Bu ihmalkarlık değil de nedir?
İnsanın sevdiklerine zaman ayırmaması ihmalkarlıktan başka nedir ki?
Önce bir tanımına bakalım ne demekmiş:
İşlerine önem vermeyip onları gelişigüzel yapıveren veya daha sonraya bırakan, savsak, ihmalci.
Hadi o zaman birkaç da örnek inceleyelim ihmalkarlık nelere yol açıyor:
Örnek1: Hastanede ihmal öldürdü iddiası!
Antalya'da bir hastanede lösemi tedavisi gören ve omuriliğinden sıvı alındıktan sonra belden aşağısı felç olduğu iddia edilen 15 yaşındaki kız, hayatını kaybetti.
Örnek2: "Kardeşimi Savcının İhmali Öldürdü"
Zonguldak'ta erkek arkadaşı tarafından öldürülen Sibel Yılmaz'ın acılı abisi olaydan savcıyı sorumlu tuttu.
Örnek3: İhmal 1,5 yaşındaki çocuğu öldürdü
Yüksekten düşen, ancak ailesinin ''Bir şey olmaz'' diyerek hastaneye götürmediği 1,5 yaşındaki çocuk 4 gün sonra hayatını kaybetti.
Yukarıda verdiğim örnekler ihmalin yol açtığı birkaç ölüm haberi. Çağımızın en önemli bilgi edinme kaynağı Google'den de araştırabileceğiniz üzere ihmal ve ihmal zincirlerinin bedelini genelde hayatımızla ödüyoruz.
Bir doktorun, bir annenin, bir polisin ihmali insanın hayatına mal olabiliyor. Peki ya sevdiklerimizi ihmal etmemiz… Onları ihmal etmek, zaman ayırmamak, sevdiğini söylememek nelere mal olur…
Emin olun ki sonuç yine aynı oluyor, tek fark ise bedenen değil ruhen öldürmüş oluyoruz sevdiklerimizi.
Geçenlerde eski bir gazeteci tanıdığım geçmişte yaşadıklarını anlatırken, eskiden her şey ne kadar güzeldi, diye bir cümle dökülüverdi dudaklarımdan. Tamam daha çok uzun bir ömür yaşamış sayılmam ama, sizde fark etmiyor musunuz, her şey ne kadar hızla değişiyor ve çirkinleşiyor. Çocukluğumda, yani telefonlar ve bilgisayarlar hayatımızı esir almamışken, birbirimize daha fazla zaman ayırıyorduk. İmkanlar şu zamanda ki kadar bol olmamasına rağmen daha çok seviyorduk, özlüyorduk sanki birbirimizi.
Dokunma, sarılma, el öpme geleneklerimiz yerini facebooktan "dürtme" ye bıraktı. İki çift lafın belini kırıverelim geleneğimiz ise, telefonda iki cümle hal hatır sormaya…
Ben sevgiyi özledim galiba… Ama eskiden olduğu gibi sevdiklerimin yüzünü görmeyi, iki çift lafın belini, kırk yıl hatırı olan kahveyle kırmayı. Sarılmayı doya doya…
***
Mayıs ayı sonunda Türk Hava Kurumunun ücretsiz olarak verdiği Yamaç Paraşütü kursuna katılmıştım. Orada ki izlenimlerimi anlattığım bir haber metni hazırlamıştım o dönemde. Kurumun resmi yayın organlarından Uçantürk Dergisinin 530. sayısında "Havacılık bir aşktır" ismiyle yazdığım haber yayınlandı. Buradan haberimi yayınlayan Uçantürk ekibine tekrar teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca THK Yamaç Paraşüt Uçuş Okulu 2011/1 ekibine ve hocalarına da tekrar selamlarımı iletiyorum.
***
Yazımı birkaç gün önce yazmıştım. Son bir kez kontrol etmek için tekrar açtığımda eklemek istediğim birkaç şey olduğunu fark ettim. Yıllardır direnirim bir şeylere. Ne oldukları önemli değil aslında, kısaca yüreğimin sesini dinlemeye diyelim. Ama dün fark ettim ki yanlış yoldayım. Senelerdir boşa direniyorum beynime. Duygularla mantık eşit oranda olmalı diyenlere. "UMUT" değilmiş benim ihtiyacım olan, sadece kalbimi dinlemek değilmiş. Eh o zaman bize de meşhur bir atasözümüz vardır, anlayan anlamıştır sanırım, o düşer işte… "MANTIK"mış artık ihtiyacım olan… Yüreğimin sesini biraz susturmanın zamanı çoktan gelmiş aslında…Fark ettirenlere teşekkürlerimi borç bilirim… Tabi siz yinede "Umutlarınızı yitirmeyin" başkalarının umutlarını yitirmesine sebep olsanız da…
- SİYAH GİYEN ADAMLAR
- "Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan"
- BOLU'NUN ETKİLİ VE YETKİLİLERİ SESİMİ DUYSUN !!!
- "Dayanamıyorum"
- AKP… İfrat ve Tefrit…
- Küçük şehrin BÜYÜK sorunları
- Küçük şehrin BÜYÜK sorunları
- Açın başkanın önünü, o Bolu'yu yaşıyor…
- Hayat Bir Gün Olsa…
- Gündemden düşmedik, Maşallah…
- Yeni yılın ilk haftasından akıllarda kalanlar
- 5 yıldır Bolu'da ne değişti
- Önyargılarımıza yenik düşmeyelim
- Bakış açısı








