BE HEY MÜBAREK

Özer Özcan

Zeynel Abidin Bin Ali, Hüsnü Mübarek ve Kaddafi, Tunus, Mısır ve Libya’nın düşürülmüş devlet başkanları. Arap Baharı’nın yaşandığı bu devletlerden Tunus ve Mısır iyi veya kötü yapılan seçimler ile iş başına getirilen siyasiler tarafından yönetiliyordu. Libya ve Suriye ise halen demokrasi ile uyuşmayan oligarşik bir siyasi yönetim tarafından idare edilmektedir. Tunus ve Mısır’da iş bitirilmiş, Libya’da savaş bütün kuvveti ile devam etmektedir. Suriye’de ise siyasi yönetim tehdit edilmekte ve ülke iç kargaşaya sürüklenmektedir.
Seçim bile yapılmaksızın despot krallar tarafından yönetilen Arap ülkelerinin üzerinden zemheri soğuğu hiç kalkmazken, niçin bahar bu dört Arap devletinden başlamıştır. Demokrasinin yaşanmadığı, insan haklarının bulunmadığı bilinen Arap krallıklarına, şeyhliklerine diz çökenler, saltanat koltuklarının kenarındaki sandalyelere ilişenler, niçin Tunus, Mısır ve Libya semalarında kanat çırpmaktadırlar. Bahar kuşlarla, kelebeklerle, çiçeklerle gelme baharıdır. Kanla gözyaşıyla ve akbabalarla gelen bir bahar olamaz. Filistin’e Irak’a ve Afganistan’a nasıl bahar gelmiyorsa, Tunus’a, Mısır’a ve Libya’ya da gelmeyeceğini düşünmekteyim.
Tunus ile, Mısır ile ve Libya ile ülkemizi zora sokan hiçbir problemimiz yokken, hatta Suriye ile sıfır sorun yaşayıp Beşar Esat ve eşine Beypazarı’ndan telkari gümüşler hediye ediyorken, birbirimize sınırlarımızı açmayı söylüyorken, bir Türk vatandaşı olarak soruyorum; Be hey mübarek ne yapmak istiyorsun?
Tahrir meydanında develerle birbirine girenlerin, kim oldukları tahlil edilemeden, iktidarı ele geçiren Cunta liderlerinin kim olduğu ve kime çalıştığı anlaşılamadan, daha doğrusu muhatabımızın kimler olabileceği belli olmadan, uçak dolusu iş adamı kimlerle ve ne anlaşmaları yaptılar? Somali’ye yapılan yardımlar gibi yoksa onların da muhatapları belli değil.
Tunus’ta ve Libya’da da durum pek farklı değil. Libya 1974 Barış Hareketi’nde bize hak veren ve yardım eden tek devletti. Arap Baharı başlayana kadar sadece biz Türklere müteahhitlik verdi. Bu arada Başbakanımıza da bir ödül verdi. Kendileri de sevinçle kabul ettiler. Kaddafi’yi bende sevmem. Fakat; ulusal değerlerini, petrolünü, doğal gazını halkına rağmen, Arap kralları gibi ABD’ye peşkeş çekseydi, müteahhitlik hizmetlerini Fransa, İngiltere ve İtalya’ya verseydi acaba bombalanır mıydı? Bir silah bulundurmak bile idam cezasıyla cezalandırılan Libya’ya gerillalar için bin bir çeşit silahı verenler kimlerdir? Onlar silah verirken bizim dış işleri bakanımızın dolar götürmesi pek mi gerekliydi? Durumdan vazife çıkarıyorlar dediğimiz ve çıkarcılıkla yargıladığımız Fransa ve İngiltere ile aynı çizgiye düşmedik mi?
Bütün bu gürültüler arasında beyhude işlerle uğraşarak bir batağa doğru giderken;
Malatya’nın Kürecik ilçesine NATO’nun Füze Kalkanı Savunma Sistemi’nin kurulması için düğmeye basıldı.
Bizi açık hedef haline getirecek olan bu sistem için dostluğuna gereklilik duyduğumuz İran küplere bindi. ABD ise tesislerin Amerikan malı olduğu bahisle kullanımında “İsrail’in savunması”nı göz ardı edemeyeceğini belirtti. Bu tesisler NATO’nun mu yoksa ABD’nin midir? Eğer NATO’nun ise NATO üyesi bile olmayan İsrail’in savunmasıyla ne ilgisi vardır?
Son günlerde gelişen iç ve dış olaylar gösteriyor ki; bu gidiş iyiye giden bir gidiş değildir. Hassas dengeler, belirleyici gerçekler göz ardı edilerek büyük bir propaganda ile dünyayı yönetiyoruz havası yaratılmaktadır. Bunun için bütün şakşakçılar seferber oldular. İtidal elden kaçırıldı. Ülkemizin yüksek çıkarları için yapmaya çalıştığımız tespitler ve tenkitler muhataplarımız tarafından hıyanet gibi algılanır oldu.
İnanınız tüm iyi niyetimle söylüyorum.
Orta Doğu’yu, Kuzey Afrika’yı takip edelim. Müslüman ülkelerle ilgilenelim. Dış politikada dünyaya yön veren bir devlet olalım. Fakat bunları yaparken kimlerle beraber olduğumuzu ne yaptığımızı ve emperyalizmi iyi bilelim. Yanlış devletlerle beraber yanlış işler yapmayalım. Emperyalistlerin vefası da olmaz insafı da olmaz. Kullanıp da çöpe attıklarından olmayalım. İran’a karşı yıllarca kullandıkları Saddam Hüseyin’in sonunu düşünelim. Haksız mal varlıklarına el konularak iki oğluyla beraber kafes içinde mahkûm ettikleri ve idamla yargıladıkları eski uşakları Hüsnü Mübarek’i iyi görelim. Hüsnü Mübarek’in de Obama ile kırmızı halıda yürürken fotomontaj resimlerle önde yürüten emre amade gazetecilerinin de bulunduğunu unutmayalım.

BE HEY MÜBAREK,
Hazır büyük bir çoğunlukla iktidara gelmişken gelin başını bırakıp kendi başımızı bağlasak daha doğru olmaz mı? İç çekişmelerimizi önlesek, huzur içinde kalkınmamızı artırsak, üretsek, sevsek, sevilsek daha doğru olmaz mı?
Başka başka düşünse de herkesin bir aklı olduğunu kabul etsek. Bu başka fikirlere değer versek. Öz kaynaklarımızı kendi ihtiyaç sahiplerimiz için kullansak daha uygun olmaz mı? Dünya aleme insan hakları ve hürriyet nutukları çekerken, hürriyetleri elinden alınmış ve insan haklarından mahrum edilmiş insanlarımızı görebilsek yerinde olmaz mı?