Balkondan helallik

Özer Özcan

" Demircinin yan yan bakıp da, sık sık vurduğu yere dikkat edin, bir çatlaklık vardır."

     Bu özdeyişin eşliğinde " Balkondan Helallik" konusunu enine boyuna irdeleyelim. Bizler helallik kavramını helalleşmek olarak biliriz. En yaygın olarak cenaze namazlarında yaparız. Hoca efendi mevtanın başında cemaate seslenir;

 — Merhumu veya merhumeyi nasıl bildiniz?
 Hep beraber iyi biliriz denilir. Hoca efendi tekrar sorar;
 — Hakkınızı helal ediyor musunuz?

     Yine hep beraber helal olsun denilir. Fakat cemaatten bazı insanlar, helal olsun yerine " Allah rahmet eylesin" diyerek veya susarak haklarını helal etmeme isteminden doğan zor durumu kibarca geçiştirirler.

     Günlük yaşamınızda da " hakkını helal et" sözü çok söylenir. Yaşadığımız hemen hemen bütün ilişkiler sonucunda birbirimize söylediğimiz bir sözdür. Bilerek veya bilmeden, isteyerek veya istemeden bir haksızlık yaptığımızın düşünülmesi karşısında, bedelini ödemeye hazırım anlamında kullanırız. 

    Özetle helallik; doğru olmayan bir iş yapma durumunda, cezayı gerektiren günahı muhatabı ile anlaşarak, Allah'ın huzurunda hesaba çekilmeden kul hakkı yememiş olarak bulunabilmek için istenilen af dileğidir. 

    Doğrusu balkondaki demirci çatlaklığın farkında. Çatlağı kapatabilmek için yan yan bakıyor, sık sık vuruyor. Fakat doğru olmayan zamanda doğru olmayan mekanda ve doğru olmayan kitleye hitap ederek yapıyor. 

    Zafer gururunun en üst perdesinden tavırlarla bilge adam yaklaşımı ile çılgın kalabalığa karşı helallik balkonlardan alınmaz. helallik muhatabının huzurunda yapılır. TBMM de en uygun yer olurdu.

     Ben helal ettim ne iyi insanım, sen de helal et yoksa kötü insan yaftası hazır. böyle bir şey olamaz.
Helalleşmek için uğraşan insanın, muhatabı olan kitlenin cevabını anlamak gayretinde olması gerekir. Verilecek cevabın önemli sayılabileceği bir algı yaratılmalıdır. acaba ne cevap verdi? Hakkını helal etti mi? etmedi mi?

     Bütün bunar yoksa zafer söylemini süslemek, mütevazi görüntü sağlamak için yapıldığı ortaya çıkar. Halktan doğan hukuk oluşmaz.

Gelelim olayın felsefesine;

Din bilgilerine göre;
1. Hukukullah yani; Allah'ın hukukundan doğan yaratanın hakları,
2. Hukuk-ül ibad yani; yaratılanın hukukundan doğan yaratılanın hakları. (Hukuk-ül ibad'a, Hukuk-ül Mahlükat da denilmektedir.)

     Birincisi için edecek söz yok. Yaratan, helallik isteyene, kendi hukukundan yani yaratanın hukukundan doğan haklarını helal edip etmeyeceğini kendisi bilir. Kullar için sevindirici olan, kendi haklarının ihlalinden doğan günahları affedebileceğini söylemesidir.

     Hukuk-ül ibad (Hukuk-ül Mahlûkat) tan doğan, yani; yaratılanın hukukundan doğan haklarının çiğnenmesi sonundaki günahların affı için durum çok farklıdır. Yaratan "kul hakkı ile gelme" diyor. Üstelik hak sadece kul hakkı ile de kalmıyor. Bütün "ibad" ı kapsıyor., bütün yaratılanları kapsıyor. İnsan sahil bütün mahlûkatı kapsıyor.

     Hakları verilmeyen emekçileri, kötü muameleye mahkûm edilen aydınları, istikbali karartılan gençleri kapsıyor. "Hes"lerde yaşayan kurbağadan, Akkuyu da yaşayan balığa, bütün hayvanların, bitkilerin, taşın ve toprağın yaratılanın hukukundan doğan hakları vardır.

     Yaratanın hakkını, yaratılanın hakkını bilmek ve korumak gerekir. Bir zafer akşamında balkondan helallik istemek karşılığında duyulan "yaşa-varol" sesleri sonucu oluşturmaz. Sözün muhataplarının "Helal olsun" diye bağırabilmesi gerekir.
Fakat çoğu zaman o hak sahipleri konuşamazlar, işitilemezler. Ya kanlı kefenin içinde şehittirler ya da hapishanede mahpus. Ya "Hes" lerin kuruttuğu derede balık ya da Kütahya'da siyanürlü toprak.