Hüznün Kırılma Noktası

Tuncer Canseven

Anason buğulu dudaklardan
yadigâr sarhoşluk.
Saklı gecelerin kimsesizliğinde…

Gökyüzü içli içli boşalırken,
burnumda iğde kokusu
toprağa çalan.
Hiçbir damla yok ki,
tutunabilse,
yaprakla sevişsin…

Çiy zamanına adanmış bir özlem işte…

Ve gece siyah bir örtü.
Altında fısıltıyla,
bir masala ortak koşulur,
iki ıssız beden.
Aşka dair faili meçhul cümleler kurulur(!)

İki yaralının hayata tutunma çabası
gecenin bilançosu.
Biri ağır...
Kadehler kimin şerefine kaldırılmalıdır?

Kana kanaya,
hüzün içilen avuçlar söz konusu.
Onlar benim ellerim…
Ben, Günahkâr !
Ey hüzün !
Sus, pus ve düş bakışlarımdan !
Senden geride sadece hiçlik var;
sırtımı dayayıp, soluklanacağım…

İntihar süsü verilmiş
devrik cümleler hakim,
sızlayan sol yanın
kaskatı bakışlarında.

Duanın makamında,
oynaşan yalan !
Geçmişi vurgulayan,
sahipsiz.
Tutan yok ellerinden…

Ardından iz bırakmayacak bir yol bulsa,
çeker giderdi.
Ankanın piyesinde rol kesmezdi umut !
Kaf dağının eteklerinde oynayan,
köylü çocukların bakış açılarında…

Bilinçaltı sapan korkusu,
ötesi bir ilmeğin ucu,
ötesi, can kaybı…

Gözlerden uzak,
bir köşede ağlamak vardı ya;
şimdi iki numara dar zamanın pabuçları.

Terlemekte umut !
'Göç, kaç kanat çırpımıdır ?'…sorusunun asılsızlığı,
repliğinde büyürken…

Ve infaz zamanı !
Düş keskin kılıcını çıkarır.
Ölüm korkusuyla,
çığlığı basandır 'gerçek'
Sağır sultanın kulağına ezgi.

Sitemdir,
sevgilinin küflü nefeslerinde söze karışan !
Kulakları tıkayana yağmur sesidir.
Kör bir şairin kaleminde virgüldür,
katreyi andıran gözdeki gerçek…

Gece denilen nedir ki?
Tene, bir ömürlük aşk üflenecek…

Şiirin gözyaşına takılan yırtık uçurtma,
rüzgarın şarkısını
yine mi kulak arkası edecek ?

 

'Kelimelerin intiharından sorumlu değilim'