele hele Belediye İmar Müdürlüğünün koordinasyonuyla bütçemiz zenginleşmiyordu. Kızılay Bolu Şubesinde uzun süre yöneticilik yaptım. Kızılay Bolu Şubesinin, Becikoğlu AVM yanındaki binasının bir kısım problemleri için Necip Çarıkçıya kaç lira verildiğini çok iyi bilirim. Biz, o Çarıkçının bir taraftan eleştirdiği, bir taraftan da övdüğü şanlı günlerde bütçemizi elbette ki futbolcu satışlarından elde ettiğimiz gelirlerle yürütmeye çalışırdık. Bu arada Çarıkçının orman ihaleleri de vardı dediğini duyar gibiyim. Ama 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Boluspor orman ihalelerinden bir kuruş almamış ve ihalelere girememiştir. Bu şartlarda yatırım yapacak birikimimiz hiçbir zaman olmadı ama Boluspor, hep Süper Ligde oynadı. Maddi bütün bu olumsuzluklara rağmen, Türkiyede Fenerbahçeden sonra ikinci otobüsü Boluspora kazandırdık. Yine zamanın belediyesine peşin olarak 25 yıllık kira bedeli ödeyerek, belediyemizin altıncı ve yedinci katlarını kiraladık. Buralara o zaman herkesin imrenerek baktığı futbolcu lojmanları ve kulüp merkezi yaptık. Bu arada bütün kulüplerin yaptığı gibi vergi ve sigorta borçlarımız da olmuştur. Bunlar, zaman içinde Hükümet tarafından ya affedilir ya da belirli taksitlere bağlanır. O zaman iş başında olan yönetim de eğer imkânları varsa bu borçları temizler. İmkânı yoksa borçlar deftere yazılır. Geçenlerde Türkiyenin borçsuz kulüpleri resmen açıklandı. Bank Asya 1. Ligde Boluspor gibi sekiz ayrı takımın da borçsuz olduğu ilan edildi. Ben her gün çok gazete okur, bu işleri çok iyi takip ederim. Bank Asya 1. Ligdeki sekiz takımdan hiç birinin başkanlarının bizim başkan gibi eski borçları ağzına sakız yaptığını hiç okumadım ve duymadım. Bu haberlerden sonra, borçsuz kulübüz edebi/yatının da biraz patladığını düşünüyorum. Sayın başkan, uzun cümleleri içinde diğer başkanların hiç birisini konu etmiyor. Hatta hatta onların hiçbir eleştiride bulunmadıklarını da söyleyerek topu yine bana atıyor. Bütün eleştirilerin niçin iki başkan Ben ve Yılmaz Becikoğlu tarafından yapıldığını sorguluyor. Bana kırgınlığını ve Ankarada oynanan play/off maçına davet edilmeyişimin nedenini de bir kere daha açıklıyor: Taner Becikoğlu ile aralarında geçen malum olay ve benim, Taner Becikoğlunun avukatlığını üstlenmem. Bu konuda da eski yazılarımda gerekli cevaplar vardır. Savunma hakkı en kutsal insan haklarından biridir. Avukatlık mesleğinin de en kutsal görevleri arasında başı çeker. Hiç kimse hiçbir avukata sen niçin falancanın avukatlığını yapıyorsun diye küsemez. Sayın Çarıkçı, bu olayı bizatihi Boluspor Başkanı olmasına bağlıyor. Oysa olay, Bolusporla uzaktan yakından ilgili bulunmayan basit bir zabıta olayıdır. Şimdi, bu davanın Bolusporla ilgisi olmadığına ilişkin yüce mahkeme kararını sizlerle paylaşıyorum:Bolu Sulh Ceza Mahkemesinin 2008/659 esas sayılı dosyasının 04.11.2008 tarihli celsesinde ara kararının 3. maddesi bu hareketin Bolusporla ilgisi olmadığını açıkça karara bağlamıştır. Mahkeme kararını okuyalım: Her ne kadar Boluspor Kulübünün suçtan zarar gördüğü belirtilerek, avukatlar Yüksel Gültekin ve Ekrem Asma tarafından ayrıca, spor kulübünün KATILMASINA ilişkin taleplerinin dosya kapsamı, suç niteliği ve Boluspor kulübünün suçtan zarar görmemesi nedeniyle Boluspor Kulübü Başkanlığının dava ve duruşmaya katılma talebinin reddine yine aynı zamanda Boluspor Kulübü Vekili olarak, davaya katılma talebinde bulunan Avukat Yüksel Gültekinin ve Avukat Ekrem Asmanın davaya katılma taleplerinin reddine.Artık yüce mahkemenin bu kararından sonra hiç kimse olayı Boluspor Kulübüyle ilişkilendiremez. Ben yıllardan beri Becikoğlu ailesinin avukatlığını yapmaktayım. Sayın Çarıkçı röportajda şöyle diyor: Davada Yener Bey, saldırıyı yapan tarafın avukatı. Bu davada biz mahkemeye gittiğimizde, Yener Bey davadan vazgeçmemi söyledi. Ben bu davadan vazgeçmem dedim. Arkasından gelip, bana davaya girmeyeceğini söyledi. Çünkü Yener Başkanımız aynı zamanda Yüksek Divan Kurulu Başkanımız. Bu olay Boluspor Kulüp Başkanına yapılmış bir olay. Ben ona davaya girme deme/dim. Ben davaya girmeyeceğim dedi. Yener Bey ardından 2/3 dakika sonra davaya girdi. Bu beyanının da düzeltilmeye muhtaç olduğunu açıklıkla ifade ediyorum. Dava sürecinde şimdi isimlerini açıklamayacağım muteber kişiler, bana Sayın Çarıkçının Yener Başkanım Becikoğullarının avukatlığından ayrılsın, benim ve Boluspor Kulübünün avukatı olsun. Becikoğlundan aldığı maaştan daha fazlasını bizden alsın teklifini getirmişlerdir. Ayrıca, yine muteber kişiler vasıtasıyla davanın seyri itibarıyla bir sonuç alınamayacağını, Sayın Başkanımızın isminin duruşma günleri dolayısıyla gündeme girmesinin hoş olmayacağını ve bu nedenle de davadan vazgeçmesi teklifinde bulunduğum gibi ilk duruşma gününde salonda bulunan banklara yan yana oturup kendisine bir ağabey ve dost olarak davadan vazgeçmesini bu işin atiye terk edilmesini istedim. Kendisi beyanında da ifade ettiği gibi bu teklifimi reddetti. Ancak ben kendisine davaya girmeyeceğimi söyleyip, iki üç dakika sonra davaya girmiş değilim. Avukat cübbesini giyip, duruşmadan çağırılmayı bekleyen bir avukatın ben davaya girmeyeceğim diyip, iki dakika sonra davaya girmesi de ne avukatlık meslek kurallarına ne de evrensel etik kurallarına sığar. Evet sevgili okurlarım. Konuyu biraz uzattık ama yukarda da ifade ettiğim gibi savunma ve cevap hakkı en kutsal haklarımızdandır. Ben değerli kardeşim Necip Çarıkçıya bir kere daha Bolusporun şanlı tarihiyle uğraşmamasını, daima ileriye bakarak Bolusporu Süper Lige çıkartacak davranışlar içinde olmasını diliyorum. Röportajda Bolusporun şanlı tarihiyle ilgili çok güzel cümle/ler de var. Bu şanlı tarihte Boluspor gemisine kaptanlık yapanların hizmetleri hiçbir zaman unutulmamalı. Basit zabıta olayları yüzünden Boluspor tarihine yön veren, bir Yener Bandakçıoğlu eleştiri konusu yapılmamalı. Şanlı tarihimize gerekli saygı gösterilmeli. Unutulmamalı ki, herkes gün gelecek eski başkan olacaktır.
ALTOKLARIN MUTLU GECESİ
Baromuzun en saygın mensuplarından eski SHP (CHP) İl Başkanı Av. Yafes Altok ve muhterem eşleri Fatma Altok Hanımefendi, biricik kızları Başak Altoku yuvadan uçurdular. Başak, hayatını Bolu Çimentonun çok yakışıklı mensuplarından Aydın Güneyle birleştirdi. Cumartesi günü Karaçayırda kıyılan nikâhtan sonra, gece Adapazarı Baltürk Otelde yapılan muhteşem bir düğünle Altok ailesinin mutluluklarına ortak olduk. Damat tarafının çok güzel bir şekilde oynadıkları Rumeli havaları düğüne ayrı bir renk kattı. Nikâha ve düğüne katılan seçkin davetliler meyanında ta İzmir Seferihisardan gelen sevgili kardeşim, yıllarca Bolu Barosunda benim yanımda yönetim kurulu üyeliği ve başkan vekilliği yapan, Yafesin çok yakın arkadaşı Av. Çetin Aygünle hasret gidermemiz bizleri daha da mutlu etti. Fotoğrafta Bolulu dostlar birlikte görülüyoruz: Soldan sağa: Ben, eşim Aygün Bandakçıoğlu, Muazzez Ulusoy, eski SHP (CHP) İl Başkanı Haşim Ulusoy, eski SHP (CHP) İl Başkanı Ahmet Özmen, Ümmühan Özmen. Beyaz gömlekli Yafesin kadim dostlarından Basri Uçar, Bolu eski Noterlerimizden Fikri Karaerkek, Kayınpeder Yafes Altok ve Çetin Aygün.Fotoğraf: Cihan Zengin /Saral Fotoğraf Stüdyosu Adapazarı
SAYIN PROF. DR. ATİLLA KILIÇ İLE SAYIN PROF. DR. MEHMET SOYA AÇIK DİLEKÇEM
Aşağıdaki satırlarımı Sayın hocalarımın bir ihbar ve şikâyet olarak değerlendireceklerini ve de sonuçtan bilgi sahibi edileceğimi zannediyorum: 16.06.2009 Salı günü saat 18:00 sıralarında Solmaz/Ahmet Baysal Öğretmenevinde düzenlenmiş olan ve çağrılı olarak gittiğim Halk Eğitim Sene Sonu Sergisindeyim. Bu sırada telefonum çalıyor. Karşımda Düzceden çok değerli Avukat arkadaşım Ali Kemal Özcan. Düzcenin en tanınmış avukatlarından biri olan Ali Kemal, yıllar içinde CHPden birkaç kez milletvekili adayı olmuş çok sevdiğim bir kardeşimdir. (/ Abi, bir kalp hastamız var. Düzcede tedavi imkânı bulamadık. Boluya getireceğiz. Acaba Abant İzzet Baysal Üniversitesi, kardiyoloji bölümünde tedavi imkânı bulabilir miyiz)(/ Valla Ali Kemalciğim bu saatte orada kiminle görüşeceğimi bilemiyorum. Eskiden Cihangir Uyan hocamız vardı. Şimdi kimler var bilgim yok. Biz burada kardiyoloji dendiğinde Dr. İhsan Uğurluyu biliriz.) Hemen sergiyi terk ediyorum ve Becikoğlu AVMye dönüyorum. Becikoğlunun telefon fihristinden istifade edeceğim. Yönetim Sekreterimiz Sema kardeşim bu işlerin piridir. Semanın yardımıyla AİBÜ Kardiyoloji Servisine bağlanıyoruz. İsmini NURİ olarak açıklayan doktorumuza olayı anlatıyorum:( /Efendim ben Av. Yener Bandakçıoğluyum. Düzceden çok sevdiğim bir arkadaşımın telefonu üzerine sizi arıyorum.)Doktor Nuri Bey, hiçte Hipokrat Yemini etmişe benzemiyor: ( /Sizin telefonunuz üzerine olmaz. Mutlaka Düzcede ki doktorun bizi araması lazım.) Tabii bu cevap bizim beklediğimiz üniversitemize yakışan bir cevap değil. Allah göstermesin o arayacak, bu arayacak derken hasta ölürse, acaba sorumlusu kim olabilir ki Dr. Nuri Beyin insaf ölçülerini bir nebze azaltabilmek için tekrar söze giriyorum. ( /Dr. Bey, ben eski Boluspor ve Bolu Barosu Başkanıyım. Düzcede ki arkadaşım benim bu popülaritem dolayısıyla bana güvenmiş ve beni aramış bulunuyor. Ben arada elçiyim.) Dr. Nuri Beyin tutumunda hiçbir değişiklik yok. ( /Beni ilgilendirmez. Düzcedeki doktor telefon etsin.) Bu konuşmayı aynen Ali Kemal Özcana aktarıyor ve hastanın İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesine ya da Özel Çağsu Hastanesine yönlendirilmesini istiyorum. Çünkü Çağsu Hastanesinde, Boluluların sevgilisi Hipokrat Yemini etmiş, Dr. İhsan Uğurlu var.Olayı noktasına virgülüne kadar KGCnin tertiplediği panelde Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Atilla Kılıça aktarıyorum. Sayın Rektörden aldığım cevap, çok ilginç: ( /Yener Abi, kardiyoloji servisimizde çok problemlerimiz var. Buna rağmen gerekli incelemeyi yapacağım.)Son olarak Dr. Nuri Beyin ısrarla sormama rağmen soyadını söylemekten imtina ettiğini de belirtelim.Özel Not: Bu satırları yazdırırken, gazetemizin çok yakışıklı Yazı İşleri Müdürü Ertuğrul Turan, Dr. Nuri Beyin soyadının Ergüzel olduğunu bilgisayardan şıp diye öğreniyor.