Çepni İsviçre olabilir mi?

Yener Bandakçıoğlu

     Geçen haftaki “Akkayalar mı dediniz?” başlıklı Bolu’muzun cennet köşesi, ülkemizin ikinci Pamukkale’si Akkayalar’dan bahseden yazımın sonunu şöyle bağlamıştım: (-Bu arada belki de Akkayalar’ın makûs talihini yenecek bir ümit ışığının doğmuş olduğunu da açıklamam gerek. Bolu’nun en tanınmış kişilerinden, ilginç proje ve icraatlarıyla Bolu’muzun kaderini değiştirecek büyük başarıların sahibi Şerafettin Erbayram, Çepni Köyü’ndeki meşhur At Çiftliği’ni satın almış bulunuyor. Bugün -Pazar- Erbayram, bizimde aralarında bulunduğumuz yakın dostlarına çiftlikte bir yemek verdi. Tahir Gayret’in oğlu sevgili yeğenimiz Zafer Gayret’in düğününden sonra Erbayram’a verdiğim söz icabı –Tempra’nın halefi Focus’u- çoktan beri gitmediğim Çepni’ye gazlıyorum. Erbayram’ın Çepni’ye ve Bolu’ya yeni müjdeleri var. Yüce Allah nasip ederse Erbayram’ın yeni projelerini ve müjdelerini önümüzdeki hafta ele alacağım)

     Bolu’muzun en üretken isimlerinin başında gelen ve bu güne kadar hakkında yazdığım yazıların toplamı bir küçük kitap hacmine ulaşan Şerafettin Erbayram yakın çevresine Çepni’de yeni satın aldığı “At Çitliğinde” verdiği yemekte, Bolu için yeni yeni ufuklara yelken açtığını da açıklamış bulunuyor. Hemen ilave edelim: Erbayram yeni satın aldığı At Çiftliğinin adını “Bolana Süt Keçi Çiftliği” olarak değiştirmiş. O gün Erbayram Bolu’muz için çok önemli gördüğüm üç konu üzerinde özellikle duruyor. Bunların üçüde bu güne kadar Bolu’da kimsenin aklına gelmeyen iki önemli girişim. Erbayram artık Çepni ile ilgili turizm projeleri üzerinde de durmaya başlamış. Çepni’nin üzerinde durulur ve ciddi bir şekilde çalışılırsa Türkiye’de bir İsviçre modeli olabileceğini söylüyor. Hakikaten Çepni tabii güzellikleri bakımından Bolu’muzun tereddütsüz bir numaralı köydür. Burada, devletin teşviklerinin ve köylünün devreye sokulmasının Erbayram kanalıyla hayata geçirilmesiyle büyük bir turizm hamlesi başlatılabilir. Ancak bu konuda Erbayram’ın heves ve atılımını karşı görüşleri de öğrenmemiz lazım. Çok önemli gördüğüm bu proje için Bolununsesi’nin şöhreti beni de aşan köşe yazarı, Biraderim-oğlum Cumhur Bandakçıoğlu’- bakalım ne diyor? Avrupa’yı karış karış gezen Cumhur’a göre (- Çepni belki tabi güzellikleri bakımından İsviçre’yi andırabilir. Ancak Avrupa’nın her yeri Çepni gibi yeşildir. Çepni’ye ve Türkiye’ye Avrupalılar yeşil için gelmezler. Çepni eğer bir İsviçre haline getirilecekse bunun müşterileri sadece ve sadece Ortadoğu insanları olur. Bunun dışında belki Ankara’da ki elçilik mensupları da hafta sonları memleketlerinin özledikleri yeşili için Çepni’ye gelebilirler.)

     Gelelim Erbayram kardeşimin ikinci müjdesine. Erbayram elli dönüme yakın bu arazide katma değeri yüksek bitkiler yetiştirmek ve arzu eden çiftçileri de bu projeye dahil etmek istiyor. Erbayram’ın Saanen süt keçileri konusunda Türkiye çapında elde ettiği büyük başarıyı hepimiz biliyoruz. Sevgili kardeşim şimdi Bolu iklimine çok uygun ve Türkiye’de yeni bir bitki türü olarak “Kurt Üzümü” yetiştiriciliğine odaklanmış.

     Günlük aldığımız besin maddeleri hücrelerimizde oksijenle birlikte yakılarak enerjiye dönüşüyor. Ancak bu yanma işlemi sırasında ortaya adına “Oksidan” denilen moleküller çıkıyor. Oksidanlar kanser, damarlarda yapı bozuklukları ve erken yaşlanmalara sebep oluyor. Bu Oksidanlarla savaşıp onları etkisiz hale getiren ve vücuttan atılmasını sağlayan kimyasal maddelere de “Anti Oksidan” adı veriliyor. Amerika’nın en saygın üniversitelerinde yapılan araştırmalara göre bitkilerde ki Anti Oksidan tablosunda ilk sırayı ilmi adı Goji Berry olan “Kurt Üzümü” alıyor. Kurt Üzümü’nün yüz gramında 31.000 ünite anti oksidan var. Yine çıkarılan miktarlara göre yediğimiz meyve ve sebzelerde bu miktar son derece az. Mesela yaz aylarının vazgeçilmezi karpuzda bu miktar 104’e, salatalıkta 54’e düşüyor. Bu bilgileri Sayın Erbayram’dan aldığım fax notlarına göre yazıyorum.

     Meğer Şerafettin kardeşim, beş yıldır Kurt Üzümü üzerinde çalışıyormuş. Ve Kurt Üzümü’nü yetiştirmeye başlamış. -30 dereceye tahammüllü olan Kurt Üzümü’nün Bolu’da çok iyi neticeler vereceğini de açıklıyor. Böylece Erbayram’ın yeni hedefini de öğrenmiş oluyoruz. 

     Bence Erbayram’ın ilk iki projesi –Çepni’nin İsviçre olması, Kurt Üzümü yetiştiriciliği- kadar önemli bir üçüncü projesi daha var. Başkanlığını yaptığı Bolu Bağışçılar Vakfı üzerinden Bolu Ovası’nın “Bilinçli Gübre kullanımı için toprak verimlilik envanterinin çıkartılması.” Bu projede Bolu’muz için çok önemli. Proje, Doğu Marmara Kalkınma Ajansı’ndan 68 bin Türk Lirası destek alacakmış. 

     Evet sevgili okurlarım bir kutlama yemeğinde neler neler çıktı karşımıza. Daha önceki yazılarımdan birinin başlığı Erbayram için şöyle diyordu: “Parlamento dışından Tarım Bakanı yapılacak adam.” Bu tanımda ne kadar haklı olduğum yeniden ortaya çıktı. Ömrünü Bolu’ya hizmetle geçiren ve de devletin tüm tarım birimlerini sollayan Şerafettin Erbayram kardeşimi bir kere daha yürekten kutluyor ve bu yeni projelerinde de başarılı olacağına inanıyorum.

Atilla Kefelioğlu’nu kaybettik
     Sevgili kayınbiraderim cennetmekân Yakup Kefelioğlu’nun –Eşim Aygün Bandakçıoğlu’nun Ağabeyi- küçük oğlu ailemizin sevgilisi Atilla Kefelioğlu yakalandığı menhus hastalık sonucu bu Cuma Hak’kın rahmetine kavuştu. Oğlum Cumhur, Atilla abisini bir ay kadar önce Bolu’ya getirmiş ve iki gün boyunca Mudurnu, Abant ve Gölcük başta olmak üzere Atilla’nın çok sevdiği Bolu güzelliklerini bir kere daha gezdirmişti. Ölümünden önceki günlerde de Cumhur, Atilla’yı Şile’ye götürmüş ve orada Atilla’nın güneş ve kumdan istifade edeceği bir ev kiralamışlar. 

     Atilla’yı Cumartesi Bağdat Caddesi Galip Paşa Camii’nde kıldığımız öğle namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığında ki ebedi istirahatgahına tevdi ettik. Atilla şimdi, dedesi Sadık Kefelioğlu –Kayınpederim- babası Yakup Kefelioğlu –Kayınbiraderim- ile birlikte aynı kabirde yatıyor. 

     Pazartesiden itibaren aldığımız haberler hiç iç açıcı olmadığından eşim Aygül Bandakçıoğlu –Halası- İstanbul’a gitmişti. Cumartesi sabahı bende son görevimi ifa etmek üzere beni yalnız bırakmayan sevgili dünürlerim Süheyla Karsu, Kazım Karsu, kız kardeşim Füsun Kuleli, insanlık timsali vefakar komşum Mehmet Oruç’la birlikte Kazım’cığımın Mercedes’iyle İstanbul’a gittik.
Atilla’ya Yüce Allah’tan rahmetler diliyorum. Evlatları Emir, Demir ve Seden’e annesi Fethiye yengemizle tüm aileye sabırlar diliyorum. Hiç şüphe etmiyorum ki sevgili yeğenimizin yeri cennettir.