Üretim, üretim, üretim.
Bu günlerde ülkemiz tam anlamıyla seçim atmosferi içerisine gömülmüştür. Hemen hemen her TV kanalı kendilerine göre değerlendirmeler yapmakta ve parti genel başkanlarının konuşmalarını kendi seslerinden vermektedir. Maşallah hepsinde ne ses var ? bravo doğrusu. Hançereleri yırtılırcasına bağırıyorlar da bağırıyorlar.Dikkati çeken hususlardan birisi liderler kürsüyü tek başlarına kullanıyorlar.Sanki başka birisi ağzı laf yapan bir partili yokmuşçasına tek başına (one man show) işi götürüyorlar.Sonrada sizi ben seçtim ve de seçtirdim hadi bakalım oluyor.Milletvekili adayları neden kürsüye çıkıp konuşmazlar ? Demokrasi bu mudur ?Bu davranışı kınamamak mümkün değildir.İktidar partisinin Bolu'yu dışlamasını da içime sindiremediğimi belirtmeden geçemeyeceğim İkinci husus seçim konuşması seviyeleri üzülerek ifade etmek isterim ki son derece düşüktür. Yapılmış onca güzel işler dururken bunlardan bahsetmek yerine 60-70 yıl evvelki eski defterleri açmak, belden aşağısına inip günlerce kasetleri konuşmak kime ne sağlar ?Milletin derdi bunlar mıdır ? Ekonomik meseleler neden konuşulmaz ?
Cari açığın 70 milyar dolardan aşağıya çekilmesi nasıl olacak, ihracat 150 milyar dolarlara nasıl ulaştırılacak ?İthalat 2010 yılının sonunda 183 milyar dolara yükseldi , bu işin sonu ne olacak? Orta direğin belini nasıl doğrultacağız ?
Türkiye 2010 yılında rekor denecek bir büyüme oranı yakalamıştır. %8,9 olarak ifade edilen büyüme sonucunda elde edilen 736 milyar dolarlık
GSMH Türkiye'yi ancak 2008 seviyesine getirmiştir.2009 yılındaki küçülme henüz telafi edilebilmiş değildir. Türkiye'nin kurtuluşu ihracattadır.İhracat için üretim şarttır.Üretim seviyesini yükseltmedikçe Fakirlikten kurtulmamız mümkün değildir.Düşük döviz kuruyla cazip bir alan halini alan ithalat adım adım canımızı almaktadır.İşsizlik tahammül edilemeyecek sınırlara ulaşmıştır.Halen yaklaşık 8 milyon kişi işsizdir.Bunların önemli bir kısmı üniversite mezunu genç işsizdir.Okul yıllarından sonra hala bir iş bulamadığı için ana baba eline bakmak. Onların verecekleri harçlıkla hayatı sürdürmenin ne demek olduğunu ancak bilenler bilir. Devletin TÜİK rakamlarına göre işsizlik % 12 yani 3 milyon kişidir. Bu gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Böyle tutarsız açıklamalar sonuçta Devletin itibarını da erozyona uğratmaktadır.
Çılgın projeler yerine istihdam sağlayacak, katma değeri yüksek ihracat imkanı yaratacak alanlara yatırım yapılmalıdır. İyi ama kaynak nerede diyeceksiniz? Ya borçlanacaksınız yada yabancı sermayeden yararlanacaksınız. Mevcut tesisleri, bankaları yabancılara satmak marifet değildir. Hatta zararlıdır. Yapılması gereken yabancı sermayeyi yeni proje ve yatırımlara, ihracata yönlendirmektir. Kurtuluş buradadır.
Yukarıda sözünü ettiğimiz büyüme rakamlarıyla Türkiye dünyanın 16. Avrupa'nın da 6. büyük ekonomisi seviyesine erişmiştir. Bununla öğünelim ama Birleşmiş Milletlerin her yıl yayınladığı insan gibi yaşama kriterleri açısından 182 ülke arasında 94.sıradayız. Ferdin refah seviyesini yükseltemeyince ona iş ve daha çok aş verilemedikçe rakamlar kimsenin karnını doyurmaz. Bunların yolu da daha çok, kaliteli ve dünya pazarlarına satılabilecek mal ve hizmet üretmekten geçer. Üretimsiz hiçbir sorunu halledemeyeceğimizi kafamıza iyice yerleştirmeliyiz. Halen yürüttüğümüz sıcak para politikası ile bir yere varılamayacağını büyük iktisatçılar yazıyorlar. Hatta diyorlar ki bu borçları sizin çocuklarınız, torunlarınız ödeyecek. Kazanmadan geleceğinizi yemekte olduğunuzu unutmayın. Taşıma suyla değirmenin ne kadar döneceğini. Duvara ne zaman toslayacağımızı seçimden sonra görürüz.
Son olarak söylemek istediğim değerli hemşerilerimizin mutlaka ama mutlaka sandığa gitmeleri ve gönül verdiği parti hangisi ise oyunu kullanmalarıdır. Oylarını kullanırken iyi düşünsünler elimiz şöyle olaydı böyle olaydı, keşke böyle yapmasaydık etmeseydik demesinler. Seçimler memleketimize ve milletimize hayırlı olsun. Yarın yine yüz yüze bakacağımız gerçeğini de politikacılar unutmasınlar .
Hepinize mutlu günler dilerim.








