VİCDANİ RET
Ülkemizin istikrarını zor durumlara düşüren sorunların sonu gelmiyor. Biri bitmeden öbürleri başlıyor. Sanki bir kuvvet oluşan sorunların ardında pes etmiş bir Türkiye yaratmayı kafasına koymuş. Politikalar üzerine politikalar üretiyor. Projelere, projeler ekliyor. Bitmesi gereken sorunlar sonlandırılamıyor. Üstüne üstük yeni sorunlar ekleniyor ve çoğalıyorlar.
Gerginlik ve kavga üzerine kurulan demokrasi, fırsatçılık üzerine kurulan ekonomi ve herkese göre tarifi değişen ahlak, sosyal hayatımıza egemen oldu. İç politikada olsun, dış politikada olsun takındığımız tavırlar riskli veya tutarsız, aldığımız kararlar uygulanamaz veya yanlış. Bakalım nereye varacağız. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete. Korkudan konuşan yok, konuşabileni ise dinleyen yok.
Gündemin bir rüzgârgülü gibi estirilen rüzgârın yönüne göre değiştiği ülkemizde “bedelli askerlik” tartışılıyor. Uzun süredir hükümetin gündeminde olmadığı söylenen, terör ortamında gündeme getirilmesinin de doğru olmadığı ifade edilen b konu birden bire ve yoğun bir şekilde tartışılır oldu. Muhalefet seçimlerde askere almalarda ki yığılmalardan bahisle bedelli askerlikten söz etmiş, gelirinin de terörün yok edilmesinde kullanılabileceğini belirtmiştir. Bu fikir halk tarafından itibar görmemiş ve beklenen oy artışına da katkı sağlamamıştır. Yani öneri adaletsiz, uygulanması ise yarasız bulunmuştur. Ne olduysa bu fikir Van depreminden sonra ilginç hale geldi. İktidar tarafından işlenmeye başlandı. “bedelli askerlik” uygulanmasının vereceği sosyal tahribat düşünülmeden, toplanabilecek paralara yönelik hesaplar yapılarak gündeme getirildi. Dolaylı ve dolaysız vergilerden elde edilen gelirler yetmiyordu. Özelleştirmeler ve satışı yapılabilecek birikimler tükenmişti. “2b”nin kısa vadede imdada yetişememesi olasılığı yüksekti. Tamda bu aşamada birde baktılar ki; iktidarda bulundukları 10 yılda askere alınamayanların çokluğu toplam bedelli gelirini de artırıyordu. Hâsılat hiç de fena değildi. “Van Depremi”nin de gerekçeler içine katılması sıkıntıyı hafifletebilirdi. Birikmiş asker kaçağı ve askere alınamayanların sayısı çoktu. Şimdi karar yapılması gereken yaş ve ücret ayarlamasının nasıl olacağının hesaplanmasıydı. Miktar fazla olduğuna göre bedel düşürülebilirdi. Bu bir hesap işiydi. Zaten fukaranın çocuğu ya askerliğini yapmış, evine dönmüş ya da şehit olmuştu. “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” törenleriyle uğurlanmıştı. Bu törenler birde ses çıkarmadan yapılsa işler daha da rahat yürürdü… Olayın bütün ayakları tamamlanmış sadece bedelli askerlik ile ilgili yasanın çıkması kalmıştı. Sonuçta bedelli askerlik yasası için sayısal çoğunluk vardı. Basın aracılığıyla istenen kamuoyu yaratılmıştı. Mırıldanmalar yüksek sese dönüşmeden ha gayret…
Bedelli askerlik, Türkiye’nin ulusal güvenliği ve uluslar arası güvenliği için önemli bir yara açacaktır. Bu yetmiyormuş gibi, tuzu kuru ülkelerin marjinal değerlerde tutabildiği “VİCDANİ RET” gündemimize sokuldu. Rüzgârgülü yönünü estirilen yöne göre saptadı. AİHM’nin “Türkiye kararları, sorunlar ve çözüm önerileri konferansı”nın açılışının ardından adalet bakanı Sadullah Ergin ile Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Tharbjarz JAGLEND ortak basın toplantısı düzenledi. Bakan Sadullah Ergin basına
“Vicdani ret” konusunda çalışmalara başladıklarını, kurumların görüşleri alındıktan sonra, Bakanlar Kurulu ile görüşülüp, koşullara uygun bir yasa çıkarılacağını söyledi. Öncelikle, yine AİHM’nin önerdiği “Uzun süren tutukluluklar” hakkında çalışsanız daha adaletli olmaz mıydı? Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’da “ Vicdani Ret” konusunda sürece dâhil olduklarına dair açıklamalarda bulundu. Fakat bu konuda en büyük gayret, her zaman olduğu gibi yandaş köşe yazarları ile yazılı ve görsel medyadan geldi. Varsa da vicdani ret, yoksa da vicdani ret. Vicdani ret ile yatıyoruz, vicdani ret ile kalkıyoruz. Kendisine vicdani retçi diyen, varlığa akıllara zarar zevatın Türkiye’de ki sayılarının 400- 500 kişi olduğu söyleniyor. Fakat son iki haftadır, sayıları on binleri aşan şehitlerden, yüz binleri aşan gazilerden ve görevini yapıp dönen o güzelim vatan evlatlarından daha çok sesleri çıkıyor. Sanki tezlerinin önemli bir sosyal geçerliliği varmış gibi, güvenliğimizi çökertmeye yönelik delaletin temsilcileri değillermiş gibi ekranlarda manipülasyonları yapılıyor.
Çeşitli kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda ve televizyonlara çıkan müritlerinden öğrenebildiğimiz kadarıyla; ilk önce “Vicdani ret”in ne sebeple ortaya çıktığını anlamaya çalışalım. En çok karşılaşılan ret sebepleri şunlarmış;
• Düşman olsa bile, insan öldürmeyi ahlaki bulmazlarmış,
• Hiyerarşik ve statüsel yapılandırmalarda yer almayı ahlaki bulmazlarmış,
• Güncel sorunlardan dolayı o ülkenin silahlı birliğinde bulunmayı ideolojik ve dini inanca aykırı bulurlarmış.
Bu üç maddeyi de okuduğumuzda anlaşılabileceği gibi bu fikirler normal şartlarda çok az kişinin savunabileceği, sosyal taban oluşturamayacak fikirlerdir. Bizler askerliği öldürmek olarak değil, öldürülmemek için düşünmekteyiz. Onun içinde ilgili bakanlığımızın adı Milli Savunma Bakanlığıdır. Milli Saldırı Bakanlığı değildir. Jandarma Genel Komutanlığı da, emniyeti sağlamak için, Emniyet Genel Müdürlüğü ile beraber İç İşleri Bakanlığına bağlıdır. Ben iç ve dış güvenlik için ölümü göze alıp çarpışayım, beyefendi bu sayede güvenli hale gelen ülkemizde askere gitmesin, yan gelip yatsın, ahkâm kessin. Şaşarım o vicdani retçinin vicdanına.
Bu kişiler hiyerarşik ve statüsel yapılandırmalarda yer almayı ahlaki bulmazlarmış. Sevsinler onları. Ekmek elden, su koca gölden yaşasın. Başına buyruk, poposuna kuyruk dolaşsın. Yok, böyle bir dünya, olmayacak da.
Güncel sorunlardan dolayı o ülkenin silahlı birliğinde bulunmayı ideolojik ve dini inancına aykırı buluyorlarmış. Oh ne güzel, sorunları biz çözelim sen rahat yaşa. Biz askerde güvenlik için terleyelim, icabında ölelim, sen askere gitme, fakat oluşan güvenlikten yararlan, ahmak yerine koyan ahkâmlar kes. Ayrıca bizi insan öldürmeye hazır zalimlerden say.
Dünyada, askerliği vicdani ret savunucuları gibi gören bir ideolojiye ve dine rastlamak da pek mümkün değildir. “VİCDANİ RET” yukarıda incelenen sebepleri sonucunda, şöyle tanımlanıyor.
Bir bireyin politik görüşleri, ahlaki değerleri ve dinsel inançları doğrultusunda zorunlu askerliği reddetmesidir.
Bilemem rüzgârgülleri ne kadar farkındadır. Bu rüzgârı estirenlerin ulaşmak istedikleri temel amaç; ülkemizde savaş ve barış dönemi farkı gözetmeksizin, zorunlu askerlik uygulamasının ortadan kaldırılmasıdır.
Aman canım, zaten zorunlu askerlik, bedelli askerlik, dövizle askerlik, kısa dönem askerlik ile sulandırıldı. Askere almada uygulamada bir yığın haksızlıklar var diyerek, zorunlu askerlik kaldırılıp isteğe bağlı veya bedelli askerlik uygulanır hale getirilebilir mi? Diye düşünenler varsa, avuçlarını yalasınlar. Eminim ki ulusumuz BDP’ nin verdiği “Vicdani Ret” teklifini ne sonuçlar doğuracağını kestirebilecek zekâdadır. Estirilen bu rüzgârlar, rüzgar güllerini ne kadar hızlı döndürürse döndürsün yurdumuza zarar veremeyecektir. Yanlış hesaplar Bağdat’tan dönecektir.
- BEN YAPTIM OLDU
- Bolu'da yaşayan Yeniçağalılar
- LİBYA’DA İŞ BİTTİ, ŞİMDİ SIRA SURİYE’DE
- LİYAKAT
- ANDIMIZ
- Sarı Gelin
- ÖLÜMLER VE AĞITLAR
- PİŞMİŞ TAVUK
- TERÖR ÖRGÜTÜ YÖNETMEK: !
- TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE
- "AT KİŞNEMESİNDEN HİLE SEZERİM…"
- TUNCELİ
- ASKERLİĞİN BEDELİ OLUR MU?
- Finans merkezleri 2
- Finans merkezleri -1
- ALLEM, KALLEM
- AYILAR
- BE HEY MÜBAREK
- ARAP BAHARI
- SOMALİ VE YARDIM
- ÜLKE GÜNDEMİ
- NE EZİLEN, NE EZEN
- USTA, USTA..! YANLIŞTASIN BU HUSUSTA
- USTALIK KABİNESİ
- Enver Paşa havasında, Abdülhamit kıvamında
- Fanatiklik
- Lisan-ı münasip
- Balkondan helallik
- BENİM VALİLERİM, BENİM BELEDİYE BAŞKANLARIM
- Hafıza’yı beşer
- PEMBE HAYAL SUNUMLARI
- KASABA PAZARLARI:
- TÜRK MİMAR VE MÜHENDİS ODALARI BİRLİĞİ (TMMOB) MİTİNGİ:
- BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE BİZ:
- İSTANBUL ÜZERİNE ÇILGIN PROJELER -2
- İSTANBUL ÜZERİNE ÇILGIN PROJELER
- BİR BOLULUNUN GÖZÜYLE ATA YURDUMUZ ORTA ASYA








