VAH VAH VAH

Selma Ünal

Geçen hafta ilimize Mümtaz Türköne gelmiş, basından gördüm, haberim de olmadı, gitme fırsatım da.

Daha söze başlamadan, Allah’ın büyük nimetlerinden yumurta başlamış söze. Artık çok sıkıldım bu yumurta protestolarından. Yetti artık. Yumurta bile sizden nefret ediyordur herhalde. Üniversite gençliğinin baş yemeği olan yumurtanın tavalarında ve midelerinde olmasını yeğlerdim. Öğrenciyiz, para sıkıntısı çekiyoruz diyen gençlik, yumurtayı herhalde size bedava verdiler.

Tansel Çölaşan amacına ulaştı. AK Parti ile başa çıkamayan milli şefin mirasçıları, yeni kumpaslar peşinde, şimdi de gençlerimize göz dikmiş, dökülün sokağa diyormuş. Hatta daha da iğrenci, bekarsınız, çocuğunuz da yok, o halde kaybedecek bir şeyiniz de yok, çıkın sokaklara, bağırın çağırın diyormuş. Yazıklar olsun bu kadına.

Bir kere, eşiniz çocuğunuz yok, kaybedecek bir şeyiniz de yok derken, herhalde bu çocukların ana-baba ve kardeşleri yok sanıyor. Bunlar kaybedecek bir şeyin olmadığı gruba mı giriyor a be akılsız. Sen de salsana çocuğunu sokağa bakalım. Ne kaybedeceksin di mi.

Bu çocukların kaybedecek bir şeyi yoksa, ana ve babalarının kaybedeceği bir evlat var ortada. Buna nasıl göz yumar, böyle bir vebali nasıl alırsın. Elbette ki, o ana ve babaların da sana söyleyeceği bir çift söz vardır, olacaktır da.

İkincisi Atatürkçü Düşünce Derneğinin başındasın, ne yazık ki Atatürk gibi düşünmüyorsun. Atatürk, eğitime bu kadar sevdalı iken, çocuk ve gençlerin okumasından yana iken, bunca çocuğa düşün sokaklara der miydi. Onların geleceklerini hafife alır zora sokar mıydı. Elbetteki hayır. Kalk bakalım o makamdan.

Çoğumuz üniversite okuduk. Anamızın babamızın, zorluklarla gönderdiği paralara nankörlük etmedik. Hiçbir zaman kimsenin aptalca oyunlarına da gelmedik. Güzel güzel okuduk, şimdi de ailemin bizimle gurur duyduğunu düşünüyorum. Olması gereken de budur zaten.

Bence gençlik okumuyor. Okumalı, okumaya da tarih kitaplarından başlamalıdır. Uzak ve yakın tarih, derhal öğrenilmelidir. Bu ülke hangi aşamalardan geçmiş, en ince ayrıntısına kadar öğrenilmelidir.

Siz okumaz, okumaya gerek duymaz, sadece dinlerseniz, sığ kalır, sadece dinlediğiniz kişilerin görüşlerine sahip olursunuz. Kendi dünya görüşünüz diye bir şey olmaz.

Ben, üniversiteye ilk adım attığımda, anne ve babamdan ayrıldım diye hüngür hüngür ağlamıştım. Niye ? Çünkü daha çocuktum çünkü, hala anamın kuzusuydum. Hepiniz de öyleydiniz, halen de öylesiniz. Hiç boşuna hayır demeyin, ailenizden kilometrelerce uzakta iken hastalandığınızda, anne diye aklımızdan hiç geçmiyor demeyin bana.

Neyse, üniversiteye geldim, yurda yerleştim. Babamın sözleri geldi aklıma, “ oğlum, kızım, benim size bırakacak, bağım bahçem yok, okursanız sonuna kadar destek olur, sırtımdaki ceketi satar yine okuturum demişti. Hadi, şimdi ben bu adamı üzeyim, hiç olur mu ? Söz verdim kendime daha ilk günden. Ben babamın kızıyım. Ona layık olacak, onu üzmeyecek, benimle gurur duymasını sağlayacaktım.

İdolümüz olan babam, hiç insan ayırmazdı. dışarıda hamallık yapan, çöpçülük yapan çok insanı soframıza konuk etmiştir. Hatta, hiç tanımadığımız, yolculuk sırasında yolda kalmış insanları da evimizde ağırlamıştır. Halen de aynı adamdır, hiç değişmedi. Ağabeyim ile bana, hayatta nerede hangi konumda olursanız olun, sakın kibirlenmeyin, kimseyi kendinizden aşağı görmeyin derdi. Hatta en çok taktığı şey de kibirdi.

İş yerinde yaşadığı sıkıntıları hiç anlatmazdı, ama biz hissederdik. Saçları çok çabuk ağarmıştı. Çok üzülürdüm. Biz rahatça okuyalım diyeydi bu sıkıntılar. Nasıl nankör olurum.

Sözüm size gençler. Aklınızdan hiç çıkmayacak bu iki insanı ( ana – baba ) asla üzmeyin. Sizinle her zaman gurur duysunlar, ama eğitiminizle, başarılarınızla. Bazılarının sofralarında bile yer alamayan yumurtayı, elinizde görmekle ve birilerine atmakla değil.

Hoşça kalın