BÜYÜK ŞEHİR- KÜÇÜK ŞEHİR

Selma Ünal

 

 

İstanbul ve Ankara’da yaşayanlar, Bolu’ya geldiklerinde, şehir çok sıkıcı, hiç etkinlik yok, burada yaşanmaz diyorlar.

 

Bunu söyleyenler, sanki, büyük şehirdeki yaşantılarında, her gün, her gece eğlencedeler, o bar senin, bu gece kulübü benim geziyorlarmış gibi, Bolu’yu sıkıcı buluyorlarmış. Laf.

 

Büyük şehirlerde ne var. Hemen söyleyelim, bol bol, çarşı-Pazar - kafe -park, restaurantlar, yarışa girmiş gibi her gün yenisi eklenen alışveriş merkezleri var, doğru. Ama bunun neresi aktivite, neresi eğlence anlayamıyorum.

 

Bir kere hepsi para tuzağı, cebinde paran varsa, eğlencesi şahane. Paran yoksa, bak-bak gel. Ne oldu?. Olsun, şöyle bir gezdim geldim. Havam değişti. Yok ya. Nereyi geziyorsun, ne havası. Kalabalık insan güruhları üstüne üstüne gelir, kapalı ortam, nefes alamazsın, mağazalar tıkış pıkış, fiyatlar uçmuş, karnını ancak fast-foodla ucuza doyurabilirsin. Bir de yanında çocuğunla gitmişsen, eğlence değil, işkence olur sana zaman.

 

Sen de iyi vakit geçirdim zannedersin. Yok hayır, sadece vakit öldürürsün. Çünkü, şurayı da geziyim, buna da bakayım derken, o kadar değerli saat boşa gider ki. Anlayamazsın. Bir şey de alamadın zaten. Abidük-gubidik kıyafetler, bir de o kadar pahalı ki. Gezmekten ayaklarının şişmesinden ve oturacak bir yer bulamamaktan bahsetmiyorum bile.

 

Bu gezmelere, yürüyerek gitmiyorsun tabi. Büyük şehirdesin, yol uzun – bir de trafik, ha bir de park sorunu. Her şey para. Bir hafta sonu gezmesi pahalıya patlayınca, o aileler, bir dahaki hafta sonu gidiyorlar mı bilmem.

 

Bu alışveriş mekanlarının tek iyi tarafı, evde oyalayamadığınız çocuklarınızla, uyku saati gelene kadar amaçsızca dolanmaktır.

 

Büyük şehirde, iş – ev arası gidiş gelişler, zaten yoğun trafik saati olduğundan işkence. Ne evinize, ne işinize zamanında ulaşamıyorsunuz. Bu yüzden, kargalar kahvaltı etmeden kalkmak zorunda kalıyor, eve geliş saatinizde de sadece yemek yemeye zaman kalıyor, sonra tekrar uykuya. 

Şimdi bu kargaşa ve monoton yaşantıya ben neden imreneyim. 

Benim şehrimde, ne kadar hızla büyürse büyüsün, her yere, yürüyerek gidebilirsin.

 

Ne işine, ne de evine geç kalırsın. Saat 17.00 de mesai bitimi sonrası, 17. 15 de evinde olabilirsin. Bırak eve gitmeyi. Daha çok erken, caddede şöyle bir gezinti yapayım bile diyebilirsin. Ankara-İstanbul’da öylemi ? 

Benim şehrimde yeterince market, mağaza var. Her gün yenileri de açılıyor zaten.

Bir mağazaya, hiç sıkılmadan, her gün gidip, her ürünü detayıyla incelemeye vakit bulabilirsin. Rahat rahat.

Kampanyasına göre, yağı bir marketten, pirinci başka bir marketten, salçayı bir başka marketten ucuza alma şansın var. Yani market market gezmeye bol bol vaktin var. 

Çayını, balkonunda ya da bahçende, eşinle ya da komşunla daha ucuza içmeye şansın var. 

Kafa dengi arkadaş grubun da varsa, her akşam bir evde toplanıp sohbetler edebilirsin.

Tüm yaz, bol bol düğün- dernek, piknik-yayla şenlikleri ile vakit geçirirsin. 

Ne kadar, tek diye kızsam da meşhur mecburiyet caddemizi de şöyle bir aşağı yukarı turladın mı tamam. 

Zaman ne de çabuk geçmiş. Değil mi ?

Ben hiç sıkılmadım !