Önyargılarımıza yenik düşmeyelim

Nermin Kaya

Geçtiğimiz yıl Sabancı Üniversitesinde “ Eğitimde önyargılar” içerikli bir seminere katılmıştım. Sosyolog Müge Ayan’ın yaptığı bir araştırmanın konusuydu aslında. Bu araştırma sürecinde başlarından geçen bir hikâyeyi paylaştılar. Önce hikâyeyi özetleyeyim: “Olay bir Roman ailenin başından geçiyor. Onlarca yıldır kardeşçe yaşanan bir mahallede, durup dururken (!) bir kavga çıkar. Mahallede yaşayan Roman bir erkek kahveye gider. Kahvenin sahibi “Burada Çingenelere yer yok” der ve kavga çıkar. Çıkan kavgada yaralanan Roman erkek hastaneye kaldırılır. Oğlunun yaralandığını öğrenen Roman baba haberi alınca kalp krizi geçirir ve hayatını kaybeder. Olay daha sonra iyice büyür. Roman vatandaşlar hükümetin Roman açılımıyla birlikte kendileri için kurulan başka bir mahalleye taşınırlar.” Müge Hoca ve ekibi bu vatandaşlarla görüşme yapmak için taşındıkları bölgeye giderler. Bir Roman Kadının ağzından şu cümle dökülür “Biz GAVUR muyuz? Niye bize böyle ayrımcılık yapıyorlar” (!!!)
Bu örnek üzerine bir sürü şey konuşulabilir elbette, ama konumuz “önyargı, kalıp yargı” olduğu için dikkat bu kısımda. Roman Kadın ayrımcılıktan yakınırken, GAVURa ayrımcılık yapıyor.
Kendisi gibi olmayana karşı ÖNYARGI sı var çünkü.
***
Toplum olarak bizde bolca Önyargı barındıran bir toplumuz. Bizden olmayana karşı olan önyargıları bırakıyorum bir tarafa. Çünkü günlerce konuşulabilir bu konu. Ama insanlık öyle bir hale geldi ki, yapacak hiçbir işimiz kalmamış gibi, sırf başkasının kıyafetini, saçını, kocasını, karısını, sevgilisini, düşüncelerini, dinini… eleştirip duruyoruz. Önyargılarımız o kadar kendini aştı ki, kimse birbirini dinlemiyor. Kendimizden başkasının düşüncesini, yaşamını, duygularını kabullenemiyoruz. Çünkü “BİZİM GİBİ” değil. Çünkü bizim hissettiğimiz gibi hissetmiyor o… Çünkü doğrusu “Bizim yaptığımız, düşüncemiz, hislerimiz”
***
Çocukken annemle hep kavga ederdim. O kadar inatçıydım ki, valla hiç yalan söyleyemeyeceğim, çok kötek yedim bu yüzden  7 yaşlarında inatçı bir kız çocuğu, neden olduğunu hatırlayamadığım bir konu üzerinde annem beni inatla kendi düşüncesine ikna etmeye çalışıyor. Susuyorum, çünkü egemen güç o, bu sefer susuyorum diye sinirleniyor, bastırmak yetmiyor, onaylatmak gerekiyor. En sonunda İSYAN çıkıyor bünyede haliyle, “yaptığım şeyin doğru olduğunu düşünüyorum”un çocukçası dökülüveriyor ağzımdan. O günlerden kalma, belki de doğuştan gelen bir özelliğim var. Her ne kadar annem buna Duran’lı inadı da dese, herkesin kendince bir tarzı var. Bu özelliğimden kaynaklansa gerek, seçim yapabileceğim, belki daha önemli seminerler olmasına karşın o gün Önyargı konusunu seçtim. Karşımızda ki 5 yaşında bir çocuk, bir Ermeni, bir Roman, bir erkek, bir kadın, , bir kızıl saçlı… olabilir. O öyle mutludur ya da tercih etme şansı yoktur. Onun doğrusu başkadır, bizim ki başka…
Herkes gibi benimde önyargılarım oluyor tabi, bazen kendimi tutamayıp “benim gibi” düşünmeyeni ayırdığım. Ama bunu engellemek için elimden gelen çabayı sarf ediyorum.
***
Haydi, bırakalım bir kenara, kim ne giymiş, ne yapmış, ne düşünmüşü… Sırf canlı olduğu için saygı gösterelim karşımızdakine… En azından çaba sarf edelim bunun için, sanki böylesi daha güzel olacak, herkes daha mutlu olacak, ne dersiniz?...