Gündemden düşmedik, Maşallah…

Nermin Kaya

Son iki haftada Bolu ulusal medyanın gündeminden düşmedi maşallah. 11 yaşında 8 aylık hamile çocuk, Belediyenin özel şirket tarafından çalıştırılan temizlik işçisinin feci ölümü, son olarak da hayvan barınağında yaşananlar. Sırasıyla yorumlayalım…

11 yaşında 8 aylık hamile çocukla ilgili haberleri sütunlarımızda paylaştık. Olayı ilk duyduğumda şok oldum haliyle birçok insan gibi. Sonra Cumhuriyet başsavcısına gittim durumla ilgili bilgi alabilmek için. Kızın yaşının 11 olmadığını, daha önce yaş tahsisi için dava açıldığını söyledi. Sonra Vali İbrahim Özçimen bir açıklama yaptı, çocuğun 11 yaşında değil, daha büyük olduğunu söyledi. İyide kaçtı yaşı o zaman? Sonra Bakan girdi devreye kızın 17 yaşında olduğunu söyledi. Özetle olay buydu, yazıldı, çizildi, eleştirildi, bitti. Gündem yerini başka konulara bıraktı.
Tamam hadi diyelim ki kız 17 yaşında, sizce de evlilik için bu yaş çok erken değil mi? Bu ülkede, sigara satın alabilmek, içki içebilmek, eğlence mekanlarına girebilmek, oy kullanabilmek vs. gibi tüm işlemlerinizi 18 yaşından küçükken yapamazken, aile izniyle evlilik yaşının 15 olması abesle iştigal değil mi? Eğer değilse, o zaman aile izniyle 15 yaşında ki bir kişi oy kullansın, ailesi izin veriyorsa sigara içsin, satın alsın… İçkili eğlence mekanlarında polis kontrolü yapılırken, bu yaşta olanlara kimlik değil veli izin dilekçesi sorulsun…
Bu hafta Bolu'yu üzen bir diğer konu ise Belediyenin özel bir şirket tarafından yaptırılan temizlik işlerinde çalışan işçinin çöp kamyonu temizlerken prese sıkışması sonucu ölümü… Ölüm her haliyle geride kalanlarına çok acı veriyor. Bunları haber olarak paylaşmak da emin olun çok zor. Ölen işçinin ailesine başsağlığı diliyorum. Bir iki cümlede bu ölümle ilgili bir şeyler yazmak istiyorum. Bildiğim kadarıyla, bu ölümde belediye hiçbir şekilde suçlanmayacak, çünkü özel şirket yaptırıyor işleri. Dava açılırsa özel şirkete açılacak. Doğal olanı da bu zaten. Ama, sadece Bolu için değil, tüm belediyelerde, hatta her hangi bir işyeri açılırken, çalışırken can güvenliği önlemleri ne kadar kontrol ediliyor. Çöp kamyonu madem böyle tehlikeli bir araç, neden çalışırken güvenlikli kıyafetler giyilmesi gerekmiyor. Eğer giyilmesi yasada ön görülüyorsa neden denetimi yapılmıyor. Belediyeler iş verdikleri firmalardan sadece paralarını alıp bir kenara çekilirken, ben sana bu ihaleyi verdim ama benim işçimin can güvenliği şartları neler, hangi ortamlarda, kaç saat çalışacaklar, sosyal hakları ne durumda diye soruyorlar mı?...
Daha öncede bir yazımda sormuştum, yineliyorum. Pardon biz sosyal bir devlette yaşıyorduk değil mi?
Son olarak hayvan barınağı…Bolu ölüm kampı başlıklı haberleri hepimiz içimiz ürpererek okuduk eminim. Baştan söyleyeyim, hayvan barınağına gitmedim, bundan sonrada hayvan severlere kapatıldığına göre gidemeyeceğim sanırım. Ama bu satıları yazmadan iki üç saat önce bir vatandaş gelip, İzzet Baysal Caddesinde yaralı bir köpek olduğunu söyledi. Bizde durumu takip etmek için oradaydık. Belediyeyi aradıklarını, görevlilerin bir saattir gelmediklerini belirten vatandaşlar kızgındı. Haber bize ulaştıktan beş dakika sonra belediyenin bir görevlisi geldi. Sanırım öğlen saatlerine geldiği için biraz gecikme yaşanmış, ama sonuçta yaralı köpek alındı. Evet, barınakla ilgili gördüğüm o ilk fotoğraflar çok kötüydü. Ölen hayvan lafını da duyunca çok kızmıştım belediyeye. Ama yaralı köpeği almaya gelen görevliden öğrendiğime göre köpek hastaymış, hatta tedavi için uğraşan veteriner haklarında çıkan haberler yüzünden göz yaşlarını tutamamış. Eeee ona da üzüldüm. Herkes kendince bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bence burada herkesin biraz sakinleşip, canlar için en iyi ne yapılabilir onu düşünmesi gerekiyor. Hayvan hakları derneklerinin birbirleriyle ve belediyelerle çatışmayı, aynı şekilde belediyenin de uzlaşmaya gitmesi hem kendileri için hem de her iki tarafından korumak istediğini söyledikleri hayvanlar için faydalı olacağını düşünüyorum.
Naçizane fikirlerim böyle…

***

Yazımın buradan sonrası annem için…
Annemin içindeki kötü his

Annem aradı az önce.
- Nasılsın kızım?
-İyiyim annem, sen nasılsın?
-…., Ne yapıyorsun?
-Anne çalışıyorum, bir şey yoksa sonra konuşalım.
- Yok kızım, sadece içimde bir sıkıntı var, sesini duyayım dedim. Çok çalış…
-Anne çalışıyorum zaten, merak etme iyiyim…

Diyeceksiniz ki bana ne annenle konuşmandan, haklısınız da… Zaten yazımı annem için yazıyorum. İsteyen buradan sonrasını okumayabilir.

Yukarıda yazdım, annem aradı. İçimde bir sıkıntı var dedi. O an o kadar meşguldüm ki dinleyemedim bile. Özür dilerim annem.
***
 Hayatı boyunca tırmalamış, hayatını çocuklarına adamış bir kadın. Hayatının en büyük ve tek değeri çocukları olan kadın… Bütün zorluklara iki çocuğu için katlanan çınarım… O benim annem… O benim her şeyim… Şiir de dediği gibi Huysuz ve Tatlı Kadınım…

Şuan içimden bağıra bağıra annemi özledim diye haykırmak, ağlamak geliyor. Sonra diyorum, çocuk musun, kendine gel Nermin….

Özlemek çok fena anne, anlamak seni daha da fena…

Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?”
Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi.
Bazen mutfakta dalıp giderdin yemek yaparken,
tahta kaşıkla tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…

Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da
“Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu?
“Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez,
anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.

Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye,
çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle.
Mutsuz değilim de anne,
yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.

Seni çok özlüyorum….
İclal aydın

Huysuz ve tatlı kadın müziği fonunda şiiri dinliyorum…
Annem için…

Yorumlar

yazmış olduğun yazıları cok beğeniyor , cok daha iyi yerlerde olacağını da hissediyorum çalışma hayatında sana başarılar diliyorum . senin yerinede annenin ellerinden öpeceğim başarı seninle olsun:)

Nihal Çetin