BİZ YAZALIM DA VARSIN OLMASIN

Yener Bandakçıoğlu

Bu hafta yerel basında okuduğum haberler içinde iki tanesinden derin bir şekilde etkilenmiş bulunuyorum. Bu haberlerle, geçmişteki yazılarım arasında bir illiyet bağı da olduğundan, bu hafta yazacaklarımın sevgili okurlarım tarafından da tasvip göreceğini zannediyorum.
Hepimizin bildiği gibi, ilimizde eski Valimiz Gökhan Aydıner zamanında kurulmuş, kuruluş aşamasında belki de yanlış düşüncelerle üye sayısı bir hayli abartılmış bir vakfımız var: Bolu Kalkınma ve Tanıtma Vakfı. Bu vakıf, üye sayısının fazlalığı nedeniyle bir türlü arzu edilen hizmetleri yapamamıştır. Bu husus, vakıf yönetimine de iyice yerleştiğinden Bolu Kalkınma ve Tanıtma Vakfının feshedilerek, Bolu Kalkınma Vakfıyla birleşmesi gündeme gelmiştir. Büyük bir olasılıkla 04 Temmuz 2009 günü yapılacak olağanüstü genel kurulda, vakıf misyonunu tamamlamış olacaktır.
Şimdi, bu vakfın kapanmasıyla bu hafta yerel basında okuduğumuz ve çok etkilendiğimizi yukarda yazdığımız haberlerin ne ilgisi var gibi sorular zihinlerimizde belirebilir. Bu haberlerden birincisi, Mudurnuda ki 150 yıllık su değirmeni teknolojiye yenik düştü haberiydi. Teknoloji, o eski yılların canım nostaljik su değirmenlerini birer birer yok etmişti. Şu anda Bolu ve civarında eski su değirmenlerimizden kalan olmadığını zannediyordum. Meğer Mudurnu Tavşansuyu Köyünde bulunan su değirmeni de artık can çekişmeye başlamış. Değirmenin sahibi Nadiye Erkol teyze, işlerin uzun süreden beri çok azaldığını, değirmenin buğday öğütemez hale geldiğini ve bundan sonra bir süre de hayvan yemi yapmaya çalışacaklarını söylüyor. Ama Erkolun söylemlerinde sevindiğimiz bir taraf da var. Değirmenci hanım, bundan sonra buranın tarihini yaşatmaya çalışacağız da demekte. Su değirmenleriyle, oldum olası ilgilenirim. Bu değirmenlerden elde edilen unlarla Bolumuzun halis muhlis köy ekmekleri yapılırdı. Ama şimdi değirmen de kalmadığı için köy ekmekleri, şehir fırınlarında yapılıyor ve pazaryerlerinde köy ekmeği diye yutturuluyor. Bu konuda 18 Aralık 2007 tarihli Boluda Yenihayatta ki sütunumda yayınlanan Köy Ekmeği Bolumuzun Vazgeçilmez Kültürüdür başlıklı ara yazımdan bazı alıntılar yapalım:
Klasik Bolu köy ekmeği, yılların birikimiyle, Bolumuzu temsil eden en meşhur yöresel ürünlerden biri haline gelmiştir. Boluya gelen tüm yerli turistler ve de Boludan başka illere giden tüm hemşehrilerimiz yanlarında hediye olarak mutlaka Bolu köy ekmeği de götürür olmuşlardı. Ayrıca, köy ekmeğinin siyah olması, gerek diyabet hastaları için gerekse şişmanlıktan şikâyetçi olanlar için bir doğal reçete haline gelmişti.
Son yıllarda köy ekmeğini çok seven ve en az haftada bir köy ekmeği istihlak eden bir Bolulu olarak, köy ekmeğimizin geçirdiği değişikliği dehşetle izler olmuştum. Köy ekmeklerimiz, giderek beyazlaşmaya başlamıştı. Böylece köy ekmeklerinin siyah kepekli köy unları yerine, beyaz fabrika unlarından yapıldığı belli olmaya başlamıştı Bu kültürün yozlaştırılmaması için neler yapmalıyız İl Özel İdaresi, İl ve İlçe Belediyelerimiz ve bilhassa BOLU KALKINMA VE TANITMA VAKFIMIZ vakit geçirmeden köylerimizde hala hayatta kalan su değirmenlerimizi tespit etmeli, bunlardan yıkılmak üzere olanlara kredi temin edilerek, yıkılmasını önlemeli, hala çalışır vaziyette olan su değirmenlerimizin iyileştirilmesi için de sahipleriyle anlaşma yoluna gitmelidir. Diğer taraftan yine köylerimizdeki köy fırınlarımızda devamlı köy ekmeği yapacak bacı ve yengelerimizle anlaşmalı, onların yaptığı tüm ekmekler yerinde satın alınarak şehirdeki muhtelif stantlarda, hemşehrilerimizle yerli ve yabancı turistlerin ilgisine sunulmalıdır.
Evet, sevgili okurlarım. Şimdi niçin Mudurnu Tavşansuyu değirmeninden bahsettiğimi anlamış olmalısınız. Gerçi yıllardan beri köy değirmenleri ve siyah köy ekmeğiyle ilgili ne İl Özel İdaremizden, ne il ve ilçe belediyelerimizden, ne de BOLU KALKINMA VE TANITMA VAKFIndan tık yok. Hiç ses seda çıkmadı. Oysa Safranbolu yüzlerce stantla çeşitli pideler yaparak paraya para demiyor. Pek olmaz gibi ama acaba, Bolu Kalkınma ve Tanıtma Vakfımız ya da İl Özel İdaremiz Mudurnu Tavşansuyu Değirmenini satın alarak ya da sahibini yönlendirerek, o mis gibi köy ekmeğimizi yeniden hayata geçirebilir mi Kalkınma ve Tanıtma Vakfımızın feshedilmek üzere olduğunu bilmeme rağmen, Vakıf Başkanı Sayın Valimiz Halil İbrahim Akpınara bu önerimi yapmaktan kendimi alamıyorum.
Yine üzüntüyle okuduğum bir habere göre, Köprücüler Köyündeki binlerce yıllık tarihe sahip, Anıtlar Yüksek Kurulunun kararına göre trafiğe kapatılmış olması gereken tarihi köprünün de çökme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı yazılıyor. Bu köprü, Bolumuzda gün ışığına çıkmış, bir elin beş parmağı kadar az tarihi eserlerimizden biridir. Fevkalade orijinal ve sevimli bir köprüdür. Binlerce yıldan beri, işlevini yerine getirmekte ve on iki köyü Boluya bağlamaktadır. Bu köprünün nasıl bir teknikle yapıldığı her zaman aklımı karıştırmıştır. Üzerinden onlarca tonluk kamyonlar geçmesine rağmen, hizmete devam etmektedir. Böylesine tarihi eserlere meraklı turist guruplarının bu köprüye götürülüp, gezdirildiğini hiç zannetmiyorum. Köroğlu Otel, Koru Otel, Termal Otel gibi turistik tesislerimizin işleticilerinin konaklamaya gelen kafileleri köprüye götürdüklerini ve gezdirdiklerini de hiç duymadım ve görmedim. Eğer bu köprü, başka bir yerde olsa derhal koruma altına alınır, etrafı düzenlenir ve turistlerin gezdikleri bir yer haline getirilirdi. İl Özel İdaremizden ve Bolu Kalkınma ve Tanıtma Vakfından bu canlı tarihin bir an önce koruma altına alınmasını âcizane talep ediyorum. Bugün Taşlıyayla ve civarına Abant Gölünün yedi misli büyüklüğünde bir gölü kazandırmak imkânına sahip olan Bolu İl Özel İdaremizin köprü üzerinden geçmekte olan yolu, beş on metre sağa sola alarak yeni bir yolla trafiği sağlaması hiç de zor bir iş değildir. Ama böyle bir proje yıllardan beri niçin ele alınmaz ve gerçekleştirilmez anlaşılması çok zor.
Evet, sevgili okurlarım. Bizden yazması çünkü elimizde imkan ve yetki yok
YEREL BASINDA GÖZÜME İLİŞENLER (4)
İşte size yerel basında iki ayrı gazetemizden iki güzel fotoğraf: Gazetelerimizin bir tanesinin editörü, Mudurnuda ki leylek sürüsünü Son kuşlar da gitti diye değerlendiriyor. Diğer bir gazetemiz de aynı fotoğrafı Tarlaya konan leylek sürüsü güzel görüntüler oluşturdu diye veriyor. Malum, bu mevsimde pek kuşlarımız başka yere gitmezler. Ama değerli editör arkadaşımız leyleklerimizi Son kuşlar da gitti diye yolculuğa çıkartmış. Herhalde dalgınlıkla olsa gerek.
HANİ HASTANEMİZİN İSMİ İZZET BAYSAL DEVLET HASTANESİ KÖROĞLU ÜNİTESİ İDİ
Bu da çok ciddi bir günlük gazetemizden bir teşekkür ilanı. İlanı veren İzzet Yıldırımın, eğer isim benzerliği yoksa Çıkınlar Mahallesi Muhtarı İzzet Yıldırım olması gerekiyor. Bu vesileyle kendisine acil şifalar diliyoruz.
İzzet kardeşimiz, ilanını Köroğlu Devlet Hastanesi diye vermiş. Böylece İzzet Babamızın muazzez ruhunu incitmiş. Peki, bu ilanı yayınlayan gazetemizin ve o gazetenin editörlerinin hiç mi suçu yok
Övünmek gibi olmasın, ben İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi isminin hemen değiştirilmesi gereğini yine Boluda Yenihayattaki 28 Şubat 2008 tarihli İzzet Baysal Devlet Hastanesinin Hazin Sonu başlıklı yazımda ele almış ve şunları yazmıştım:
(Bugün İzzet Baysal Devlet Hastanesini bu hale getirenler, İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi ismindeki Köroğlu Ünitesini kaldırmak suretiyle belki günahlarını biraz azaltabilirler.) Bu hastanedeki Köroğlu Ünitesi lafı kaldırılmadığı sürece halkımız hastaneden Köroğlu Devlet Hastanesi diye bahsetmeye devam edecektir. O yazımdan bu tarafa Köroğlu Ünitesinin kaldırılması için ne milletvekillerimizden, ne Valiliğimizden, ne Sağlık Müdürlüğümüzden, ne de İzzet Baysal Vakfından yine tık yok.

Özel Gürtan İlköğretim Okulunun
Muhteşem Gecesi
Cennetmekân sevgili kardeşim, Mustafa Gürtan tarafından kurulan Özel Gürtan İlköğretim Okulu, bir eğitim/öğretim yılını daha geride bıraktı. Okul, çok başarılı geçen eğitim yılının yorgunluğunu Cuma akşamı Termal Otelde düzenlenen muhteşem bir geceyle gidermeye çalıştı. Gecenin yıldızlarından biri de profesyonellere taş çıkartan performansıyla sunuculuk yapan Fahriye Kol hocamızdı.
Mustafa Gürtanın hayr/ül halef oğlu Can Gürtan, artık geleneksel hale gelen kaynaşma ve dayanışma gecelerine babasının en yakın arkadaşı ve sırdaşı Yener Amcasını davet etmeden geçmez. Ben de bu davete eşimle birlikte katılmaktan onur duyarım. Her gecede bana da mutlaka bir/iki söz etme fırsatı verilir ve de plaket ya da başarı belgelerinden birinin tarafımdan verilmesi sağlanır. Bu bağlamda çok değerli meslektaşlarım İcra Hâkimimiz Nuray Sümbül Gümüş Hanımefendi ile Cumhuriyet Savcımız Adnan Gümüşün sevgili yavruları Ozan Selçuk Gümüşün mezuniyet başarı plaketini verme onuru da tarafıma tevdi edildi. Ozanı bir kere daha kutluyor, Anne ve Babasına yıllar boyu daha büyük mutluluklar göstermesini diliyorum. Fotoğrafta bu güzel gecede Ozanla birlikte görülüyorum.
Fotoğraf: Mehmet Toprak Mert Fotoğraf Stüdyosu
NOT: Yazıya ait fotoğraflar gazetemizdedir.