YOKLUKLAR İÇERİSİNDE ERMEK MARİFET DEĞİLDİR.

Hüseyin Sarı

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker'in "Dekolte giyene tecavüz sürpriz olmaz" nevinden sözleri toplumun değişik kesimlerinden tepki aldı. Kadına yönelik taciz olayları için ne demişti Sayın Çeker:
“Sorunun odağında kadın var. Sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmaz. Tahrikten sonra şikâyet etmen makul değil. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyen kadının da etkisi küçümsenemez” Yani mini etek giyenin tecavüze uğramasına adeta meşruiyet sağladı.
Hocanın sözlerinin din bağlamındaki değerlendirmesini yapmak elbette beni aşar. Çünkü ben ilahiyatçı değilim. Ancak bu ve benzeri türden sözlerin de yabancısı değilim. Geçmişte kadının giyim ve kuşamı ile ilgili olarak öğretmen adayı bir öğrencim; …” hocam size bir mektup gelse ve o mektup zarfa konup ağzı kapatılmamışsa onu herkes okur” değil mi? diye, sormuştu.
Soru karşısında ben de “sizler ne diyorsunuz?” kabilinden sınıfa bakmış ama istediğim tepkiyi alamamıştım. Onun üzerine sınıfa çocukluğumda büyükbabamın bizi eğitmek için anlattığı kıssalardan birini anlatmış ve… “Arkadaşlar bu ülkede tacize, tecavüze uğrayan sadece başı açık gezen veya mini giyen kadınlar değil ki…” diyerek, gazetelere haber olmuş, hayvandan çocuğa kadar yaşanmış birçok tecavüz olayı anlatmıştım.
Geçen akşam yukarıda adı geçen Sayın Profesörü dinlerken; okuma yazması olmayan ve de gençliğinin en güzel günlerini I. Dünya ve Kurtuluş Savaşı’nın değişik cephelerinde geçirmiş dedemin, anlattığı didaktik mahiyetteki hikâyelerden biri geldi aklıma. Sonrada konumuzla ilgili olduğu için onu yazmak dolaysıyla da sizlerle paylaşmak istedim bu hafta.
Sizlerde bilirsiniz ki kültürümüzde erenler ve ermişler kültü önemli bir yer tutar. Onların hayat öykülerinden alınan kesitler veya gösterdikleri hikmetler, irfan yoluyla eğitimde sıklıkla kullanılır. İşte bizim kıssamız da erenlere karışıp ermiş olan bakkal ile çobanının hikmetleri üstüne söylenmiş bir öykü.
… Hayatını sürülerinin peşinde dolaysıyla da dağda geçiren çoban kasabada bakkallık yapan arkadaşını ziyaret etmek ister. Bu arada sağdığı taze sütü mendiline koyar ve yola çıkar. Epeyce bir yol yürüdükten sonra arkadaşına kavuşur.
Kapıdan giren çoban selam-sabahtan sonra içinde süt bulunan mendili tezgâhın üzerindeki çengele asar. Durumu farkeden bakkal da mekânı ısıtan mangaldan aldığı bir kürek kömürü mendiline koyup tezgâhın üstündeki diğer çengele asar.
Oradan buradan konuşup hasret gideren iki arkadaşın sohbetini alış veriş için gelen bir kadın sesi böler. Kadın bakkalla bir yandan yarenlik ederken diğer yandan da ihtiyaçlarını görür, parasını öder ve dükkânı terk eder. Bu arada kadının sesi çobanı etkilemiş ve mendildeki süt tıp, tıp diye damlamaya başlamıştır. Bakkal, bu durum üzerine arkadaşının yüzüne uzun, uzun bakar ve der ki:
“Sevgili kardeşim, yokluklar içinde ermek marifet değildir. Marifet varlıklar içinde ermek ve de nefsi böyle bir ortamda terbiye etmektir. Güzel olan, bir başka deyişle olması gereken budur…” demiş.
Sevgili dostlar, sizce de öyle değil mi?