Bir tutam şefkat
Öylesine bir yazı bu kez. Ama bir o kadar da her şeye hitap edercesine.. On dakikalık bir görüntü, üç günlük sorgulama neticesinde ortaya çıkan.
Bir bardak çayın bahanesiyle hayat üzerine bir sohbet esnasında belki de sürekli gözümüze çarptığı halde sadece o an aşırı dikkat çeken bir sahne. Sohbetin konusundan olsa gerek.
Yüksek bir binanın üç bilemediniz dördüncü katında balkonda bir kadın belirir. Kucağında bir çocuk. Önce çok sıradan bir görüntüdür ama göz takıldı ya izlemeye devam. Bir süre sonra fark ediyorum ki kucaktaki evlat yürüme ve konuşma engelli. Sonra aynı sahneye defalarca şahit olan ve zatları tanıyan kişiden öğreniyorum ki çocuk yirmili yaşlarda olmasına rağmen 6 yaş görünümünde. Hemen akla şu gelecek eee bu görüntüler fazlaca mevcut dikkat çeken yanı nedir? İşte bu noktada başlıyor ya mevzu. O annenin daha balkona çıkarken evladına sarılışıydı belki gözlerimi kilitleyen.. O kadar sevgi dolu, o kadar şefkatli ve bir o kadar da özenle sandalyesini çocuğunun en rahat edeceği şekilde ayarladı, kucağında bebesini balkondan manzarayı seyredebilecek konuma getirdi ve başladı konuşmaya. Duyabilmeyi o kadar isterdim ki her gün gördüğü manzarayı nasıl bir farklılıkla anlatıyor. O ananın yüzündeki ifadeydi belki en önemlisi. Sanki ilk defa anlatıyormuşçasına sabırlı ve heyecanlı. Çocuk her ne kadar anlamayan ifadelerle baktıysa da o anlatmaya devam etti eliyle de işaret ederek ama asla bıkkınlık ifadesi takınmadan. Her cümlesinden sonra da çocuk bütün gücüyle sarıldı anacığına minnetini anlatmaya çalışırcasına. Nasıl doyulması imkansız çıkarsız bir sevgidir bu?
Sonra gözlerimle rahatsızlık vereceğim hissiyle çevirdiysem de başımı düşüncelerin ardı arkası kesilmedi. Dönüp defalarca kez bakmışımdır. Birbirimizi çıkarsız ve bıkmadan sevmeye ne kadar açız ki bu görüntü derinden etkiliyor bizi. Halbuki ne kadar basit. Bir annenin evlat sevgisi.
Bir kelime sonrasını hesaplamadan, düşünmeden sevebildiğimiz kaç insan var ki çevremizde. İlla zararsız ve samimi olmak için kan bağına mı ihtiyaç vardır? Belki de hafiften kıskançlık mıydı bu düşüncelere sevk eden bilemedim. Bugün dost dediklerimizin yarın bizi nasıl ve nereden vurabileceğini ( çıkar çatışması halinde) düşünmeden tüm sırlarımızı anlatabileceğimiz kaç insan kalmış ki civarda?
Başta da dediğim gibi öylesine bir yazı ama bir o kadar tüm yaşantımıza hükmeden..








Yorumlar
Merhaba, "Bir tutam Sevda" yazınızı okudum.Okumaya başladığımda rutin yazı gibi başlayan yazının içindeki, bir annenin evladına karşılıksız olarak sunabileceği en derin ve en büyük sevdanın merhametin izleri karşısında bir kere daha başımız öne düştü. Nasıl düşmesin ki, bir tarafta karşılıksız anaca bir sevda, diğer yanda yazınızın finalindeki dediğiniz gibi "Bugün dost dediklerimizin yarın bizi nasıl ve nereden vurabileceğini ( çıkar çatışması halinde) düşünmeden tüm sırlarımızı anlatabileceğimiz kaç insan kalmış ki civarda?" ifadeleri.... ..... "Bir bilge nin buyurduğu gibi, İNSAN DEMEK KUSUR DEMEKTİR. Kusurlar içindeki ulvi duygulara kavuşabilmek EBEDİ SEADETİN başlangıcıdır esasında. BU ise gerçek sevdadır.İnsan bulaşığı olmayan duygularla bezenen gerçek sevda. İyi ki bu sevdalar ve diğer insanlardan gelebilecek korkular var.Yoksa iyinin bu kadar ulvi olabileceğini nasıl anlardık ki? ******************** Yazınız için teşekkür ederim. Sağlıcakla Kalın.
Fuat Bayramoğlu