ALADAĞ YAYLALARI...

Yener Bandakçıoğlu

Yüce Allahın, Bolumuzu Türkiyenin bir nolu orman cenneti olarak yarattığını biliriz. Maalesef bu güne kadar bu cennetten layıkıyla yararlanamadığımızı da itiraf etmemiz lazım. Yıllardan beri, bir Yayla Edebiyatı tutturmuş gideriz. Bu güne kadar, Bolunun bu canım yaylalarında misafir ağırlayacak bir tek odamızın da olmadığını yani, yayla pansiyonculuğunda bir karış yol almadığımızı da söylemek lazım. Son günlerde yerel basına yansıyan bir haberden öğrendiğimize göre Aladağ Orman İşletme Müdürlüğü, Soku Yaylasında bulunan tesislerini kiraya verecekmiş. Haber, okuduğumuz kadarıyla aynen şöyle: (/Aladağlar mevkiinde bulunan Soku Yaylasında, Aladağ Orman İşletme Müdürlüğüne ait tesisler, kapalı teklif usulü ile yapılacak ihale sonrası, kiraya verilecek. 546 metrekare kapalı alana sahip bina ve tesisleri on yıl süre ile kiralamayı hedefleyen Aladağ Orman İşletme Müdürlüğü, yıllık olarak yedi bin yedi yüz TL. muhammen bedelle ihaleye çıkardı. Tesislerin, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve Döner Sermayeli Kuruluşlar İhale Yönetmeliğinin 29/A maddesine göre, kapalı teklif usulü ile yapılacak ihalesi, bugün saat onda gerçekleştirilecek.)Bu haberi, okuduğumdan bu güne kadar yerel basını çok dikkatli bir biçimde takip etmeme rağmen, ihalenin sonucuyla ilgili bir bilgiye ulaşamadım. Eğer ihale sonuçlanmış olsaydı, her halde bir vesile haberimiz olurdu. Demek ki, bu cennet parçasının içinde bulunan tesisler, pek rağbet görmemiş. Bunda ihale haberinin sadece yerel basında yer almasının da rolünün olduğunu zannediyorum. Yoksa bu yer bir turizm şirketi için çok cazip bir konumdadır. Etrafı uçsuz bucaksız yaylalarla çevrili olduğu gibi, yanından da bizlerin Aladağ Çayı dediğimiz bir çay nazlı nazlı akar. Ayrıca çok yakınında Beden Terbiyesi Müdürlüğüne ait çok kapsamlı tesisler vardır. Bir diğer avantaj olarak, Kartalkayaya çıkan ama şimdilerde pek kullanılmayan yolun da kenarına düşer. Böylesine mükemmel bir konumdaki tesislerin elbette ki yeniden bakım ve onarıma ihtiyacı olduğunu da söylememiz lazım. Ama her şeye rağmen buranın ülkemizin tanınmış bir şirketine yap/işlet/devret formülü ile ihale edilmesinde de Bolunun yayla turizmine bir başlangıç olması için çok büyük yarar vardır.Bütün bunlardan sonra, gelelim yazımızın asıl konusuna:Bu yaylalar ve oradaki orman tesisleri Bolusporun şanlı tarihinde önemli bir fonksiyon icra etmiştir. Yıllar önce Boluspor, yaz kamplarını ve o zamanki transfer talimatına göre büyük bir başarıyla tatbik ettiği Futbolcu Kaçırma ve bu futbolcularla 1 Temmuzda profesyonel sözleşme imza aşamasını Aladağ Yaylalarında gerçekleştirirdi. O zamanlar, Bolu Orman Başmüdürlüğü ve Orman İşletme Müdürlükleri, Boluspor için ellerinden gelen her türlü gayreti gösterirlerdi. Zaten Bolu için özel bir imparatorluk şeklinde tanımlayabileceğimiz Orman Teşkilatı o zamanlar, Boluspor Yönetim Kuruluna mutlaka bir veya iki üye verirlerdi. Cennetmekân Orman Başmüdür Muavini Hayrettin Turan, Cennetmekân Orman İşletme Müdürü Adnan Emiroğlu, Cennetmekan Batı Karadeniz Orman Araştırma Müdürü Orhan Samancıoğlu, Cennetmekân Orman Personel Müdürü Necati Öztekin ve de halen sağ olan Bolu Orman İşletme Müdürlüğü Baş Kâtibi Hasan Kara şu anda aklımda kalan ve Boluspor Yönetim Kurullarında çalışan saygın ormancılarımızdandır. Sezon başlamasına yakın, transferlerini gerçekleştirmek için Aladağ Orman İşletmesinin yukarda bahsettiğim tesislerine sakladığımız futbolcularımız kadar, sezon başı kondisyon kampının hazırlıkları da bizleri fazlasıyla meşgul ederdi. Mevsim başı kondisyon kampımızın yeri zaten belliydi: Aladağ. Bu tesislerin bir bölümünde orman işçileri için inşa edilmiş mutfak ve yatakhane bölümleri de vardı. Bu iki ünite, bizim için bulunmaz bir kamp yeriydi. Belki şimdiki Antalya otelleri gibi lüksü yoktu ama kondisyon için lüzumlu geniş sahaları, bol oksijenli tertemiz havası ve de çok önemli bir ünite olarak ortada yapılmış bir Türk Hamamı vardı. Bu güzel ortamda ne teknik direktörlerimiz ne de şöhretleri bütün Türkiyeye yayılmış futbolcularımız, başka bir yer ihtiyacı içinde olurlardı. Bolusporun kaderine hükmettiğimiz ve 1. Ligin (şimdiki Turkcell Süper Lig) tozunu dumanına kattığımız o yıllarda herkes bu mütevazı tesislerde yaptığımız kamplardan son derece istifade ederlerdi. Kimsenin aklına Antalyanın lüks otellerinde kamp yapmak gelmezdi. Kampın en önemli branşlarından biri de Kamp Müdürlüğü göreviydi. Bu görevi yıllarca büyük bir başarıyla Geredeli Yunus Çufa abim deruhte etmiştir. Hafızamdan bir veya iki yıl da Tahir Tabakoğlu hocamızın Kamp Müdürlüğü yaptığını hatırlıyorum. Kamp süresi için yine Bolumuzun meşhur aşçılarından birisi tutulur, onun yanına iki veya üç tane de hizmetli verilirdi. Alışverişler günlük ya da iki günlük olarak Kamp Müdürü tarafından Boludan temin edilir, her şeyin en güzeli, en tazesi alınırdı. Aladağ kampına çıktığımız zaman orası taraftarlarla buluştuğumuz bir nirengi noktası haline de gelirdi. Taraftarlarımız her gün özel taksilerle ya da minibüslerle Aladağa çıkarlar, kamp çalışmalarını ve arada yapılan çift kale maçlarını da büyük bir coşkuyla izlerlerdi. Birçok kaçırdığımız oyuncu, buradaki çift kale maçlarında kendini gösterme imkânı bulduğu gibi, beğenilmeyen bazıları da geriye gönderilirdi. Mesela meşhur futbolcumuz Minasda Aladağa kaçırılan futbolcular arasındaydı. Minasın ilk tespitleri teknik kadromuz tarafından beğenilmediği için, geri gönderilmesi gerekmişti. Bunu Minasa tebliğ ettiğimde bu çocuğumuz hiç üzülmedi ve şunları söyledi: Sayın Başkanım, ben belki bugün buradan ayrılacağım. Ama gönlüm sizlerle ve Bolusporladır. Sizlere söz veriyorum bir süre sonra ben yine buraya döneceğim. Minas, bu sözleriyle tam bir kehanette bulunmuştu. Nitekim o yıl Karabükspora gitti, orada iki yıllık başarılı bir sezon geçirdikten sonra, tekrar Boluspora döndü. Onun Bolusporda ki en büyük maçlarından biri de Boluda oynadığımız Boluspor Ankaragücü Türkiye Kupası final maçıdır. Ankaragücüne 35 metreden attığı muhteşem gol hala hatırlanır. Bu maçın öyküsünü de muhtelif tarihlerde yazmıştım. Zamanın güçlü Devlet Başkanı Kenan Evrenin verdiği Atatürkün Başkenti Ankaranın bir takımı mutlaka 1. Ligde oynamalıdır buyruğuna uyan zamanın futbol federasyonunun Ali Cengiz oyunları ve bu emri körü körüne tatbik etmekle görevli orta hakem Sadık Dedanın yüzde yüz gol olan Minasın vuruşunu iptal etmesiyle Boluspor, belki de hiçbir zaman müzesine götüremeyeceği Türkiye Kupasından mahrum olmuştu.Aladağ kamplarımızdan sonra bazı yıllar da Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne bağlı tesislerde de sezon başı kamplar yaptığımızı hatırlıyorum. Tabiatıyla bunda da o zamanki Bölge Müdürümüz Saip Garipoğlu kardeşimizin ve personelinin de büyük rolleri olmuştu. Benim başkanlığı bıraktığım 1988 sezonundan sonra Aladağlar Bolu için eski cazibesini kaybetti. Bolusporda modaya uyarak güney sahillerine inmeye başladı. Ama ben, Aladağda yapılan bir kampın gerek hazırlık gerekse maliyet açısından güney sahillerine göre daha cazip olduğunu her zaman söylemişimdir. Neyleyelim ki, şimdiki idarecilerimiz Antalyada kamp yapmayı daha bir uygun görüyorlar. Yahut ta o lüks otellerde hava atmayı seviyorlar. Aladağ işçi yemekhanesinin önünde bir nostaljik hatıra. Soldan sağa: Cennetmekan Genel Kaptanımız Hulki Avlacıoğlu, onun arkasında şu anda ismini çıkartamadığım bir Bolusporlu yönetici ya da taraftar. Ben, ayakta o zamanki amigomuz Y.S.E Müdürlüğünde çalışan maalesef ismini unuttuğum sevgili kardeşim, zamanın Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Saip Garipoğlu, Eczacı Cahit Bıltır ve de yine anımsayamadığım bir kardeşim.
YEREL BASINDA GÖZÜME İLİŞENLERBoluda çıkan tüm gazeteleri büyük bir merakla takip ederim. Bu konuda son derece iddialıyım. Eski tarihlerde de birkaç kez yazdığım, benim gibi yerel basını Sayın Valimiz Mehmet Ali Türkerde çok iyi takip ederdi. Şimdilerde internet yayıncılığının çok revaçta olması dolayısıyla herkes, yazılı basını pek takip etmiyor. Yerel basından sizlerinde biraz gülümsemeyle okuyacağınıza inandığım bazı notlarım var. Bundan böyle de bu şekilde kısa notlarla sizlerin karşınıza çıkmayı düşünüyorum. Bu alıntıları yapmakta hiçbir özel maksadım yoktur. Sadece ve sadece kısa bir gülümseme olabilir. Muhterem üstadımız Mustafa Namdar Hocamız bilindiği gibi Bolu Gündemdeki günlük sütununda her gün bizlere Boluyla ilgili sorunlarda güzel mesajlar verir. Sayın Hocamızın görüşlerine her zaman çok saygılı bir şekilde yaklaşırız ve de dersler almaya çalışırız. Sayın Hocamız Arıcılık Üzerine başlıklı 20 Nisan 2009 günlü yazısında aynen şöyle diyor: ( /Ülkemiz arı sayısı bakımından dünyada ikinci sırayı almış olmamıza karşın, bal üretiminde aynı sırada değiliz.) Vay canına! Bakıyor muyuz hocamızın satırlarına Arı sayısı bakımından dünyada ikinciymişiz de haberimiz yok. Acaba Sayın Hocamız, bu bilgiyi nasıl almış ola ki Nasreddin Hoca hesabı olmasın Sayın Hocamız bizim bu eleştirimize karşın (/ Yenerciğim inanmazsan sayarsın) diyebilir. Bolu Gündem Refikimiz, bilindiği gibi yönetim değişikliğine uğradı. Daha henüz tebrike gidemememize rağmen, Süha Alparslan kardeşim, bu gazetenin genel yayın yönetmeni Durmuş Erdinç kardeşimiz de sahibi oldu. Kendilerine yürekten başarılar diliyorum. Süha gazetenin devamlı köşe yazarlarındandır. 14 Nisan 2009 günlü yazısına Ahval/i Vaziyet/i Siyasiye başlığını atmış. Lügatlara bakıyoruz ahval, vaziyet demek oluyor. Böylece Sühanın başlığı da vaziyet/i vaziyet/i siyasiye olmuş oluyor. Herhalde yoğun iş temposu nedeniyle Süha kardeşim bu başlığı atmış olmalı.Son haftalarda yerel basında okuduğumuz en önemli haber de Bolu Fosil Cenneti haberiydi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Faruk Sancar, Bolunun tam bir fosil cenneti olduğunu söylüyor. Fosil, bildiğimiz eski devirlerden kalma bitki, hayvan veya başka varlıkların izleri. Mecazi manada da işe yaramaz kişiler için kullanılıyor. Hocamıza göre en çok fosil Yukarı Soku Mahallesindeymiş. Boluda nereyi kazsak her kürekte en az bin fosil çıkarmış. Bolunun şimdiki durumunu bundan daha güzel ifade edecek bir tanım göremiyorum. Bolu tamamen fosilleşmiş. Mecazi manasında düşünürsek tamamen işe yaramaz hale gelmiş. Sayın Hocamıza Bolumuzu fosilleşmekten kurtaracak formüller üzerinde çalışmasını da rica etsek nasıl olur