LİYAKAT

Özer Özcan

    Terör ülkemizin en önemli sorunlarından birisidir. Bölücülük başta olmak üzere, siyasal, dinsel ve ırkçı nitelikleri ile öne çıkan terörist guruplar, örgütlü bir şekilde eylemler yapmaktadırlar.

   Türkiye Cumhuriyeti’nin terör ile aktif mücadele için dört tane mücadele unsuru bulunmaktadır. Bunlardan birincisi T.S.K yani Ordumuzdur. İkincisi Emniyet Genel Müdürlüğü yani polisimizdir. Üçüncüsü istihbarat örgütlerimiz yani MİT’tir. Dördüncüsü ise bu işler için kurulduğu ifade edilen, Özel Yetkili Mahkemelerdir.

     Sırası ile bu unsurların yaşadığımız süreç içindeki durumlarını inceleyelim.

     • Asker yıllardır terörle mücadeleyi sürdürmektedir. Özellikle bölücü terörle mücadele âdete Türk Silahlı Küvetlerinin üzerine yıkılmıştır. 12 Eylül’den bu güne bölücü örgütün odağı haline gelen PKK yurt içinde ve dışında örgütlenmiştir. Örgüt, ülkemizdeki siyasilerin süreci iyi yönetmesi durumunda gerilemiş kötü yönetmesi durumunda güçlenmiştir. Bülent Ecevit Hükümetleri döneminde Bölücübaşının’da yakalanması sonrası, örgüt terör yapamaz hale gelmiştir. Peş peşe yaşadığımız iki deprem sırasında ve sonrasında İstanbul, Kocaeli, Yalova, Adapazarı, Düzce ve Bolu da on binlerce insanımızın öldüğü felaket, ekonomik sıkıntılara yol açmasına rağmen, bölücü terör örgütü eylem yapabilme fırsatı bulamamıştır. 2002 yılı sonrasında AKP hükümetlerinin yanlış politikaları askeri mücadele gücünü kırdığı gibi ne olduğu anlaşılamayan açılım politikaları PKK’yı büsbütün azdırmıştır. Bugün terör örgütünün hapisteki lideri TBMM’deki BDP ile beraber terör örgütünün yurtiçi ve yurt dışındaki bütün unsurlarına hükmetmektedir. Süreç içerisinde PKK ile mücadele TSK ekseninde yapılmasına rağmen, komutanlar hükümetin yıkılmasına yönelik örgütlü suç işlemek girişiminde terörist suçlamasıyla tutukludurlar. Niteliği bilinmeyen bir dönüşüme ayak uyduramadıkları vurgulanmakta bağlı oldukları ilkeler statükoculuk olarak tenkit edilmektedir.

    • Terör ile mücadelenin önemli unsurlarından biriside polistir. Emniyet Genel Müdürlüğü terörün her türü ile özellikle terörün örgütlendiği yerleşim alanlarında mücadelesini sürdürmektedir. Siyasal, dinsel ırkçı nitelikleri ile öne çıkan irili ufaklı terör örgütleri ve PKK’nın şehir örgütlenmeleri ile karşı karşıyadırlar. Kolluk görevi yapmaktadırlar. Cumhuriyet Savcıları ile eş güdümlü olarak suçu önleme ve tespit ile suçluyu yakalama görevini yerine getirmektedirler. Siyaset ve din örgütlenmelerini tesirinde kalmakla tenkit edilen polis teşkilatı son yıllarda görev ortakları ile çekişme hali sergilemektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde şaşırtıcı suçlamalar ve tutuklamalar olmaktadır. Tayin ve atamalar liyakat esasından çıkmış, gelişen olayların ve siyasetin peşinden gitmeye başlamıştır. Suçlanan polis şefleri tutuklanırken, kilit noktalardaki Emniyet görevlileri ya siyasetle ödüllendirilmekte ya da istemsiz atamalara maruz kalmaktadırlar.

    • Milli İstihbarat teşkilatımız adı üzerinde istihbarat yapma birimizidir. Son yıllarda operasyonel çalışmalarının bir dünya gerçeği olduğu fikri yaygınlaşmıştır. Geçmişte askerlerin, yönetimine sıkça atanması tenkit edilen MİT, toplumda başarılı bir kurum olarak anılmamaktadır. Bu günlerde devletin bütün kurumlarında olduğu gibi dönüştürüldüğü ifade edilmektedir. Büyük bir süratle yükselip, önce TİKA Başkanı sonra Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olan bir Astsubay Emeklisi, MİT Müsteşarı yapılmıştır. Müsteşarı dahil MİT yöneticileri bu hafta içinde suçlu sıfatı ile ifade vermek üzere savcılığa davet edilmiştir. Bu olay toplumda ilgi ile karşılanmış, siyasette ise şaşkınlık yaratmıştır. MİT yöneticileri askerlerin aksine, özellikle Başbakan ve Cumhurbaşkanından güç alarak ifade vermeye gitmemişlerdir. Kaldı ki; ifadeye çağıran savcı görevden alınmıştır. Soruşturma yapılmaması için acilen kanun teklifi hazırlanmıştır. Bu olaylar sırasında hukukun, MİT’in KCK operasyonları sırasında hukuku çiğnediği ve suç işlediği iddialarına soruşturmak gayretinde olduğu gündeme gelmiştir.

     • Terör ve örgütlü suçlar ile mücadelede bir an önce sonuç alabilmek gerekçesi ile dördüncü unsur olarak Özel Yetkili Mahkemeler kurulmuştur. Bu mahkemeler kimilerine göre eski DGM’lerin devamı olarak nitelendirilmektedir. Muhalefet ise bu mahkemelerin iktidarın güdümünde ve siyasi nitelikte gördüğünü belirtmekte ve ağır sözlerle tenkit etmektedir. Soruşturma usullerinden başlayarak, mahkeme süreçlerindeki uzun tutuklama süreleri dâhil bütün çalışma konuları şikayet konusu edilmektedir. Silivri’de görülen davalar, Ergenekon olarak isimlendirilen davalar, içinden çıkılamaz bir sorunlar yumağı halini almıştır. Ne zaman ve nasıl sonuçlanacağını kestirebilmek kehanet sahibi olmayı gerektirmektedir. Muhalefet Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasını istemektedir. Normal mahkemeler ile normal yargılama düzenine geçilmesi gereken tek çıkar yol olarak görülmeye başlanmıştır.

     Terör ve örgütlü suçlar için mücadele veren ve yukarıda bugünkü durumunu ve algılanışını anlattığımız dört kurumun bağlı bulundukları devlet birimleri şöyledir. Ordumuz, Başbakanlığa ve Milli Savunma Bakanlığına bağlıdır. Emniyet Genel Müdürlüğü İçişleri Bakanlığına bağlıdır. MİT Müsteşarlığı Başbakanlığa bağlıdır. Özel Yetkili Mahkemeler ise sonuçta Adalet Bakanlığına bağlıdır.

    Bu unsurların, öncelikle hak eden kişiler tarafından, liyakat içinde, görevin gereği dışında hiçbir etkinin altında kalmadan, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olarak yönetilmeleri gerekir. Bu yöneticiler, Genelkurmay Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, MİT Müsteşarı ve Özel Yetkili Mahkemenin Başkanıdır.

    Bağlı olduğu kişiler ise; Başbakan, Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanıdır.

    En nihayet; devletin bütün birimlerinin bir ahenk içerisinde çalıştırılması Cumhurbaşkanımızın görevleri arasındadır.

   Yetkililer bir hiyerarşi içerisinde, Ordumuz, Polisimiz, MİT ve Hukuk ise bir ahenk içerisinde, terörü kırmak ve örgütlü suçları yok etmek için görevlerini liyakat içinde yapmalıdır. Yani, yaraşırlık ve uygun olma temelinde, yeterlilik ve kifayet niteliğinde olmalıdırlar.

   Yetmez; bu unsurlar uyum içerisinde çalışmalıdırlar. O da yetmez; hukuk içerisinde kalarak çalışmalıdırlar. Liyakat, hak etmektir. Hak edene, hak ettiğini vermektir. İşin hakkından gelebilmektir.

    Makam ve kurumlarını saydığımız bütün yetkililerden beklediğimiz bundan ibarettir.

   Huzurlu ve güvenli günler dileklerimle.