"AT KİŞNEMESİNDEN HİLE SEZERİM…"

Özer Özcan

Memleketimizin halk kahramanı Köroğlu’nun önemli bir değişi vardır.
                                            “ Ben bir Köroğluyum, dağda gezerim.
                                              At kişnemesinden hile sezerim
” der.
Hükümetimizin özellikle seçimlerden sonra artan ABD ile muhabbeti bende olağanüstü tedirginlik yaratıyor. Sanırım ülkemizi tam kıvama getirdiklerini düşünüyorlar. Tek adam yönetimine dönüşen iktidarın emre amade davranışlarından sıkıntı duyuyorum. Ülkemiz ve ABD yetkililerinin verdikleri demeçler ve yaptıkları konuşmalar incelendiğinde ve satır araları dikkatle irdelendiğinde bir belanın yaklaştığı izlenimini alıyorum. Devletimizin ve ulusumuzun iç işlerine ve dış işlerine yapılan müdahalelerin, yönlendirmelerin dayanılamayacak bir boyuta geldiğini hissediyorum. Bu durumu muhalefet partilerinde CHP taşeronluk, MHP ise hiyanet olarak değerlendiriyor. İhanet, olduğunu düşünmekte zorlanırım. Fakat taşeron terimi de düştüğümüz durumumuzu tam da ifade etmiyor.
Taşeronluk, uygulanan bir iş ile ilgili olarak mal sahibi veya müteahhidin yaptığı işin bir bölümünü yapmayı taahhüt eden, karşılığında gelirden pay alan özel veya tüzel kişiliktir. Hukuk, teknik ve genel ahlaka uygun olarak aldığı işi yerine getirir ve emeğinin karşılığını alır. Aralarındaki ilişki bir iş ilişkisidir. İş bitince hak edilen alınır, taşeronluk ilişkisi de sona erer. Patron başka ilişkilerin peşinde olmaz, olamaz. Taşeronun iç işlerine ve aile ilişkilerine karışmaz. Evinin içine müdahale etmez. Taşeron kendi yaşamında hürdür. Onurlu yaşamına, çalıştırdığı insanlarla yaptığı akitlere uyduğu oranda devam eder. Bu ilişkide, patronun yaptığı iş önemlidir. Çünkü, onun yaptığı işin hukuki ve ahlaki olması gerekir. İş yapılırken uygulanan teknikler evrensel kurallara uygun olmalıdır. İşveren ağalık peşinde ise taşeron maraba olur, işveren mafyalık yapıyorsa taşeron tetikçi olmak durumunda olur.
 

Pekala, bizim ABD ile ilişkilerimiz nasıl bir ilişkidir?

Elimizi şakağımıza koyup, aklımızı başımıza alıp, eğri oturup doğru konuşalım. Bizim ABD ile ilişkilerimiz bir iş ortağı ilişkisine benziyor mu? Durumu daha kestirmeden tanımlarsak; patron- taşeron ilişkisinin onur ve akıllılığından eser var mı? Hem ortaklığımızdan dem vuruyorlar, hem Ermeni Diasporası ile can ciğer durumdalar, utanmasalar ulusumuzu katliamcı ilan edecekler. Baş belası, Ortadoğunun karıştırıcısı İsrail’in hamisi, Yunanistan’ın gerektiğinde abisi durumundadırlar.
Her şeyden önce ABD dürüst, namuslu ve yararlı işlerin peşinde değil. Bütün dünyada tek ve en güçlü olma halini sürdürebilme telaşında. Rusya ve Çin ise büyük bölüşümden en azından eşit pay alabilmek derdinde. Belki de Ortadoğu’da ve İslam coğrafyasında on yıllar sürebilecek senaryolar hazırlanmış durumdadır. ABD ve Avrupalı Emperyalistler Türkiye’de, İran’da, Irak’ta, Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da, Suriye’de kısacası önem arz eden Müslüman ülkelerin hepsinde hedeflerine ulaşabilmek için hukuk ve ahlaka sığmayan tertipler peşindedirler. Bir Arap baharı havası yaratarak tertiplenen olayları anlatmaya satırlar yetmiyor. Bazı filozoflar “ demokrasi petrol kokmaya başladı” diyorlar. Hayır sade petrol karışmadı. Sayelerinde kan ve gözyaşı da karıştı. ABD’nin biz de dahil bütün devletlerin yaşadığı olaylarda başat rolü vardır. Bunu çoğu zaman Avrupalı ortakları ile yapar. Böyle bir müteahhitten namus ile bitirilebilecek karlı bir iş alınamayacağını düşünenlerdenim.
Şunu anlatmak istiyorum;
ABD’nin İslam Coğrafyası’ndaki devletlerin iç işlerine karışarak, onlara egemen olabileceği iktidarları oluşturması demokrasi ve insan hakları adına değildir. Kayıtsız şartsız egemen olduğu ülkelerde demokrasi var mıdır? İnsan hakları var mıdır? Adalet var mıdır? Bu durum ABD ve işbirlikçilerinin umurunda mıdır? Niteliğini belirlediğimiz bu işbirlikçilerin ve ABD’nin taşeronu olmak bize yakışmaz. Türk sinemasındaki kötü adamın yandaşı “ sütçü” tiplemesindeki rolü bu necip millet onaylamaz. Bizim çocuklarımız ve torunlarımız yapacağımız yanlışların utancı ile ezilirler. Patron yanlış yoldadır. Yanlış işler yapan bu patron ile doğru taşeronluk yapılamaz.

 Konuyu desteklemek amacı ile yanlışlıklardan birkaç örnek vereyim.
**Anti demokratik, zalim birçok ülke ile dostluk gösterilerine giriyoruz. Suudi Arabistan’da adamlar Osmanlı eserlerini yok ediyorlar. Bütün İslam aleminin kalbinde, hepimizin olan topraklarda bizi dikkate alan yok. Kendi vatandaşlarımızın kellelerini ellerinden zor kurtarıyoruz. Fakat bizim liderlerimiz tahtının iki tarafına iliştirilmiş sandalyelerde pozlar verebiliyorlar. İstanbul’dan yer beğen sunumları yapıyorlar.
**Malatya’da kurulan radarlarla İran’ı röntgenlemeye soyunuyoruz. Soran duyarlı vatandaşlara da füzeler Romanya’da diyoruz. Vah, vah bari sevk ve idaresi bizde olsaydı. Olası bir gerilimin boşu boşuna hedefi oluyoruz. Zaten, İran açıklamasını yaptı. İlk önce bu radarları vururuz diyor. Olası bir gerilimin hedefi olduk.
**Libya’da benim esasında sevmediğim fakat, şimdi iktidar olanların bir çoğunun övgüler yağdırdığı “Yeşil Kitap” ın sahibi Kaddafi yirminci yüzyıla yargılanmasına bile fırsat verilmeden linç edildi. Kaddafi’yi linç edenlere valiz dolusu para teslim etmek de bizim dışişleri bakanımıza düştü. Ortaçağ düzenindeki halk topluluklarını cemahiriye şeklinde örgütleyip kendi ülke şartlarına göre bir yönetim oluşturan Libya’nın demokratikleşmesi Libyalılara bırakılmalıydı. Kaddafi 1974 Kıbrıs Harekatında bize yakın duran tek liderdi. İktidarının son anına kadar Türklerden başka kimseye müteahhitlik vermemişti. 25 bin Türk çalışıyordu İnşaat sektöründe. Uzak Asya’dan on bine yakın işçi de Türk müteahhitlerin yanında çalışıyordu. Aylık 25 milyon dolar istihdam geliri ile beraber, istihkak karlarımız da gitti. Ekipmanlarımız, kule vinçlerimiz ve iş makinalarımızın yakılıp yıkılıp talan edilmesi de cabası. Şimdi bekleyelim. Libya’da bilmem hangi emperyalist unsurların istediği bir hükümet kurulur. Biz de onlardan arta kalanlardan pay alırız.
**Mısır içinde atmadığımız salto kalmadı. Mısırın şuanda halkı perişan. Bizi de ne söze katan var, ne de umur edinen…
**Suriye’de oynanan tehlikeli oyun çok kritik bir noktada. Anlaşılan bizi savaştırmak istiyorlar. Gerekçe olarak Suriye ile 910 km sınırımızın olduğu , her nedense akraba olduğumuz, Esat’ın kendi halkına demokratik ve hukuki davranmadığını söylüyoruz. Esat da bize 910 km sınırımız var, benim nüfusum da çok az Türk var fakat kuzeyimde milyonu aşan kürt var. Ataları Anadolu’dan tehcire uğramış milyonu aşan Ermeni var. Senin devletinde on binlerce insan terörden ölüyor. Benim devletimi yıkmak için sivil ve askeri unsurlara yataklık yapıyorsun gerekçeleri ile, sıkışmasının son anında saldırırsa, haa , bunda biraz duralım ve düşünelim. Nutuk çekmeyelim, düşünelim. Bizi korkaklıkla itham etmeden, vatan için ölmeye hazır olduğumuzu hatırlatalım. Fakat düşünelim.
Ortadoğu’da Türk, Kürt, Arap, Fars, Alevi, Sünni, Süryani, Kıpti, Dürzi, Keldani, Yezidi, Müslüman kardeşler, Hamas, Hizbullah gibi daha hepsinin ismini yazmakta zorlanacağımız ırk, mezhep ve örgüt birbirlerine giderler. Bu savaş yıllar boyu sürer. Savaşta ölüyoruz, emperyalistlere bir şey olmaz. Çünkü taşeronlar ile başlatırız sonra nasılsa kavganın içinden kendisini çıkaramazlar. Gelişmemiz için gereken kaynaklarımızı silaha yatırırız, fakirleşiriz. Emperyalistler zenginleşirler. En sonunda ise alırlar ellerine cetveli, geçerler. Ortadoğu ve İslam coğrafyası haritasının başına kullanabilecekleri ve torunların da sömürebileceği devletler kurarlar. Rusya’yı ve Çin’i de çağırırlar. Kendi paylaşım adaletlerini sağlarlar. Şımarık İsrail’i de kullanmayı ihmal etmezler.

ABD ile ilişkilerimizi söylemler ve girişimler, sözel ve tavsiye boyutunu aştı. Uygulama boyutuna yaklaştığını düşünüyorum. Tedirginliğim, endişem bundan. Yoksa vatan için ölüm bizlere vız gelir. Taşeronluğa soyunanlar, bu inşaat bu patronla bitmez. Bitse de insanlığa faydalı bir bina olmaz.Bilemiyorum Çamlıbel’de nefes bulmuş, Bolulu bir memleket evladı olarak; ( at kişnemesinden sezdiğim hileyi) anlatabildim mi?