ENERJİ İHTİYACI II

Kazım Oksay

Ekonomik ve sosyal refah artışının göstergelerinden birisi de ülkede kişi başına düşen KWh bazında elektrik sarfiyatıdır.Türkiye üyesi bulunduğu OECD ülkeleri ile bu alanda karşılaştığında maalesef çok aşağı sıralardadır.

2011 yılında elektrik tüketimimiz bir önceki yıla göre %9 civarında artmıştır.Ülkemizin kalkınmasının yolunun sanayileşmeden geçtiği bellidir. Sanayi ihtiyacı olan enerji yeterli, kaliteli, çevreye uyumlu, kolay-ucuz ve devamlı olmaz ise rakiplerimizle nasıl rekabet edeceğiz. Unutulmasın ki üretim ancak enerji ile mümkündür.

2010 yılında enerji tüketimimiz 200 milyar KWh iken 2020’de ihtiyaç 400-500 KWh’a çıkacaktır. Alarm zilleri çalmaktadır. Uygulayacağımız politikanın tutarlı ve tavizsiz olma zarureti vardır.

Tüketmek zorunda olduğumuz elektriği nereden, nasıl elde edeceğiz? Elektrik kesintisi olmadan hayatımızı nasıl idame ettireceğiz? Önemli olan husus budur.

Enerji ihtiyacımız ile ilgili ilk yazımda da belirtiğim üzere kullanmakta olduğumuz elektriğin %32.15’i doğalgazdan elde edilmektedir. Doğalgazı ithal etmekte ve milyar dolarlar ödemekteyiz. Doğalgaz pahalı bir girdidir. En geniş doğalgaz rezervlerine sahip Rusya bile kullandığı elektriği doğalgaz santralleri kurarak değil, diğer kaynaklardan karşılamaktadır. Biz ise kurulmasının kolay olduğunu görerek bu santrallere ağırlık vermekteyiz. Bu işin sonu yoktur. Ancak karanlıkta kalacak ve elektrik kesintilerine de katlanacak halimiz de yoktur.
Çare nükleer enerjide ve yenilenebilir enerji kaynaklarındadır.

Nükleer Santraller : Yıllardır sözü edilen Mersin Akkuyu nükleer santralinin kurulması ile ilgili formaliteler tamamlanmaya çalışılmaktadır. Dünyanın pek çok ülkesinde kullanılan bu santrallere karşı olduğunu çeşitli STK’lar her ortamda ifade etmektedirler. Bu itirazlar hükümetimizce şüphesiz değerlendirilecektir. Ben şahsen kurulmasından yanayım.

Kömür Santralleri : Gerek ithal gerekse yerli kaynaklardan çıkarılan linyit kömürleri ile çalışan bu santrallere de STK’lar karşı çıkmaktadır. Çevreyi kirlettiği doğrudur. Çaresi kurulacak tesislerin bacasından çıkacak atıklara sahip çıkmak ve etrafı kirletmesine meydan bırakmamaktır. Bu kolay bir iş değildir. Ancak çözülemeyecek bir sorun da değildir. Yerli kaynaklarımızdan çıkardığımız ve çıkaracağımız kömürlerle elektrik üretimini gerçekleştirmek durumundayız. Yakın bir gelecekte Göynük’te kurulması planlanan bu yatırımın yöredeki istihdama önemli katkısı olacaktır. STK’ların yapması gereken çevrenin kirlenmemesi için yapılması öngörülen işleri iyice tetkik edip, inceleyip, inceletip, tesisin en modern şekilde kurulmasını takip etmek ve işin peşini bırakmamaktır. Yakın bir gelecekte Konya ilimizde keşfedilen yeni linyit yataklarının da kurularak tesislerde elektrik üretimine geçilmesi planlanmaktadır.

HES’ler : Su kaynaklarından elektrik elde edilmesi dünyanın hemen her yerinde başarı ile uygulanmaktadır. ABD-Çin-Rusya bu konuda en fazla bu kaynaktan yararlanan ülkelerdir. ABD’de Colombia nehrinde irili ufaklı 264 baraj olduğunu dikkate alırsak işin boyutu hayal edilebilir.

Türkiyemizde 2001 yılında çıkarılan 4628 sayılı yasa ile Devletin bundan böyle HES inşa etmeyeceği, bu yatırımların özel sektörce yapılması kararı alınmıştır. 2004 yılından bu yana pek çok HES’in devreye girdiğini, pek çoğunun da inşa aşamasında olduğunu görmekteyiz. Şu anda sularımızın yaklaşık 1/3’ünden gerektiği gibi yararlanabiliyoruz. Her yıl yaklaşık 10 milyar dolarlık su enerjisi alınmadan denize veya göllere akmaktadır. Bu savurganlığa mümkün olan hızla son vermeye mecburuz. Sn. Başbakanımızın “Su Akar Türk Yapar” sözünü gerçekleştirmek milli görevimizdir.

İlimizde de bazı ilçelerde HES inşaatlarının sürdüğünü gazetelerden okumaktayız. Bolu’da da bazı STK’ların HES’lere karşı çıktıklarını haber almaktayız. Benim kendilerine tavsiyem, karşı çıkmak yerine inşaatın her kademesinde ve işletme safhasında ÇED raporunda belirtilen hususlara uygun olarak faaliyet gösterip göstermediklerini denetlemek olmalıdır. Yanlış bir uygulamaları varsa bunları el birliği ile önlemek hepimizin görevi olmaladır. Bu raporların il çevre ve şehircilik müdürlüklerinde bulunduğunu bilmekte yarar var. Hatta kabul aşamasında bu raporlar il ve ilçe teşkilatlarında bir ay süre ile askıya çıkarılmıştır.

Dolayısıyla ilgililerin ve hemşehrilerimizin haberimiz yok diye bir iddiası geçerli değildir. Kurulması öngörülen tesislerin bir an önce tamamlanarak faaliyete geçmesine yardımcı olunmalı ve azami 49 yıl sonra devlete kalacak santrallerin gerçek sahiplerinin bizler olduğunu gözden uzak bulundurmamalıyız.
Nihayet bu yatırımların devlete ait arazilerde inşa edilen birer “Devlet Yatırımı” olduğunu unutmayalım. Özel sektör bu işin taşeronudur. Asıl sahibi millettir.

Tavuk Gübresi : Tavuk kümeslerinde oluşan gübrenin değerlendirilmesi amacıyla ilimizde de bazı çalışmalar yapıldığını memnuniyetle öğrenmiş bulunuyorum. Son derece isabetli bir iş yapılmaya çalışılmaktadır. Çevre açısından faydalarını her hemşehrimizin kabul edeceğine eminim. Kurulacak tesislerin belirli bir kapasitede olması bazı darboğazları ortaya koymakta ise de bunlar aşılmalıdır. Bu konudaki en önemli sorun gübrenin taşınması maliyetinin yüksekliği gibi görülmektedir. Bu bakımdan nakliye masrafını asgariye indirebilecek yerlerde bu tesislerin kurulması yararlı olacaktır.

Jeotermal Enerji: Türkiyenin bir deprem ülkesi olduğu malumlarıdır. Yer altından çıkarılacak 100°C ve üzerindeki sularla verimli bir tesis kurmak imkanı bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar olumlu bir sonuç verirse Seban ve civarında bir tesis kurulabilir. Bu da yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Özellikle Ege bölgesinde pek çok tesisin yapımı son aşamasına gelmiştir. Olumlu bir gelişmedir.

Güneş Enerjisi : Yenilenebilir enerji kaynaklarından birisi de güneşten elektrik elde etmektir. Bu konudaki uygulamalar bütün dünyada olduğu gibi bizde de geliştirilmektedir. Özellikle güneydoğu anadoluda kurulacak güneş panelleri tarlaları ile bu gerçekleşebilir. Umarım STK’lar bunlara karşı çıkmazlar.

Rüzgar Enerjisi : Rüzgarı bol yörelerimizde kurulmakta olan rüzgar gülleri ile elektrik elde edilmesi her geçen gün artmaktadır. Artması da lazımdır. Ancak bu güllere kuşlar çarpıyor iddiasından da asgari komik olmamak için vazgeçmeliyiz.

Hepimizin gündüzü ve gecesi aydınlık olsun.