BİRAZ DÜŞÜNCE - BİRAZ GÜLMECE

Selma Ünal

Ergenekon ismi basında ilk kez anılmaya başlandığından kısa bir süre önce, Soner Yalçın’ın, Doğan Yurdakul ile birlikte kaleme aldığı Abdullah Çatlı’nın hayatını anlattığı REİS adlı kitabını okumuştum. Kitapta, Ergenekon ismi telaffuz edilmişti. Dikkate almamıştım, ancak, televizyonda Ergenekon ismi, geçmeye başlayınca, hemen aklıma okuduğum kitap geldi ve kitaplığımdan bu kitabı yeniden elime aldım ve yazıldığı tarihe baktım. Yılı 1997 idi. 1997 yılında yazılan bu kitapta, Abdullah Çatlı’nın hayatı anlatılırken, Ergenekon isminin geçmesi ve günümüzde yaşanan meşhur davalar sonrasında, aklıma ilk gelen “ya bu adam ne çok şey biliyor” olmuştu. Şimdi ise, Soner Yalçın ve Oda TV çalışanlarından iki kişi Ergenekon nedeni ile tutuklandılar. Yargı süreci başlayacak, şu anda bir şey söylemek yanlış olur. Fakat, bu yapılanmayı yıllar öncesinden bilen ve kitabında deşifre eden Soner Yalçın’ın kendisini nasıl savunacağını da merakla bekliyoruz.
Ortadoğu ülkelerinde Tunusla başlayan rüzgâr hızla yayılmakta. Bazı gazeteler, Tunustaki ayaklanmaları TUNUSAMİ olarak nitelendirmişlerdi. Çok hoşuma giden bir benzetmedir ki, şimdi bu tusunami dalga dalga yayılmakta. Yıllarca Arap dünyasına olan soğutuluşumuz nedeni ile, Arap dünyası ile ilgili bilgilerimiz sadece arada sırada duyduğumuz devlet başkanlarının isimlerinden ibaretti. Açıkçası, orada neler oluyor, pek de ilgilenmiyorduk. Tunustan sonra Mısır’da çıkan ayaklanmalar sonrasında, ilk aklıma gelen yine büyük devletlerin parmağının olduğu ve düğmeye bastıkları düşüncesiydi. Ancak, bu konuda okuduğumuz ve dinlediğimiz haberler ve yazılar sonrası, malum büyük devletlerin bu kez tongaya düştüğü ve istemleri dışında olayların geliştiğini anladık. Halklar, geç de olsa uyandı, kendilerini gerçekten savunan, adaleti ve hakkı gözeten, sırtlarından kazandıkları ile büyük servetler kurmayan bir başkan istiyorlardı. Hatta bizim başbakanımızı örnek alıyorlar, evlerine resimlerini asıyorlar ve böyle bir idareci istediklerini de haykırıyorlardı. Bu gerçekten gurur verici. Büyük devletler de farkında ki, artık Türkiyesiz bölgede karar alamayacaklar.
Geçenlerde bir kısım Ak Parti kadın milletvekillerinin verdiği önerge ile tecavüz suçlularının hadım edilmesi istemi gündeme düştü. Bu durumdan hoşlanmayanlar aldılar kalemi ellerine kâh karşı çıktılar, kâh dalga geçtiler. Bu konuda aksi yönde yorum yapmadan önce, tecavüz mağdurlarını dinleselerdi daha iyi olurdu. Bu önergeye sonuna kadar katılıyorum. Özellikle küçük çocuklara yönelik cinsel istismarlar ve hatta bu nedenle öldürülen her yaştan çocuğun dramı, beni fazlası ile etkilemekte, sanırım bu konuda, herkes benimle aynı görüşü paylaşıyordur. Bu tür bir suçlama ile hakkında dava açılan kişilerin, kendilerini savunmamı istemeleri ile karşılaştığımda, şiddetle red ettim, asla da böyle bir davam olmadı, olmaz da, her şey para değildir, o para bana haramdır, ben böyle düşünüyorum. Keza baro başkanımız da bu konuda olumlu bir demeç vermiştir. Destekliyorum.
Biraz da gülelim.
Seçimler yaklaştı, aday adayları seçmene güzel görünmek için estetik cerrahların kapılarını çalmaya başlamış, Doktorların açıklamalarına göre, en çok burun, gözaltı torbası aldırma ve saç ektirme revaçtaymış, kaşların kaldırılması, botoks, yağ aldırma, bunun dışında, eksik dişlerin tamamlattırılması gibi isteklerle doktorların kapılarını çalanlar varmış. Talepler % 40 artmış. Aman ne komik, insanların dış görünüşüne göre mi oy vereceğiz artık. Hım… Evet, bu genç görünüyor, bu beni iyi temsil eder mi diyeceğiz. Bence saçma. Ben pazardan domates almıyorum ki, beni temsil edecek dürüst, özü sözü bir, çalışkan, vicdan sahibi, zeki, yetenekli, kendi için çalışmayan, dik duruşlu, çark etmeyen, vatanını ve halkını seven bir temsilciye oy vereceğim. Türk milletinin de bu konuda akıllı olduğunu biliyorum. Süslenmeler boşuna.
Güzel günler….