MEKTUBUMA BAŞLARKEN
Yazılarımı takip edenler bilirler. Ben, pek fazla, Bolu meselelerine girmem, ya ulusal basında yer alan haberler hakkında kendi yorumlarımı yazarım ya da içimdeki sesi dinler, haber niteliğinde olmayan bir yazı yazarım.
Zaten bu il hakkında, köşesinden o kadar çok ahkâm kesen var ki, boşver diyorum kendime, sen susuver, kim ne yaparsa yapsın diyorum. Diğerleri gibi en çok okunan olmak gibi bir gayem olmadığından, gazete köşelerinden kimseye saldırmıyorum bu yüzden.
Ben, karnımdan konuşmadım bugüne kadar, içimdeki sevgiyi de nefreti de doğrudan doğruya yüze söyleyebilme cesareti olan bir kişiliğe sahip olduğumdan, gazete köşelerinden ona buna laf atarak okunmak aklıma gelecek en son şey bile değil.
Benim de bu ildeki siyasi arenada söyleyeceğim tabiî ki çok sözüm vardı, halen de var. Ama her doğru, her yerde ve her zamanda söylenmiyor. Her şeyin bir yeri ve zamanı var.
Seçimler sonrasında, aynı cepheden olduğumuzu düşündüğüm şahıslara ve karşı cepheye de söyleyecek çok sözüm oldu, olmadı değil. Haykırmak istedim. Yüzlerine vurayım, içimdekileri dökeyim dedim, ama söyletmediler. Çünkü, söylemeye çalıştığımda kıskanıyor da kıskancından öyle konuşuyor dediler.
Hayatımda hiç kimseyi kıskanmadım. Kıskanmak nasıl bir şeydir bilmiyorum. Ancak, bu duyguyu iyi bilenler ise iş başında. Hırs, dalavere, iyi kullanıldığında sonuç getiriyormuş demek ki. Ama orda burada sırıtıp durmanıza yol açan bu yetenekler, bu dünyada işe yarıyor. Allah katındaki kıymetini bu Müslüman kardeşlere anlatmama gerek yok herhalde.
Dedim ya kıskanıyor dediler, varsın öyle bilsin, eğlensinler. Kimse kimsenin kısmetine mani olamaz. Sizin kısmetiniz buymuş, bence bir dönem. Ama, yakında, kısmet neymiş göreceksiniz.
O gün geldiğinde, sizden tek bir ricam var, lütfen, o muhteşem gururunuzu bir kenara bırakmayın, aynı şekilde yolunuza devam edin, her işinizi lütfen kendi kendinize yapın, çünkü, başkalarının emeklerini de kendinize yontma özelliğiniz olduğu için, başkalarının insani özelliğinden faydalanmayın. Gururunuz daim olsun. Aksi takdirde, bu yazıyı sizlere bu sütundan hatırlatır, konuşur da konuşurum. Ta ki siz anlayana kadar.
Şimdi burada biraz soluklanıp, şu mektup krizinden söz etmeden geçemeyeceğim.
Valla ben kimsenin yalakası değilim. Bunu herkes bilsin önce. Zaten yalakalığın nasıl yapıldığını da bilmem. Ayrı bir meziyet gerektiriyor sanırım.
Her neyse, gazetelere baktım ki, Tanju bey, o meşhur mektupları ile yine sahneye çıkmış. Bana ne kadar komik gelse de, ne diyeyim, o da bir siyasi propaganda aracı ne de olsa.
Adam yılmadan devam ediyor, siyasi çalışmalarına, milletvekilliğini kaptım, ama iş bitmedi, şimdi sırada belediye başkanlığı var, onu da aldık mı, gerisi çorap söküğü gibi gelir nasıl olsa diye düşünüyor.
Ama, bu siyasi çalışmasındaki tarzı, sıradan bir vatandaş ve seçmen olarak, beni cezp etmiyor, daha doğrusu kandıramıyor. Çünkü, beni işten çıkarsalar ya da yerimi değiştirseler, ben de gıcık kaparım iş verenime. Sayarım, söverim. Ama, beni, öncesinde aramayan sormayan, bana mektup yollamayan, adama, şimdi ne oldu da aklına düştüm diye sormadan da edemem.
Hani din sömürüsü, duygu sömürüsü vardır ya. Bu da acı sömürüsü herhalde. Vatandaşımız, her duygusu ile sömürülmeye hazır ne yazık ki.
Tanju bey, bu mektup işini iyi bulmuş. Seçim öncesinde de bu planı devredeydi. Hatta, komik bir hatıramı söylemeden de geçemeyeceğim.
Bir vatandaşımız vefat edince, yakınları, belediyeden anons ettirir ya. Dayımın kayınvalidesi vefat ediyor, o acı sırasında kimse hiçbir şeyle ilgilenecek durumda değil tabii. Bu sırada, müteveffanın damadının ablasının kocası, yardım olsun diye belediyeye gidiyor, bilgileri veriyor. Kendisine belediyedekiler, telefon ve adres bilgisi soruyorlar. Eniştem, ben yakını değilim, ne gerek var diyor, olsun rutin muamele diyorlar ve eniştem, tüm adres bilgilerini veriyor. Cenazeden 1 ay kadar sonra, bir mektup geliyor, enişteme. Başsağlığı diliyor, çok üzüldüm yakınınızın ölümüne diyor Tanju bey mektubunda.
Bunun siyasi bir taktik olduğunu bilmeyecek kadar aptal değiliz elhamdülillah. Ama, gülmeden de edemedik. Çünkü, ölenin çocuklarının bu mektuptan haberi olamadı, mesaj da yerine gitmedi ne yazık ki.
Neyse olur böyle şeyler. Ama, benim asıl kafamı kurcalayan şey, nasıl olur da bir resmi kurumun kayıtlarına bu kadar rahat ulaşırsın. Bir dilekçe vermen lazım herhalde. Yoksa, öyle her isteyene, başkasına ait özel bilgiler verilmez diye düşünüyorum. Yoksa yanlış mı düşünüyorum dostlar. Belki ben istemiyorum, benim adresimi telefonumu bilmeni, ama orda birileri verdi, bana da sormadan. Biri bana açıklasın, bu iş nasıl oluyor.
Yanlış hatırlamıyorsam, doğum kayıtları ile ilgili de Tanju Beyin mektupları vardı. Tebrik ederim, Allah analı babalı büyütsün diye. Peki buradaki kayıtlara nasıl ulaşıldı, bunların da gizlilik ilkesi gereğince, izinsiz verilmesi doğru mu. Bunu da bana açıklarsanız sevinirim.
Özetleyecek olursak, Tanju Beyin mektupları meşhurdur. Bir de işçilere yazmış çok mu. Bir de altına cep telefonu yazmış. Her türlü yardımınıza koşarım. 24 saat demiş. Gecenin olmadık bir saatinde arasam ne olur acaba. Merak etmiyor değilim.
Tanju yazar da, başkaları yazamaz mı.
Uzun zamandır, herkesin bildiği, dilden dile dolaştığı, ama her ne hikmetse hiçbir yerde açıklayamadığı, seçim öncesi, Ömer Sayın’ın Fatih Metin’i başbakana şikayet eden mektubu var ya, duymuşsunuzdur. Bir gazetenin haberinin altında, bir vatandaş, yorumunda, seçim sonrası bunu yazmış ama rumuzla. İsmini açıklamaya çekiniyor belli ki. Olsun biliyor ya sen ona bak.
Bu da Fatih Metin’i bitime planı idi. Hem de Ak Parti İl Başkanı ve diğerleri tarafından. Bana sakın çıkıp da iftira deme. Allah’tan kork, Ömer Efendi, sen bu hatayı yaptın. İnkâr etme, sağır sultan bile duydu. Kendini Bolu’nun beyi zanneden o adam yazdı, sen imzaladın. Aaah, aah hadi o adamın alnı secdeye geliyor mu, Allah’tan hakkıyla korkuyor mu bilmem, ama sen 5 vakit secdedesin nasıl oluyor bu iş.
Önemli olan mektubun yazılıp yazılmaması değil.
Aslolan, mektubun faydasıdır. İstenen alınmış mıdır. Budur önemli olan. Yoksa yaz yaz dur, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa.
Valla iyiymiş bu iş. Bir mektupla bu kadar gürültü koparılabiliyorsa, ben de yazabilirim herhalde değil mi.
Haftaya görüşürüz.
- PARTİLERDE GÜLLER AÇIYOR
- BUNUN ADI NEDİR?
- ÜNİVERSİTE SINAVLARI DA KALKSIN ARTIK
- HER YER TOZ DUMAN
- DEMOKRASİLERDE ÇARELER TÜKENMEZ
- SEKSENLER YALAN DÜNYA
- SÖZÜM ONA YOLLAR VE KENDİNİ ŞÖFÖR ZANNEDENLER
- NEDİR DİNDAR NESİL?
- GÜNEŞ NERDESİN? DONDUK
- SESİM GELİYOR MU? BENİ DUYAN VAR MI ACABA?
- MARKET ZENGİNLİĞİ
- ÇUKUR DOLU BİR YOLDAYIM GİDİYORUM GÜNDÜZ GECE
- YOK BÖYLE DANS
- OYUNA BAK OYUNA
- 38 LİK OY
- KARDEŞİM İÇİN
- KISA KISA
- BİTMEZ HESAPLAR
- GERÇEK AK PARTİLİ OLMAK
- İLGİNÇ BİR SABAH HABERİ
- Sizin şer bildiğinizde hayır, Hayır bildiğinizde şer vardır.
- İçten gelen bir yazı
- NEW BOLU
- AK PARTİDE AK YÜZ GÖRMEK
- YÜZ ÜSTÜ ÇOK SÜRÜNDÜN AYAĞA KALK TÜRKİYE !
- ÖZNE BOLU İSE YÜKLEM DE BOLU
- BİRLEŞMİŞ MENDEBURLAR ( TABİKİ TÜRKİYE HARİÇ )
- BÜYÜK ŞEHİR- KÜÇÜK ŞEHİR
- BÜYÜK ŞEHİR- KÜÇÜK ŞEHİR
- GEÇMİŞ
- Müslüman katliamı
- Bunları da yazmak lazım
- BİRAZ DA DİN DERSİ
- SUSMAM KONUŞURUM
- ŞEHİDİM HAKKINI HELAL ET.
- Türkçe’nin devleştiği gün
- Bir yemin ettim ki dönemem!
- KISSADAN HİSSE
- KONU YOK
- Zengin Bolu
- Acı ölümler – acı gerçekler
- EUROVİZYON
- LİDERLİK
- UYDURUKÇU
- Kanal İstanbul - Kaset - Seçim - Ucube
- Şöförsem günahım ne
- NERDESİN İZZET BABA
- GERÇEK ŞİFRE NE!
- MAĞDURUM BEN MAĞDURUM…
- DEMOKRASİYMİŞ! HADİ ORDAN
- VAH VAH VAH
- NE İSTİYORSUNUZ BU DENİZDEN
- TİMSAH GÖZYAŞLARI
- BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM
- BİRAZ DÜŞÜNCE - BİRAZ GÜLMECE
- ALDATMACA – HAKARET – İHANET
- GAZETECİLİK
- BENİM GÖRÜŞLERİM
- Gündem
- YENİHAYATLA YENİDEN HAYAT








