ASKERLİĞİN BEDELİ OLUR MU?

Özer Özcan

     Ne zaman askerlikten söz edilirse, aklıma babası Çanakkale şehidi olan rahmetli babaannem gelir. Çocukluğumun uzun gecelerinde bana kendi çocukluğunu anlatırdı. Bende dizine yatar, başımı okşayarak anlatan babaannemi can kulağı ile dinlerdim. Sözü döndürür dolaştırır, harbe giden babasının onu son defa nasıl sıkı kucakladığına, gözlerine nasıl bir sevgi ile baktığına getirirdi. Kucaklandığını anlatırken eli omzumu daha sıkı kavrardı, fakat ben baba özlemi ile geçen bir ömrün ifadesi gözlerine bakamazdım. Dinlerdim, anlamaya çalışırdım, hayallere dalardım. Çocuk aklımla, kucağına yattığım babaannemin babası Salim dedem olurdum. İngiliz, Fransız ve Anzak askerleri ile savaşmak için kazılmış siperlerde bulunurdum. Hücum emri verildiğinde, yay gibi gerilir, Allah Allah sesleri arasında ok gibi fırlardım. Süngüm başımın üstünde, kah karada kanlar içinde, kah denizde suyun içinde boğuşurdum düşmanla. Kucağımda yattığım babaannem, sanki hissederdi savaştığımı. Ondan öğrendiğim ve asla unutamayacağım alay marşını nini gibi söylerdi.

 “Annem beni yetiştirdi bu vatana yolladı.
   Al sancağa teslim etti, Allaha ısmarladı.
   Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana
   Sütüm sana helal etmem saldırmazsan düşmana
   Yastığımız mezar taşı, yorganımız kar olsun
   Biz bu yoldan döner isek, namus bize ar olsun.”

     Sözlerinin bittiğini anlayamazdım bir türlü. Savaş bir süre daha devam ederdi hayalimde. Fakat bir türlü ölmezdim,ölemezdim. Belki babaannemi bir defa daha babasız bırakmayayım diye. Belki de şehit olmak o kadar kolay olmadığı için.

 Doğrusu ulusumuz bu duyguyu çok iyi bilir. Şahadet şerbetini içmek olarak tanımlar. Bu şerbetin, “TL” cinsinden, “$" üzerinden ve “€” üzerinden bedeli yoktur. Şehitlik insanı farz veya sünnet olan bütün ibadetler gibi bizi cennete götürür. O nedenle bizler askerlik kurumunu “Peygamber Ocağı” olarak tanımlar ve askerliği ibadet sayarız. Ulusumuzun genel yaklaşımı sağlam olan her Türk gencinin askerliğini yapması gerekir şeklindedir. Hepimizin bildiği gibi eskiler “askerliğini yapmayana kız verilmez” derlerdi. Doğaldır, askerlik yükümlülüğünü ortadan kaldıran nedenler vardır. Ruhsal veya bedensel olarak engelli olanlar askere alınmazlar. Aynen hastalık veya engellilik halinde ibadet zorunluluğunun bulunmadığı gibi.

     Gelelim şimdi olayın püf noktasına;

      Bedelli Askerlik olur mu?

      Bedelli askerlik heveslileri, belki kendilerini askerlikten düşürecek paranın verdiği güç ile kızacaklar, hiddetleneceklerdir. Ancak; inançla ve ısrarla ifade etmek isterim. Bedelli askerlik olmaz, olamaz, olmamalıdır. Askerlik her Türk vatandaşı için yapılması gereken bir görevdir. Askerden düşmenin koşulları engellilik ve hastalıktır. Bunların arasına para karşılığı askerlikten düşme girmemelidir.

     Para karşılığında askerlikten düşme eyleminin savunuculuğunu yapanlar, her şeyde olduğu gibi binbir bahane üretebilirler. Yanlışlıklarını bol laf ederek kapatmaya çalışabilirler.

     Askere alınmayan veya alınamayan gençlerimizin sayısı çok arttı diyebilirler. Ülkemizin nüfusu bellidir. Askerlik yaşına giren gençlerinizin sayısı bellidir. Askerlik planlaması yapanlar, niçin bu planlamayı doğru dürüst yapmazlar. Askerlik yaşı gelenleri askere almazlar veya alamazlar. Askerlik süreleri ile ilgili ayarlamaları niçin yapamazlar? Askerlik görevini yapacak gençlerimizin sayısının şu veya bu nedenle artması, parayı basanların askerlik yapmaması ile sonuçlanmamalıdır. “Alavere, dalavere fukara Mehmet nöbete”. Yok böyle bir şey.

     Günümüzde savaşlar insanla değil, teknoloji ile yapılıyor diyebilirler. Acaba para teknolojinin yerine geçiyor da, askerlik yapacak insan gücü para veremeyenlere mi tekabül ediyor. Ordumuzun teknolojik gücünü artıralım, insan gücünü azaltalım. Fakat, eşit azaltalım. Parası olanı almayalım, parasızı askere alalım fikri doğru ve adil değildir.

     Bedelli askerlikten gelecek parayı, şehit ailelerine verelim. İşin en hazin konularından biriside budur. Fakirliğin insan canı pahasına sömürülmesidir. Bu konunun siyasiler tarafından sömürü aracı yapılmasını görmüştük. Fakat, sömürünün bu kadar ileri gidebileceğini düşünmüyordum doğrusu.

     Eskiden inanç dünyamızda da bu tür yozlaştırma çabaları olmuştur. Arapça ”Iskat” denilen bir kavram oluşturulmuş. “Iskat” Türkçede “düşürmek” anlamına da geliyor. Örneğin “Iskat-ı Salat”,namazdan düşürmek. Uygulamada; Iskat-ı Salat, para karşılığında bir başkasına geçmiş namazlarını kıldırtmak suretiyle yükümlülükten kurtulmak şekline dönüşmüştür. Doğaldır ki; İslam Fıkıhı ve alimleri uygulamaya geçit vermişlerdir. Ekonomik güclerini kullanarak oruç ve haç ibadetlerinde bedel ödemek suretiyle sorumluluktan kaçmayı deneyenler olmuştur. Buna da İslam Fıkıhı ve alimleri inançlarımıza göre farz olan ibadetlerden oruç, namaz ve haç’ı para karşılığı alınıp satılabilen olmaktan uzak tutmuşlardır. Bol parası olanlar için zekat vermelerini öğütlemişlerdir. Benim de tavsiyem; para ile çocuklarını askerlikten düşürtmek isteyenlerin, bu bol gelirlerinin vergilerini vermeleri veya zekatlarını ödemeleridir.

     Askere alınanların askerlik dışı hizmetlerde çalıştırılmalarını öne sürerek bunu bedelli askerliğe gerekse sayanlar var. Doğrusu, askere alınanlar askerlik dışı hizmetlerle istihdam ediliyor diyenler az değil. Haklıdırlar. Askerlik dışı hizmetlerde çalıştırılmalarının önünü kesmek için, “bende parasını veririm, oğlumu askere göndermem” çare değildir. Askere alınanların askerlik dışı hizmetlerde çalıştırılmasının önüne geçilmelidir. Orduevlerinde kuaförlük yapmanın, garsonluk yapmanın askerlikle ne alakası vardır. Askerlik dışı istihdam engellenmelidir. Bu durum askerlik süresinin kısalmasına da neden olur.

     Duygularla başladığım, inanç ve düşünceler ile devam ettiğim yazıma, uygulamalar ile devam ediyorum.

     Bu güne kadar para karşılığında askerlikten düşürme, yani bedelli askerlik;

     1987 yılında 18.bin kişi,
     1992 yılında 35 bin kişi,
     1999 yılında 72 bin kişi,

     olmak üzere toplam 125.bin kişiye uygulanmıştır.

     İlk ikisinde askere alınmada yığılmalar olduğu gerekçe gösterilmiş. Son defaki uygulamada ise deprem felaketine katkı gerekçesi eklenmiştir.

     Bugün ise 35 yaş üzerinde 200 bin kişinim para ödeyerek askerlikten düşmeyi beklediği söylenmektedir.

     Bununla beraber, askerlik yapmamak için çeşitli yollar denendiği ayıbını kötü örnekleri ile açmak istemiyorum… Vatan borcunu ödememek için, sağlık raporu peşinde koşanlar, döviz ile askerlik için yurt dışı istihdamına sığınanlar vb. bir sürü yollar deneyenlerin varlığı ortadadır. Askerliğini yapmadığını Parti Başkanı olabilme aşamasında hatırlayan kurtarıcı veliahtlar ülkemizdedir. Kısa dönem askerliğini dahi yapmamak için defalarca rapor alıp, üç beş kilo zayıflayamayan, obez raporu ile askerlikten düşenler yurtseverlikte meydanı kimselere bırakmamaktadır. Asker kaçağı olmasına rağmen her nedense yakalanıp silah altına alınmayanların varlığı saklanamaz bir gerçektir. Eminim ki; bu gerçekler onlarla öbür tarafa gidince kendilerini fena çarpacaktır. Çünkü orada Allahın adaleti olacaktır.

     Milli Savunma ve askerlik devletimizin bekası açısından çok önemlidir. Ulusumuz açısından yaşamsal değerdedir. Adaletli davranılarak, içine düştüğümüz bu kötü duruma bir son verilmelidir. Askeriyle siviliyle suçlu olduğumuz karmaşa sürdürülemez haldedir.

     Askerlik, her vatan evladının şerefle yaptığı bir görev olmalıdır. Bu görev vatandaşların kanun önündeki eşitlik ilkesine uygun olarak yapılmalıdır. Bedelli askerlik, dövizle askerlik, kısa dönem askerlik v.b kavramlar ile askerlik hizmeti sulandırılmamalıdır. Ulusumuzun ibadet ruhu ile yerine getirdiği askerlik, menkul kıymetler borsası mantığı ile uygulanamaz. Askere almadan, terhise kadar eşit ve dürüst uygulamalar hakim kılınmalıdır.

     İktidarın askerlikte ilgili dönüşlerini hayretle izliyoruz. Bu konu bu denli oynak davranmaya elverişli değildir. Muhalefet ise en taze Gen. Bşk. Yrd. larından birinin söylemleri ile bedelli askerlikten yana bir görünüm sergiliyor. Zenginlerden bedel alınsın da fakirlerden alınmasın demeye getiriyor. Zengin kimdir?, Fakir kimdir? Kentin fakiri başka, köyün fakiri başka. Bu gün zengin olan yarın fakir, bugün fakir olan yarın zengin olabilir. Bunlar tespit ve takibi çok zor olan sosyolojik kavramlardır. Sadece gücü olanlardan bedelli kabul ediniz derseniz, askerliğini şerefle yapmış bu uğurda gençliğini , canını feda etmiş fakir çocuklarına ne diyeceksiniz? Parası olduğu halde, para vererek askerlik görevinden düşmek isteyenlerse ne diyeceksiniz?

     Siyasetle beraber, askeri ve sivil bürokrasi de kendisine “Askerlik Andı” ile bağlı ulusal beşeri potansiyeli özenle değerlendirememiştir. Emre amade olmayı haksızlıklara layık olarak değerlendirmişlerdir. Askere alınanların kişilik ve statülerinden doğan haklarını, muvazzaflar düzeyinde koruyamamıştır. Buna rağmen son dönemde asla arzu etmediğim hale düşürülmüş askeri bürokrasiye daha fazla sitem içimden gelmiyor.

     İktidarı ile, muhalefeti ile bütün siyasiler bilmelidirler ki; askerlik muhataplarının sosyal etkinliğine göre yönlendirilemez. Uygulamalar partilerin siyasal ikballerine göre değil, ülke gerçeklerine göre saptanmalıdır. Deprem yaralarını saracağız gerekçesi ile askerlik para karşılığı haline getirilirse, ülkemizi yarası sarılamaz sosyal depremlere sürükleriz…