YUMURTA ATAN ÖĞRENCİLER!..

Hüseyin Sarı

       Öğrencilerin yıllar sonra 12 Eylül’ün üzerlerine ektiği ölü toprağını atıp sokağa çıkmaları bazı çevrelerde kaygı, bazılarında da umut yarattı. Belli ki -yumurtalı ve ya yumurtasız- öğrenci protestoları özellikle iktidar çevrelerinde kaygı yaratmış olacak ki kendilerine yakın gruplar ile hemen dirsek temasına geçtiler.
       Onlarla önce YÖK başkanı görüştü sonra cumhurbaşkanı. Tabii bu arada ötekileşenlerin imdadına da CHP lideri yetişti. Görünen o ki dışlananlar da pazartesi, yani bu gün, Kılıçtaroğlu’yla görüşerek adına siyaset dediğimiz oyununa dâhil olacaklar.
       Bu ülkede siyaset yapanlar bilmelidir ki öğrenci, hangi kategoride olursa olsun toplumun en dinamik unsurlarıdır ve bu gerçek tarih boyunca da değişmemiştir. Onları önemsemeli ve her koşulda anlamaya çalışmalıyız.
       Tarihin kayıtlarına göre kültürümüzde ilk üniversiteyi kuranlar Karahanlılardır. Onların eğitim anlayışlarında öğrenciler bursluydu ve mesleki tercihlerinin durumuna göre burs alırlardı. Aynı zamanda yurtlarda kalan öğrencilerin bursları gümüşe endekslenmişti. Amaç onları enflasyona karşı korumaktı.
       Selçuklularda da durum farklı olmadı. Tabii aynı anlayış Osmanlıda da uygulanmış, “suhte” tabir edilen medrese öğrencileri yüksek disiplinli yurtlarda kalmış ve iaşeleri de devlet tarafından karşılanmıştır.
       Tarihimizin en önemli hadiselerinden biri olan "Suhte isyanları" Prof. Dr. Mustafa Akdağ'ın araştırmalarıyla gün yüzüne çıkmıştır. 16. yüzyılın ortalarında medrese öğrencileri önceleri 100-150'şer kişilik gruplar hâlinde dolaşarak cer, kurban, nezir adı ile yardım toplarlardı. 16. Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren sosyal ve ekonomik ortamın bozulmasıyla birlikte öğrenciler eşkıyalığa başladılar. Halkın mallarını yağmaladılar. Zenginlerin evlerini bastılar, çocuklarını kaçırıp onları istismar ettiler.
       Görüldüğü gibi bu olaylar dizilere ve dolaysıyla tartışmalara neden olan “muhteşem” lakaplı Kanuni Sultan Süleyman zamanında uç vermiş ve de devletin çözülmesinde derin izler bırakmıştır.
       Öğrenciler bu olaydan sonra bir daha durulmayacak ve siyasetin enstrümanlarından bir olarak tarihteki yerlerini alacak ama ipin ucu hiçbir zaman kendilerinde olmayacaktır.
       Onların Osmanlıdaki son başkaldırıları, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Ankara Hükümeti’nin Büyük Taarruz’a hazırlık yaptığı o sıcak günlerde ortaya çıktı. Bir gurup öğrenci 29 Mart 1922’de Rıza Tevfik’in “Fuzuli’nin Felsefi Mülahazaları” üzerine yaptığı konferansta “Fuzuli Türk değil, Acemdir.” iddiası üzerine kazan kaldırdı.
       Öğrenciler Ankara Hükümeti’ne sıcak bakmayan beş hocanın istifa edip üniversiteden çıkmayacaklarını ilan ettiler. İstedikleri sonucu alamayınca da başta Dârülfünûn Emini Müderris Besim Ömer (Akalın) Paşa olmak üzere, Reşat, (Şemsettin) Ali Kemal, Fuad Köprülü, Cenap Şehabettin ve Ali Reşat’ı çürük yumurta yağmuruna tuttular.
       Sonuçta öğrencilerin istekleri oldu ve kellesi istenen beş hoca üniversiteden ayrıldı. Bu başkaldırının öncülerine gelince:
       Reşat Şemsettin Sirer (1903-1953), 1923’te Dârülfünûn Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünden mezun olmuş ve 1946’da Recep Peker’in kabinesinde yaklaşık iki yıl Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır. 
       Peki, diğerleri? Onlarda Cumhuriyet’in kurumlaşması için önemli sorumluluklar üstlenerek ömürlerini tamamlamışlardır.
       Sonuç:
       Alman Filozof Fichte’nin 1807’de der ki “Eğer gençleri gerçekten seviyorsak, onları bizim bozulmuş muhitimizden ve havamızdan uzaklaştırmalıyız.” Fichte’nin bu haykırışını duyan siyasi erk gereğini yaptı ve 50 yıl sonra yepyeni bir Almanya’yı yaratacak gençlerin önünü açtı.
       Şimdi ben derim ki ey bu ülkeyi yönetenler; sizler Türkiye’ye bilim ve teknoloji üretiminde çağ mı atlattınız? 1850’lerden beri bu memleketin; Morse’larının, Marconi’lerinin ve Einstein’larının yetişmesine giden yolun sürekli önünü kestiniz. Onlar sizlerin gazabına uğramamak için yurt dışına gittiler ve yeteneklerini yaban ellerde sergilemek zorunda kaldılar. Lütfen artık gençlerin yaratıcılığını köreltmeyelim; onlar kendileri olsunlar, olsunlar ki otantik ve orijinal protesto şekillerini ve de potansiyel kişiliklerini kendileri keşfetsinler.