"BOLU KAYMAĞI" NI MARKALAŞTIRALIM

Yener Bandakçıoğlu

Modern hayatın ve ticaretin ana kurallarından biri haline gelen " markalaşma" konusunda geçmiş tarihlerde epey kalem oynattım. Bolu'yla özdeşleşen markalarımız, maalesef fazla değil. Şu anda en tanınmış Bolu markası olarak "Bolçi" görünüyor. Yemek deyince akla tüm Türkiye'de ilk olarak Mengen geldiği halde maalesef Mengen'le ilgili yada Bolu'yla ilgili tanınmış bir yemek markamızın da olmadığını biliyoruz. Hatta hatta gerek Mengen'de gerekse Bolu'da Bolu yemek markalarını tanıtacak bir lokantamızın bulunmadığını da üzülerek ifade ediyoruz. Geçenlerde Bolumuza yeni bir yatırım için kolları sıvayan - Üniversite kavşağındaki eski Telekom arsası- Yılmaz Becikoğlu'nun, ortakları ve ilimiz protokolü ile yakın çevresinin katıldığı öğle yemeği için gittiğimiz, şu anda Bolumuzun en önemli ve gözde restaurantlarından biri olan Filiz Restaurant'ta masamız adeta bir Güney ve Güneydoğu restaurantı gibi yeşilliklerle donatıldı. Bunu bir eleştiri olarak yazmıyorum. Demek ki Filiz'in değerli müstecirleri, müşterilerine Bolu'dan özel spacialler ikram etme olanağından mahrum olduklarından böyle bir yola başvurmuş olabilirler.
Bolu'yla ilgili en ufak bir şey dahi beni çok düşündürür. Gazetelerde Bolu ile ilgili ne okusam mutlaka belleğime not alırım. Bu Cumartesi de öyle oldu. Milliyet'i ve Milliyet'in Cumartesi ekini karıştırırken cümleler arasındaki bir iki kelime beni bir hayli heyecanlandırdı. Röportaj Ece Emre imzasını taşıyordu. Ece Emre, İstanbul'un en büyük ve meşhur restaurantlarında uzun yıllar başarılı bir yöneticilik yapan Fisun Taşgın hanımefendi ile görüşmüş. Fisun Hanım uzun yıllar yaptığı yöneticilikten sonra kendi işinin patronu olmuş ve "Journey" isimli kafe restaurant'ı işletmeye başlamış. Belki bir çoğunuz (- bize ne Fisun Hanım'ın kafesinden) diyebilirsiniz. Ama benim için öyle değil. Fisun Hanım röportajında beni çok heyecanlandıran şu cümleleri kullanıyor: (- Tereyağımızı, kaymağımızı Bolu'dan getirtiyoruz. Ekmeklerimizi kendimiz pişiriyoruz. Sağlıklı yemeklerin olmasına dikkat ediyoruz. Örneğin Mudurnu'dan organik tavuk getirtiyoruz. Organik tavuk daha az yağlı, daha kaslı ve daha uzun sürede pişiyor. Ama diğer tavuğa göre çok daha lezzetli. Bu tavuğu çok satıyoruz. Sadece onu yemek için gelen insanlar var.)
Görüyor musunuz tereyağımızın, kaymağımızın ve tavuğumuzun meth-ü senasını. İşte Bolu Tanıtma ve Kalkınma Vakfı'nın teşekkür ve takdirname vereceği bir girişimci. Kaymak denince marka olarak akla Afyon Kaymağı gelir. Bana göre krema özelliği çok fazla olan Afyon Kaymağı lezzet açısından Bolu Kaymağı'nın onda biri değildir. Ama gelin görün ki bir Afyon Kaymağı lafı sürüp gider. İşte bu, markalaşmanın getirdiği bir artı değerdir. Afyon Kaymağı meşhur olmuş, markalaşmış ama Bolu Kaymağı bu şöhreti yakalayamamıştır. Bolu yöremize mahsus Kaymaklı Ekmek Kadayıfımızın lezzetine Türkiye'nin hangi yöresinin kaymaklı ekmek kadayıfı erişebilir. İşte Bolu Kaymaklı Ekmek Kadayıfı'nı diğer yörelerin ekmek kadayıfına göre imkansız kılan şey Bolu Kaymağı'dır.
Ya Fisun Hanım'ın Mudurnu'dan getirttiği organik tavuk olayına ne demeli. Bu tavuklar hepimizin bildiği, doğadaki tabii yemlerle beslenen köy tavuklarıdır. Fisun Hanım'a aynen katılıyorum. Lezzet açısından tavuk çiftliğinde elektrik ışığı altında suni yemlerle beslenip sofralarımıza konuk olan piliç ve tavuklarımıza on basar. Eskiden misafirler için köylerimizin en meşhur ikramı, evlerin bahçesinde özgür bir biçimde dolaşıp hemen misafirler için kesilen tavuklarımızdı. Hele o tavukların suyundan yapılan pirinç pilavı. Eğer pilav bir de Kıbrıscık pirincinden yapılmışsa gel keyfim gel.
Mudurnu'dan gelen bu tavuklar bana biraz da Mudurnu Tavukçuluk'un son yıllarındaki " Köy Tavuğu" projesini anımsattı. Bolumuzun yetiştirdiği büyük girişimci Tevfik Türesin ve değerli oğulları Uğur ve Oktay Türesin köy tavuğu diye büyük bir projeye imza atmışlardı. Bu projenin maddi açıdan Mudurnu Tavukçuluk'a pek artı değer katmadığını ve ziyan ettirdiğini de Mudurnu Tavukçuluk'a yakın kaynaklardan duymuştum.
Evet sevgili okurlarım, bakınız Bolu'yla hiçbir ilişkisi olmayan bir hanımefendi çıkıyor Bolu için büyük bir reklama imzasını atıyor. Bolumuzun Ziraat Odası, Kalkınma ve Tanıtma Vakfı, Ticaret ve Sanayi Odası ve benzeri kurumları acaba bu konuda neler düşünüyor, neler yapıyor? Ben herhangi bir girişimleri olduğunu zannetmiyorum. Yine de büyüklerimizin bir şeyler düşüneceğini bilhassa Bolu Kaymağı'nı en kısa sürede bir marka haline getirmek için çalışmaya başlayacaklarını tahmin etmek istiyorum.
Teşekkürler Fisun Taşgın hanımefendi.

BOLUSPOR KAMİL BİLGİHAN ( 1) VE YENER BANDAKÇIOĞLU (2 ) BAŞKANLIKLARINDA 3 DEFA 1. LİG'E YÜKSELMİŞTİR
Bolu Gündem Refikimiz bu Cumartesi, "Unutulmasınlar Diye" sürmanşet başlığı altında eski belediye başkanlarımızı konu etmiş. Fevkalade güzel ve olumlu bir yayın. Şimdiki kuşakların, bazılarının isimlerini bile bilmedikleri, bazılarını da unutmak üzere oldukları sayın belediye başkanlarımız Reşat Aker, Cemil Özbilen, Mustafa Hulusi Tüzmen, İsmail Özer ve Muzaffer Işın özet icraatlarıyla okuyucuya tanıtılmış. Hepsinin mekanları cennet olsun. Yüce Allah hepsine rahmetler ihsan etsin. Bu yazı konusuyla makamların kimseye baki kalmadığını da bir kere daha hatırlamış oluyoruz.
Bolu Gündem Gazetesi'nden Ayşegül Topçu kardeşimizin hazırladığı yazıda İsmail Özer'le ilgili çok önemli bir hata yapılmış. İsmail Özer için şöyle deniliyor: (- Başkanlığı sırasında sahayı çimlendirmiş ve Boluspor 1. Lig'e çıkmıştır.)
Evet. Kulübümüzün ilk başkanı olan zamanın belediye başkanı İsmail Özer 1965-1966 sezonunda bir yıl süreyle Boluspor Başkanlığı yapmıştır. Sahanın onun başkanlığı sırasında çimlendirildiği doğrudur. Ama Boluspor İsmail Özer zamanında 1. Lig'e çıkmamıştır. Boluspor'un 1. Lig'e çıkışı 1969-1970 sezonunda cennetmekan Kamil Bilgihan'ın zamanındadır. Boluspor 45 yıllık hayatında bir defa Kamil Bilgihan'ın 2 defa da bu satırların aciz kalemi Yener Bandakçıoğlu'nun başkanlıklarında olmak üzere 3 defa 1. Lig'e çıkmış bulunmaktadır. Ayşegül Topçu'nun yaptığı bu hatanın gazeteye yakışmadığını da belirtmeliyim. Çünkü gazetede Boluspor'un Tarihi'ni yazan Servet Yılmaz gibi bir spor müdürü ve de Boluspor'da başkanlık yapan Süha Alparslan gibi bir Genel Yayın Müdürü var. Demek ki Genel Yayın Müdürü Süha Alparslan kardeşim yoğun meşguliyetleri sırasında son kontrollerini yapamamış.