TİMSAH GÖZYAŞLARI

Selma Ünal

Geçen hafta, Erbakan hocamızı uğurladık. Allah rahmet eylesin, sevenlerinin başı sağ olsun, nur içinde yatsın.
Nedendir bilinmez, insanoğlunun fıtratında var herhalde, yaşarken birbirimizi anlamayız, anlamak istemeyiz, saygı duymayız, hatta üzeriz, ama yaşama veda edince, rahmetli çok değerli olur, birden bire en saygın kişi olur. Her halde artık gittiği için.
Bugünlerde bazı hassas kişiler gibi benim de haz etmediğim, üstadın arkasından dökülen timsah gözyaşları. Hocaya, yaşarken, hayatı zindan edenlerin şimdiki söylemleri beni rahatsız ediyor açıkçası. Hiç birisinin içtenliğine inanmıyorum.
Teyzemin oğlu, yıllar evvel, Pakistan’da eğitim görürken, yöresel dil olan Urducayı çok iyi bildiği için, Türkiye’den gelen devlet adamlarına ve bürokratlara, tercümanlık yapardı. Bu görevlerinden birinde rahmetli Erbakan’la ilgili bir anısını anlatmıştı. Pakistan’da tüm Müslüman ülkelerin devlet başkanlarının katıldığı bir toplantıya rahmetli Erbakan’ın da katılacağı haberi üzerine, teyzemin oğlunu da tercümanlık görevi için çağırmışlar. Herkes toplantı salonunda yerini almış beklerken, Erbakan hoca, salona girdiğinde, tüm salonda bulunanların hepsinin birden ayağa kalkarak karşıladıklarını gören teyzemin oğlu, çok duygulandığını anlatmıştı. Bu anıyı dinlerken, 15 ya da 16 yaşındaydım, birçok şeyin farkında olmadığım bir yaşta, hatta Erbakan hocayı bile çok iyi tanımadığım bir yaşta olduğum halde, ben bile heyecanlanmıştım.
Ülkemizde türlü eziyetlere maruz bırakılan bu saygıdeğer şahsiyete, başka ülkelerin ayakta karşılayacak kadar gösterdikleri saygı. Karşılaştırmak bile üzücü. Arık ne desek boş.
***
Malumunuz, bu hafta, gözaltına alınan gazeteciler üzerine, yürüyüşler düzenlendi. “ Basın özgürlüğü” dendi. Bence çok samimiyetsizdi. Gazeteci isen, tüm meslektaşlarına sahip çıkarsın. Her gazeteci, olayları kendi gözünden anlatır, canının istediğini takip etmek sana kalmış. Salt kendi görüşünden meslektaşlarına sahip çıkmaya kalkarsan, senin yaptığın işin evrenselliği de kalmaz, tarafsızlığı da. Sonra sana yandaş da derler Candaş da.
Çok değil, kısa bir zaman önce, Vakit gazetesinde köşe yazarlığı yapan bir gazeteci meslektaşınıza, 312 general davası açılırken, neredeydiniz. Neden yürüyüş yapmadınız, nerede basın özgürlüğü, işinize gelmedi, çünkü aynı dünya görüşünde değilsiniz. Şimdi ben size nasıl samimisiniz diyeyim.
Bahsettiğim kişi yazdıklarından ötürü yargılandı, o halde, basın özgürlüğüne engel olundu. Peki, gözaltına alınanlar, yazdıkları bir yazı yüzünden mi sorgulandılar!
***
Şehrimizden bir haber, milli basında yer aldı. Mudurnu’daki tavukçuluk şirketi, çalıştıracak işçi bulamıyormuş, kimse başvuru yapmıyormuş, şirket yetkilisi, böyle giderse dışarıdan işçi getireceklerini söylemiş. İşsiziz diyenler, bana bu konuda cevap verin lütfen, neden?
***
Başbakanımızın ısrarlı sigara savaşının sonuçları verimli oldu. Hakikaten dumansız hava sahası mükemmel bir şeymiş, o küçücük odalarda, sigara dumanı içinde nasıl yaşamışız. Hatırlıyorum da devlet daireleri bile, kahvehane gibi kokardı. Nasıl dayanmışız, inanılır gibi değil.
Başbakanımızın şimdi de hedefi obezite ile savaş imiş. Harika. Destekliyorum. Önce benden başlarlarsa sevinirim, Beni şu kilolarımdan kurtarsınlar, ölene kadar dua ederim. Hayatımda aklıma gelmeyecek bir kiloya türlü sebeplerle geldim ve bu durumdan duyduğum rahatsızlık had safhada. Ne giyecek bir şey bulabiliyorsunuz, ne de aynada güzel görünüyorsunuz. Sağlıksızlık da cabası. Topuklu ayakkabı bile giyemiyorum inanın. Bacaklarınızı vücudunuz taşımıyor, düşüp ayağımı kıracağım diye korkuyorum. Daha bir sürü sıkıntı, saymakla bitmez. İnşallah muvaffak olurlar, oluruz...
Hoşça kalın….