Cami çok, cemaat az

Yener Bandakçıoğlu

Günler her zamanki gibi bir solukta geçti. Geliyor gelecek derken Ramazanımızı ve Bayramımızı idrak ettik. Yüce Allah ömür verirse daha nice nice Ramazanlar ve Bayramlar göreceğiz.

Benim Ramazan ayında, haddim olmayarak Ramazan ve Bayramla ilgili eleştiri ve temennilerimi içeren yazılarım bir hayli fazladır. Her Ramazan hiç aksatmadan kılmaya çalıştığım, bu yaşıma geldiğim halde hiç aksatmamış olduğum teravih namazlarında en büyük özlemim namazları halk arasında “Jet imam” tabir edilen hocalarımızın arkasında kılma hevesidir. Eski tarihlerde böyle jet imamlarımız bir hayli fazlaydı. Müftülük Katibi Sandallarlı cennetmekan Kemal Kalaycı hocamızın ekseriya Aslahaddin Camii’nde kıldırdığı teravih namazlarının lezzetine doyum olmazdı. Hafız Kemal bazen aşka gelir 20’de 20 yapardı. Akpınar Camii imamı cennetmekan Hüseyin Bilen hocamızın kıldırdığı namazların süratine de pek yetişilemezdi. Gel zaman git zaman Diyanet İşleri Başkanlığı ve tabiatıyla onun emirlerini tatbik etmekle görevli müftlüklerimizin Ramazan başlarındaki devamlı uyarıları üzerine jet imamlık tarihe karıştı. Namazları süratli bir biçimde cemaati bıktırmadan kıldırmak isteyen kimi hocalarımız da Diyanetimizin bu baskısı sonucu namazları ağır kıldırmaya başladılar. Başladılar ama bunun sonucu olarak da cemaat sayısında çok büyük çapta düşmeler görüldü. Son birkaç yıldır gittiğim hiçbir cami tam olarak dolmadı. Aksine bazı camilerde bir iki, bazı camilerde de üç dört saflık cemaatlerle namazlarımızı kılmaya başladık. Bunun günahını her şeyden önce Diyanet İşleri Başkanlığımıza veriyorum. Her yıl olduğu gibi bu yıl öncesi de Diyanet İşleri Başkanlığımız kendine özgü gerekçelerle hızlı namaz kıldırmayı yasakladı. Hele hele bu gerekçelerin içinde bir tanesi var ki insanı hakikaten düşündürüyor. Güya teravih namazının hızlı kıldırılması din adamına yakışmazmış. Niçin yakışmasın? Niçin yakışmadığını maalesef öğrenemiyoruz. Zaten son yıllarda İslamiyette teravih namazının mevcut olmadığı yönünde eleştiriler de yapılmaya başlandı.

Memleketimizin tanınmış din alimlerinden Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk açıkça çıkıp “İslamda teravih namazı yoktur” dedi. Diyanet İşleri Başkanlığımız, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün bu net tavrını ilmi ve dini açıdan kesinlikle çürütemedi. Ben arzu ederdim ki kendisine hemen gerekli cevap verilsin ve İslam’da teravih namazının bulunduğu ispatlansın. Sade bir mümin olarak teravih namazının Hz. Peygamber Efendimiz zamanında bile kesin bir namaz olarak yürürlüğe sokulmadığını biliyorum. Peygamber Efendimiz çok az bir süre teravih namazı kıldırmış daha sonra da bu namazın Yüce Allah tarafından Müslümanlara farz kılınacağı endişesiyle evinde tek başına kılmaya başlamış. Bundan şunu anlıyoruz. Teravih namazı hakikaten zor bir namazdır. Demek ki bu namazı kolaylaştırmak lazım. Bunun en güzel yolu da namazın süratli bir biçimde kıldırılması yani jet imamların devreye sokulması olmalıdır.

Bizim bu gerekçelerimiz elbette ki sade bir müminin kişisel gerekçeleridir. Yoksa uzun da kıldırılsa, kısa da kıldırılsa biz bu namazdan vazgeçmeyiz. Ama namazdan vazgeçenlerin sayısı bir hayli fazla oluyor. Tantanalı “camiler doldu taştı” laflarına hiçbir zaman inanmam. Camiler dolup taşmıyor. Müslüman Türk milletinin yüzde 80’i de oruç tutmuyor. İftar yemeklerinin ismini de değiştirmek lazım. Çünkü iftar oruçlu kimselerin akşam ezanı sırasında oruçlarını bozmalarına verilen isimdir. Oruç tutmayanlar Ramazanda iftar açmazlar. Olsa olsa akşam yemeği yerler. Binlerce kişilik iftar sofralarına katılanların yüzde 80’inin de oruçlu olduklarını sanmıyorum. Bunlar da olsa olsa bedava yemek yiyen kişiler olabilirler.

Bu ilmi sözleri kendimize saklayarak her yılki Ramazan programından da bir nebze bahsedelim. Yıllar geçtikçe teravih namazı ekibim de değişmeye ve azalmaya başladı. Bir zamanlar cennetmekan sevgili kardeşim Yavuz Kınacı, sevgili kardeşim cennetmekan Mustafa Gürtan ve de yine sevgili kardeşim Eczacı Cahit Bıltır’dan ibaret teravih ekibimiz, iki kardeşimin ölümleri Eczacı Cahit Bıltır’ın da sağlık sorunları nedeniyle artık yakın komşularımıza döndü. Son yıllarda teravih namazına Tabaklar Mahallesi’nden ve Bahçelievler Mahallesi’nden 60 yıllık kapı bir komşumuz sevgili İsmet Ayhan abim ve onun insanlık timsali damadı Mehmet Oruç kardeşimle birlikte gidiyoruz. Allah razı olsun Mehmet, yıllardan beri Tempra’nın ve Ford Focus’un kaptanlığını da yaparak benim teşekkürlerimi kazanıyor.

Her yıl her akşam başka camiyi ziyaret ve teravih namazını o camide kılma prensibimiz bu yıl da sürdü. İlk namazımızı mutadımız veçhile mahallemizin camisi olan ve başkanlığını yaptığım Camlı Camii’de kıldık. Bunu sırasıyla Paşaköy, Koçak Mescidi, Sümer Mahallesi Kantar Camii, Sümer Mahallesi Yeni camii, Sümer Mahallesi Merkez Camii, Paşaköy Berberler Camii, Sağlık Mahallesi Küplüce Camii, Kuruçay Camii, Toki Kürkçüler Camii, Aşağı Soku Camii, Aktaş Hamamcı Camii, Büyük Cami, Baysal Camii, Borazanlar Camii, Kılıçarslan Camii, Sanayi Camii, Kanalüstü Pembe Ulaş Camii, Alpagut Camii, Alpagutbey Camii, Karamanlı Camii, Salıbeyler Camii, Dodurga Camii, Sağlık Mahallesi Hacı Mahmut Ericek Camii, Tabaklar Camii, Sağlık Mahallesi Saygılı Camii, Yukarı Soku Camii, Karaçayır Camii, Seyitköyü –pardon Seyit Mahallesi- Ferah Mahallesi Camii olarak devam etmiş. Yeni ihdas edilen mahallelerimizle birlikte 60’a yakın camimiz var.

Bunlardan 12.08.2011 günü Büyük Cami’de kıldığımız teravih namazının çok önemli bir yeri olduğunu söylemeliyim. O gün hemşehrimiz Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Genel Müdürü Dr. Yüksel Salman’ın başkanlığında özel bir program ifa edileceği merkezi sistemle sürekli olarak duyurulduğu halde maalesef bu camimizde ki cemaat sayısı da üç dört safı geçmedi. Bolu Müftülüğü İlahi Grubunun da yer aldığı namazda İstanbul’dan özel olarak gelen bir değerli hocamız bugüne kadar kılmadığım lezzette tamamen makama dayalı okuyuşlarla teravih namazı kıldırdı. Maalesef bu hocamızın ismini öğrenmeyi unuttum. İnşallah en kısa zamanda ismini öğrenip ayrıca kendisine teşekkür edeceğim. Sanayi ve Karaçayır Mahallesi’ndeki teravihlerimizde de tesadüfen Zeki Ay ve Burhan Ay hocalarımızla birlikte olduk. Daha önceki çeşitli yazılarımda kendilerini “Bolu Bülbülleri” olarak adlandırdığım 2007 Umre ve 2008 Hac gezilerimin bu değerli hocaları o günkü cemaatlere de doyulmaz bir gece yaşattılar.

Ramazan bitti. Yaşasın yeni Ramazanlar.

CENNETMEKAN MUZAFFER ÇETİNKAYA’NIN ANILARI İLE İLGİLİ DÜZELTMEM
Zamansız kaybını daha önce de bütün Bolu yerel basınından ve benim Bolu’da Yenihayat’taki sütunumdan öğrendiğiniz Boluspor Eski Yöneticilerinden ve Genel Kaptanlarından Muzaffer Çetinkaya’nın vefatı üzerine Bolu Gündem Refikimiz 22 Ağustos 2011 Pazartesi günkü sayısında Muzaffer Çetinkaya ile ilgili anılara yer vererek sevgili kardeşimizin aziz ruhunu taziz ediyor. Bu röportajı Bolu Gündem’den ayrılan spor basınının güçlü ismi Servet Yılmaz’ın yaptığını biliyoruz. Gazete yeniden yayınladığı uzun röportajda maalesef Servet Yılmaz’ın ismini makaslamış. Takdir elbette ki gazete yöneticilerinin. Ama “Arkadaşımız Servet Yılmaz’ın rahmetli Muzaffer Çetinkaya ile olan röportajını yayınlıyoruz” deselerdi bir vefa gösterisi yapmış olurlardı.

Muzaffer o röportajında o zamanki hocamız Şenol Güneş’in ayrılışı ile ilgili şunları söylüyor:
(-Yener Bey, “Hoca güvenoyu isteyecektir. Bu nedenle yönetime gelip konuşmasına gerek yok. Biz senin kanalınla irtibatımızı sürdürürüz. Ne söylemek istiyorsa size iletsin. Biz de size cevabını verelim” dedi. Ben durumu Şenol Güneş’e aktardım. Hoca “Bu yanlış bir düşünce. Keşke başkan beni bir dinleseydi. Daha faydalı olurdu” dedi.) diyor.

Muzafferciğimin ifadesinde doğrular da var, yanlışlar da var. Yener Bey diye söz ettiği idareci benim. 1992 yılının sezon sonlarına doğru bir hayli zor günler yaşayan Boluspor’da yeni bir genel kurul yapılmış ve Yılmaz Becikoğlu’nun yerine zamanın Belediye Başkanı Necdet Gören görevi devralmıştı. Ben de Necdet Gören’in Belediye Başkanlığında Belediye Hukuk Müşaviri ve Encümen Üyesi olduğumdan Necdet Gören’in listesinden 4 yıl sonra yeniden yönetime girmiştim. Görevim sırf bir ağabey olarak arkadaşlarıma yardımcı olmaktı. Yönetim Kurulunda pek söz almazdım. Bundan maksadım arkadaşlarımın bensiz de bu kulübü yönetme becerisine ulaşmalarını sağlamaktı. Böylesine bir tavır içindeyken bile o yönetimde birlikte çalıştığımız Süha Alparslan ileride beni “Despot”lukla suçlayabilmiştir. Şenol Güneş’in artık Boluspor’a faydalı olamayacağı yönetimin büyük bir çoğunluğuna hakim olduğumdan kendisinin görevine son verilmesi kararlaştırıldı. Yoksa ben Muzaffer’e “Gelmesin. Senin aracılığınla kararımızı bildiririz” gibi bir laf etmedim. Şenol Güneş yönetime geldi. Konuşuldu. Kendisine görevine son verildiği lafını söylemek bir hayli zor olacağından ve bunu da yönetimde sayın başkanımız Necdet Gören başta olmak üzere hiç kimse Şenol Güneş’in yüzüne karşı söyleyemeyeceği için mecburen bu görevi ben üstlendim ve kendisine gayet nazik bir eda ile (-Sayın hocam siz lütfen dışarı çıkın. Biz size kararımızı bildireceğiz) dedim. Bu aslında üstü kapalı bir göreve son verme ültimatomu idi. Ancak kulüp başkanımız Necdet Gören ne şekilde düşündüyse bilemiyorum, Şenol Güneş’i tekrar yönetime çağırmak yerine o gün onunla Belediye Başkanlığı odasında özel ve baş başa bir görüşme yaptı. Şenol Güneş’in o ana kadar ki alacaklarını şahsi çeki ile karşılayarak göreve devam etmesini sağladı. Ama sonuç Boluspor için iyi olmadı. Şenol Güneşli Boluspor 1991-1992 sezonunda 1. ligden –Bugünkü Süper Ligden- düştü. Aradan 20 yıl geçmesine rağmen hala Süper Lige çıkamıyor.

Bu satırları tarihi bir gerçeği ifade etmek için Muzaffer Çetinkaya’nın aziz ruhundan da özür dileyerek yazıyorum.

MEŞHUR KARADENİZLİLER LOKALİNDE HAMSİ VE İSTAVRİT SEZONU AÇILDI

Bolu’muzun siyasi ve içtimai en meşhur lokali olan Karadenizliler Lokali’nin şöhretini ve yerini gayet iyi bilirdim de, cismini bugüne kadar görmemiştim. Geçen Cumartesi bir şey almak üzere Beşkavaklar BİM Mağazasına gitmekteyken telefonum çalıyor:

(-Yener Abi ben Fevzi. Ford Focus’u 180 derece döndür ve Karadenizliler Lokali’ne gel)

Fevzi Özçelik Bolu’muzun en beyefendi insanlarından biridir. Kendisiyle Boluspor yönetimlerinde birlikte çalışmamış olmama rağmen, Yılmaz Becikoğlu yönetiminden sonra çok güzel dostluklar ve arkadaşlıklar kurduğum bir değerli kardeşimdir. Aşağı yukarı 20-25 yıldır Bolu’daki en saygın ve dürüst dostlarımdan biri olmuştur. (-Fevziciğim ben de geçerken orada bir etkinlik olduğunu gördüm. Hemen geliyorum)

BİM’deki işimi bitirdikten sonra Tempra’nın halefi Ford Focus’u meşhur Karadenizliler Derneği önüne çekiyorum. Havanın da güzelliğiyle bahçeye masa kurulmuş, sandalyeler atılmış. Mangalın başında son günlerde Belediye Başkanıyla atışmaları nedeniyle popülaritesi iyice artan Akpiliç’in patronu Mustafa Aksoy var. Mustafa bir yandan mangalla meşgul oluyor, bir yandan da beni bilgilendirme ihtiyacını duyuyor: (-Yener Abi ben üç yıldır buranın başkanlığını yapıyorum. Lokalimiz Bolu’nun en meşhur lokallerinden biri haline geldi.)

Meğer Alaaddin Yılmaz’ın “Mustafa Aksoy benim en yakın arkadaşımdır, kendisiyle her gün beraberiz” demesi de boşuna söylenmemiş. Alaaddin Yılmaz’ın Karadenizliler Lokali’nin müdavimlerinden olduğunu Nadir Gürkan Yetkin kardeşimin hem yazılarından hem de sözlü anlatımlarından bilirdim. Karadenizliler Lokali sadece Karadenizlilerin devam ettikleri bir lokal değilmiş. Her cepheden ve her siyasi kanattan çok değerli müdavimleri varmış. Balık sezonunun açılmasıyla birlikte her Cumartesi günü balık sofraları kurulurmuş. Beni özellikle Cumartesi günleri kurulan sofralara davet etme nezaketini de gösteriyorlar. Bu lokale kimler gelmiyor ki. Bolu siyasetinin ve Bolu basınının en renkli simalarından Nejat Yaraş kardeşim de o gün masanın müdavimlerinden. Ben Karadenizliler Lokali’ni gördükten ve de Sayın Belediye Başkanının bu lokalin devamlı unsurlarından biri, Mustafa Aksoy’un da üç yıldan beri dernek başkanı olduğunu öğrendikten sonra Belediye – Akpiliç Meydan Muharebesi’nin çakma bir meydan muharebesi olduğuna inanmaya başlıyorum. Bu kadar samimi dostlar birbirlerine düşman olamazlar.

Resimde hamsi ve istavrit masasının fotoğrafa giren mensupları: Soldan sağa Eski ORÜS’çülerimizden halen Mengen Gentaş Müdürlerinden Akif Aydın, Orman Bölge Müdürümüz Sırrı Köstereli, Ben, Akpiliç Patronu ve Dernek Başkanı Mustafa Aksoy, Belediye Meclisimizin AKP Grubu ağır topu Muzaffer Zengin, Bolu basınının ele avuca sığmaz çocuğu, Halkevleri Yüksek Yöneticisi Nejat Yaraş, Beyefendiliğini dürüstlüğünü övmek için kelime bulamadığım sevgili dostum ve kardeşim Fevzi Özçelik.