KASABA PAZARLARI:

Özer Özcan

Kasaba pazarlarının atmışlı yıllarda oldukça önemli sosyal ve ekonomik rolü vardı. Bütün Vilayet sınırlarında bilindiği gibi pazartesi günü pazar, Bolu'da kurulurdu. Bu nedenle halkımız pazartesi gününe “Bolupazarı” derdi. Gerede ve Mengen kazalarımız ile o yıllarda onların kasabası konumundaki Yeniçağa, Dörtdivan ile Gökçesu ve Pazarköy (Eski Mengen) haftanın diğer günlerini bölüşmüşlerdi. Salı günü Gökçesu'nun pazarıydı ve halkımız Gökçesu'ya bu nedenle “Salıpazarı” derdi. Çarşamba günü Pazarköy pazarıydı. Benim çocukluğumun geçtiği memleketim Yeniçağa'da ise pazar, perşembe günleri kurulurdu. Cuma günü Dörtdivan pazarıydı ve Dörtdivan'ada halk “Cumayeri” derdi. Cumartesi günü Gerede pazarıydı. Türkbeşli, yeni Mengen olduktan sonra orada da cumartesi günü pazar kurulur oldu. Pazar günleri ise halk arasında “İstanbul Pazarı”diye isimlendirilirdi.

Bu çevrimde her kasabadan tüccarlar ticaret yaparlardı. Kendi kasabalarında üretilenleri pazarladıkları gibi başka memleketlerden sağladıkları ürünleri de satarlardı. Kasabalardan eşyalarını pazarcı arabalarıyla taşırlardı. Pazarcı arabaları hem insan hem de mal taşımaya elverişliydi. Yeniçağ'da pazarcılar yaptıkları bu işe “akseta” derlerdi. Akseta kapasitesi büyüyenlerin ise unvanı tüccar olurdu. Dış pazarlara Çağa'da üretilen nal, mıh ve demirden yapılmış aletler ile ayakkabı, mes ve lastik satarlardı. Gerede'den bakırcılık üzerine ürünlerle beraber tarak ve bıçak gibi malzemeler de gelirdi. Dörtdivan'lı kasaplar pazaryerinde kantar ile tartarak et satarlardı.

Bu pazarlar sayesinde insanlar sadece ekonomik ihtiyaçlarını gidermekle kalmaz yoğun sosyal ilişkiler içerisinde olurlardı. Gezerler, görürler, tanışırlar ve hatta eğlenirlerdi. Pazaryerlerinde daha özenli bir kıyafetle kendilerini gösterirlerdi. Köy delikanlılarının İngiliz klodu modelindeki pantolonları ve üzerine körüklü çizme giymeleri pek modaydı. İnsanlar davranışları ile etraftan takdir toplamaya çalışırlardı. Gençler göz göze gelirler, bu güzel hale yaşlılar bıyık altından gülerlerdi... Kitap ve mis (koku) satıcıları pazarın en gözde yerine yayınırlardı. Din, kahramanlık, aşk konularını içeren destan ve kitaplar satılırdı. Zamanın sevilen şarkı ve türkülerinin yanında sevgiliye mektup yazılmasına örnek eserler satılırdı. Mis satıcıları bir şırıngaya çektikleri koku sıvılarını halkın tepesine püskürtürlerdi. O hengâme sırasında söyledikleri manilerden birisi aklımda şöyle kalmış:

“Gül yağları, tarçın yağları,
Göründü İzmir bağları,
Bizim eller böyledir,
Söylemeyeni söyletir.
Genç kızlara göbek attırır,
Hocaya cübbeyi sattırır.”

Ardından “Mis geldi miiis, mis var miiiis” diye bağırırlardı.

Pazarlarda duyurular tellal denilen kişiler tarafından bağırırarak yapılırdı. Dörtdivanli Düldül Mevlüt bu tellalların en unutulmazlarındandır.

Yeniçağ pazarına Bolu ve Sazak içinden taze sebze ve meyve, Çele'den ise şalgam gelirdi. Kışlık olarak pişirilmiş gelen, taze iken ise insanın ağzında eriyen kızık armudu çok rabet görürdü. Bu pazarlarda döngel, alıç ile beraber idiş, alhat ve koçaç isimleriyle tanımlanan armut türleri de satılırdı. Ağaç ürünlerinden boyunduruk, zevle, anazut, dirgen, epsit tekerlek, kaltak, öğrendere, sepet, çalı süpürgesi, yayık, fıçı, tekne, çatora (ahşaptan testi), kepçe ve kaşık gibi ürünler satılırdı. Maşa, eysiran, söğündürecek, ocak sıpası, saca bacağı, soba, kazan, tencere, tava, tas, kuşhane, bakraç, sitil, herke, ibrik, testi, lamba, lamba şişisi, idare lambası gibi ev aletleriyle balta, keser, kazma, kürek, çapa, gelberi, tırmık, testere, tırpan, orak, bıçak, balyoz, çekiç ve bileğitaşı ile eğe gibi iş aletleri bu pazarların demirbaş satış malzemeleriydi. Bu arada hem çamaşırda hem de saç temizliğinde vazgeçilmez olan kil satılırdı.

Ulaşım araçlarının artması ile pazarlar yavaş yavaş nitelik değiştirdi. Pazarlama teknikleri farklılaştı. Büyük ticaret organizasyonları yerel tüccarları bitirdi. Sadece pazarlar değil yılda bir defa yapılan panayırlar bile sıradanlaştı. Önemini kaybetti. Yozlaştı.
Bu pazarlarda oluşan bugünkü sosyal hayatımızı çağrıştıran birkaç ilginç konuyu da anlatmadan geçemeyeceğim.

Bu pazarlara fakir halkımızı kandırmak için bol miktarda sahtekâr ve üretimden uzak insanlar gelirlerdi. “Chavrolette” marka otomobillerinin yüksek kaputu üzerine bir battaniye sererlerdi. Üzerine hiçbir tıbbi değeri olmayan cam şişeler içerisindeki ilaçları yerleştirirlerdi. Bol izleyici kitlesine ulaşabilmek için her türlü atraksiyonu yaparlardı. Otomobilin cam sileceğinin önüne bir tıp atlası yerleştirirler, o devirde pek de bilinmeyen megafon ile bağırarak gösterilerine başlarlardı. “Bu gördüğünüz Alman icadı ilaç; baş ağrısına, diş ağrısına, nezleye, gribe karşı tek çaredir. Bununla kalmaz mideyi korur, ünseri önler, basuru keser ” söylemi ile renkli şişelere doldurulmuş ilaçları ellerinde sallarlardı. Ürünler renkli sudan ibaret oldukları için maliyetleri düşük olur, fiyatları asla vatandaşı acıtacak boyutta olmazdı. İlk hareketi vermek için yerli haktan bazı karaktersizlere para vererek ilk alışverişleri yaptırırlardı...

“Bul karayı, al parayı” söylemiyle çalışan üçkâğıtçılarda aynı taktiği uygularlardı. Kasabadan kandırdıkları bazılarına karayı anlaşmalı olarak buldururlar, parayı verirlerdi. Bu suretle daha sonra yolacakları insanları gaza getirirlerdi...

Daha sonraları, bir tür dürbün ile seyreder gibi üç boyutlu görüntüler oluşturan aletler ile insanları kandırdılar. O zamanlar daha kaset icat edilmemişti. İnsanlar o aleti seyre dalınca dikkatleri dağılıyordu. O sırada yan kesiciler işlerini görüyorlardı.

İçinde kız başlı, yılan gövdeli yaratıkların bulunduğu, yılanlar ile gösteriler yapılan çadırlar kurulurdu. Bu çadırların yan tarafında ise halkacılar, tüfek ile atış yaptıranlar ve kumarcılar bulunurdu.

Dikkatimden kaçmayan en önemli konu bu türde halkı kandıran sahtekârların Bolu, Gerede ve Mengen pazarlarında çok görülmemeleriydi. Buralarda valiler, kaymakamlar, savcılar ve genel asayişten sorumlu devlet kuruluşları bulunuyordu. Bu sebeplerden dolayı bu sahtekârlar buralarda rahat faaliyet gösteremiyorlardı. O zamanlar belediyesi bile bulunmayan Yeniçağa, Dörtdivan, Pazarköy ve Gökçesu gibi kasaba pazarlarını özellikle seçiyorlardı. Bu suretle halkımızı kandırıp ahlaksızca sömürüyorlardı.

Ülkemizin bu kasaba pazarına dönmemesi dileğiyle...