BİZİM BİRADERİN DUBAİ İLE İLGİLİ KORKUNÇ KEHANETİ

Yener Bandakçıoğlu

Köşe yazılarımda yüzde 99, 9 oranında yerel konulardan bahsederim. Zaten bana göre yerel gazetelerin okunabilir olması yerel konulardan bahsetmekle mümkündür. Ancak son haftalarda Global Dünya ekonomisinde büyük yankılara yol açan Dubai iflası gündeme bomba gibi düşünce aklıma hemen Bizim Biraderin/oğlum Cumhur Bandakçıoğlu/ eski tarihlerde Bolunun Sesinde yazdığı bir yazı düşüyor. Hemen arşivleri karıştırıyor ve bizim biraderin 23 Şubat 2004 tarihinde yani tam 6 yıl evvel Bolunun sesi sütunlarında ki yazısını buluyorum. Cumhur o gün, bugünleri büyük bir uzak görüşlülükle tespit etmiş ve şunları yazmış. Noktasına ve virgülüne kadar hep beraber okuyalım: BİR DUBAİ MASALIBaşlık sizi yanıltmasın. Aslında Bir Dubai Balonu daha iyi olurdu diye düşünüyorum.Bu hafta sizlerle DUBAİ anılarımı paylaşmak istiyorum. UNITED ARAB EMIRATES! (Birleşik Arap Emirlikleri) Basra körfezinde kıyısı bulunan Arap yarımadası üzerinde kurulu 7 emirliğin (Abu Dhabi, Dubai Sharjah, Ajman, Ras Al Kaimah, Umm Al Quwain and Fujairah) birleşmesiyle oluşturulan federasyon ülkedir.Birleşik Arap Emirlikleri sizin bilmiyorum ama benim gündemime 80 li yılların başında Emirliğin Prensi Seyh Zayed in İstanbul Bayramoğlu nda almış olduğu malikaneyle girmiş olup, daha sonra Emel Sayın ın Abu Dhabi de vermiş olduğu konserlerle hafızama kazınmıştır.Bu dönemlerde başkent Abu Dhabi daha ön planda olup körfez savaşının bitmesiyle DUBAI ismini yıldızı parlamış ve daha ön plana çıkmıştır.Coğrafi konum olarak körfezin en özel noktasında bulunan Birleşik Arap Emirlikleri İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Katar ve Ummanı karşısındaki lojistik konumu (Gerçek ilginin sebebi budur) ve Dünya petrol rezervlerinin % 25 ine sahip olmasıyla dikkatleri üzerine çekmiş ve bölge gelişmiş devletlerin bir üssü haline gel/miştir.. Vergi oranlarının sıfır olması çok uluslu şirket/lerinde bölgeye yatırım yapmasına sebebiyet vermiştir.DUBAİ global pazarlama sistemiyle dünyaya tatil ve alışveriş cenneti olarak anlatılmış çöl ve deniz arasında yapılandırılmış ve bugün dünyanın en popüler ve gözde mekanlarından bir tanesidir.15 Şubat 2004 Pazar günü Dubai ilk defa adım attım. Beynime kazınan çok değişik ve özel bir yer oluşuydu. Gerek medyada gerekse gidip gören kişiler tarafından bu şekilde anlatılıyordu.Uçağımızın terminale yaklaşmasıyla radarlarımı çalıştırmıştım. Herkesin anlata, anlata bitiremediği Seyh Rashid Havalimanı bir çok ülkede bulunan havalimanlarından pek farkı yoktu. Dubai Show hemen ülkeye girişte başlıyor. Etkileyici bir güvenlik sistemi sizi karşılıyor! Göz bebeği resminiz taranıyor ve fişleniyorsunuz. (Ne işe yarıyorsa Adam Bombayı vücuduna sarıp patlatıyor sen gözünü bulda tanı) Kapıdan dışarı çıktığınızda nemli hava suratınıza hemen çarpıyor. Taksiye binip şehir merkezimizdeki otelimize doğru yol alıyoruz. Etrafta bol ışıklı tabelalar, Cam ve metal kaplı gökdelenler, geniş yollar, boyu 6/7 metreyi geçmeyen hurma ağaçlarını izliyoruz. Bir ara şaşırıyorsunuz, acaba ben yanlış bir yere mi geldim diye, caddede onlarca uzak doğulu kadın size el salıyor.. Yok, yok burası DUBAI .Ve otelimizden içeri giriyorsunuz, o da ne diyor/sunuz.. Galiba biz Moskova veya Kiev de miyiz Laleli mi acaba diyeceğim ama Laleli de bu kadar Rus yoktur.Ertesi gün boş günümüz, alışveriş yapmayı planlıyoruz. Ver elini alışveriş merkezleri... Adresleri önceden belirledik. Yine geniş yolları takip ederek kum üstüne dikilmiş ağaçlar, çimler ve çiçekler beton ve asfalt yollar arasında süzülüyoruz. Toprak yok.Mağazalarda fiyatların Türkiye deki fiyatlardan bir farkı yok. Giyim kuşam zaten bize göre pahalı.(Üstelik kredi kartına taksit de yok) Bu iş de bir iş var diyoruz ve soruyoruz. Elektronik eşya için Nasser Square (Nasır Meydanı nı) tavsiye ediyorlar. Bir mağazaya giriyoruz. Beğendiğimiz bir cep telefonu var. Pazarlık üzerine pazarlık. 3 /4 tane alacağız diyoruz. Sonuç 40 USD bizim Doğubank dan ucuz. Tabi bir şey almıyoruz. Alışveriş faslını kapatıyoruz.BURJ AL ARAB... hani hepimizin ismini duyduğu deniz üzerine inşa edilmiş yelkenli şeklindeki 7 yıldızlı otel. Otel gerçekten teknoloji ve mimari harikası bir yapı kimse hakkını yiyemez. Çok etkileyici... Bir fincan kahve 75 USD. (Neyse ki tuvalet bedava. Aksi takdirde kahve iç birde tuvalete git....) Biz bu kahveden almadık, alanlara da mani olmadık.Gelelim işimize, Almanya da marketler zinciri olan bir gurupla görüşmemiz var. Üretici Türk, tüketici Alman ve biz Dubai deyiz. Mantıken ya Dusseldorf da yada İstanbul da olmamız gerekiyor ama biz DUBAI deyiz. Çünkü Alman gurubun sahibi firma Amerikalı!Bunu sorgulama şansımız yok.Dubai yapma, emitasyon doğallıktan uzak ruhu olma/yan bir şehirdir. Dünyaya çok güzel pazarlanıp sunulmuş/tur. Birde bunu üstüne ülkemizdeki tur operatörlerini reklamları ile oraya gidip gören aslında hiç eğlenmeyip, hiç hoşlanmasa bile hoşlanmış gibi görünen insanlarımız eklenince Dubai bir cennet olup karşımıza çıkıyor.Bizim Antalyamız, affedersiniz geğirse 5 tane Dubai çıkarır ama maalesef biz ülkemizi iyi pazarlayamıyoruz. Dubai gitmek ve görmek isteyenlere içtenlikle duyurulur.Neler ucuz ve alınır Oyuncak, büyük ekran TV (alıp getirme şansınız hemen,hemen yok), parfüm (Diğer Hava Limanlarından 5/10 USD) Rus ve Uzakdoğulular (Ülkelerine göre daha hesaplı)Ne yemeliKesinlikle Lübnan yemekleri
Böylece Cumhurun dünyayı boşa dolaşmadığını da görmüş olduk. Kendisini bu uzak görüşlülüğünden dolayı kutluyorum. Bugün herkes Dubainin iflası ile ilgili sütun sütun yazılar yazıyor. Bunların içinde ülkemizin en büyük ekonomistleri de var. Ama hiçbirisi bırakınız 6 yıl önceyi 1 yıl önceyi dahi tahmin edememişler. Bu arada Dubai ile ilgili bilgilerimiz de bir hayli fazlalaştı. İstanbulun en kıymetli arsasına bile talip olan /iyi ki arsa mahkemelik olmuş. Yoksa İstanbul Belediyesi büyük bir kazık yiyecekmiş/ Dubai Şeyhi El Makdum Hazretlerinin çok renkli bir hayatının olduğunu da öğreniyoruz. Şeyh hazretleri 2 evliymiş. 2nci eşi Ürdün Kralı Hüseyinin kızı Prenses Haya imiş. Prenses Haya belkide 2nci ve genç eş olma avantajı ile batıya dönük bir hayat sürüyormuş. Şimdi yandaki fotoğrafı dikkatlice inceleyelim. Şeyh ve Prenses Haya İngiliz centilmenlerini imrendirecek bir kılıkta Londradaki at yarışlarında görülüyorlar. Yüce Peygamber Efendimizin torunlarından olan Prenses Hayanın kılık kıyafetine bir bakalım, bir de bizim hanımefendilerin kıyafetlerine bakalım. Herhalde bu fotoğraftan alacağımız çok dersler var.
İZLEYENLER ÇOŞKU İÇİNDE AĞLADI İZLEMEYENLER HAYATLARININ EN BÜYÜK FIRSATLARINDAN BİRİNİ KAÇIRDI
5 Aralık Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının verilişinin 75nci yıl dönümü nedeniyle, Türk Kadınlar Birliği Bolu Şubesi Başkanlığı yıllar boyu unutulmayacak bir etkinliğe imza attı. Bugün için, özel olarak Atatürk ile ilgili araştırmalarıyla tanınan ve ülke çapında haklı bir şöhrete ulaşan Atatürk araştırmacısı Yazar İlknur Güntürkün Kalıpçı Hanımefendi Boluya davet edilmişti. İlknur Güntürkün Kalıpçı ve ekibi Kültür Müdürlüğü Konferans salonunda Özlemden Eyleme doğru Atatürk konulu tiyatral bir konferans verdiler. Salonu tümüyle dolduran Bolulular, gencinden ihtiyarına, kadınından erkeğine 2,5 saat kadar süren konferansı büyük bir coşku ve hayranlıkla takip ettiler. Atatürkün hayatından ve Milli Mücadeleden seçilen gösterilerle süslenen konferans, izleyenleri hem ağlattı hem de coşkun bir şekilde alkışlamalarına neden oldu. Son yıllarda Bolu ya bu kadar güzel bir gösteri geldiğini tahmin etmiyorum. Sayın İlknur Güntürkün Kalıpçı hanımefendi ve ekibi ile onları maddi ve manevi hiçbir masraftan kaçınmayarak Bolu Halkına sunan, Türk Kadınlar Birliği Bolu Şubesi Yönetim Kurulunu yürekten kutluyorum.
ÇETİN CANBAZOĞLU ÖDÜLE DOYMUYOR
Yüce Atatürk bir söylemlerinde Efendiler, Reis/i Cumhur olabilirsiniz ama sanatkâr olamazsınız demişti. Bolu Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Sayın Çetin Canbazoğluda bu tanıma uyan sanatkârlarımızdandır. Fevkalade beyefendiliği zaten onun sanatkâr yönünü çok iyi ifade eder. Canbazoğlu, 1999 depreminden sonra başladığı fotoğraf çekiminde bugün Türkiye çapında bir Fotoğraf Sanatçısı olmuştur. Bu kısa süre içinde çeşitli kurumların düzenlediği fotoğraf yarışmalarında sayısız ödüller aldıktan sonra son olarak ülkemizin en ciddi yayınlarından National Geographic mecmuasının ülke çapında düzenlediği Gezi/Kültür kategorisinde birincilik ödülünün sahibi oldu. Manisanın Kula ilçesinde bir sünnet şöleni sırasında kazanlarda yemek pişirilip sofra hazırlama telaşı içindeki insanlarla bir baloncuyu ve damdan çekim yapan fotoğrafçıyı birleştiren bu güzel fotoğrafla, Sayın Hakimizin ödüllerine bir yenisini eklemiş oldu. Daha birçok ödülün sahibi olacağına hiç kuşku duymadığım değerli fotoğraf sanatçımızı bu başarısından ötürü bir kere daha kutluyor ve nice nice ödüllerin sahibi olmasını diliyorum.