Ne Kadar Paylaşıyoruz

Selma Akçakavak

Bazı insanlara çok acıyorum. Konumları, gelirleri, unvanları ne olursa olsun hem fakir hem de yalnızlar.
Çevrelerinde onları candan seven bir Allahın kulu yok. Yüzlerine gerçek anlamda tebessüm eden bir dostları da yok. Paraları başlarına dert açmaktan başka hiçbir işlerine yaramıyor. Dünyaya kapılarını kapatıp kendi âlemlerinde yaşayıp gidiyorlar.
Eminim kimlerden bahsettiğimi merak ettiniz. Paylaşmayı bilmeyenlerden söz ediyorum. Çevresine gözünü, kulağını tıkayıp kendi ekseni etrafında dönenleri anlatıyorum. Dertlerini dostlarına bile açmadan içinde büyütenlerden, ömrü boyunca sofrasına misafir almayanlardan, hep kendi tarafına yontanlardan bahsediyorum.
Ama dün olduğu gibi bugün de paylaşmanın büyüsünü sezememiş çok insan var. Bunlar kazandığını yalnız başına tüketme, hatta kendinden bile esirgeyerek hiç tüketmeme gibi bir hastalığa tutulmuşlar. Bazıları da paylaşmayı tek taraflı kullanıyor artık. Kendi derdini paylaşıyor, başkasının derdini dinlemiyor. Kendisi sıkıntıdaysa herkes ona yardıma koşsun istiyor ama kendisi kimseye zırnık koklatmıyor.
Eskiden olsa böyle benciller sırıtırdı hemen. Çevredekiler dışlardı onu. Çıkınından böreğini çıkarıp sırtını dönen ve yalnız başına yiyen bir çocukla herkes selamı sabahı keserdi. Dert dinlemeyenin dertleri dinlenmezdi. Ama şimdi bu kadar kalabalığın arasında böyleleri kaynayıp gidiyor artık. Özellikle büyük kentlerde, böyle bencilleri bazen çoğu kişi fark bile edemiyor.
İster fark edilsin ister edilmesin bencilliğin kaçınılmaz sonu kocaman bir yalnızlıktır. Sorunların, krizlerin, kavgaların, fakirliğin, sevgisizliğin tek çaresi ise paylaşımdır.