Yaşasın akşamcılar

Hüseyin Sarı

Son yıllarda, özellikle de müskirat konusunda, bazen açıktan bazen de ince ayar geliştirilen yasaklar manzumesi bazı çevreleri rahatsız eden bir vakadır. Ancak bu yasaklar toplumda içki tüketimini azaltmadı tam tersine arttırdı. Daha öncede yazdım; bu neviden işler yasaklarla becerilseydi bunu; “… Şarap içmek yasak. Tabii tütünde...” diye, ferman yazıp İstanbul sokaklarında tellal bağırtan IV. Murat becerirdi. Ama ”yasaklar delinmek içindir” deyip yasağı önce kendi deldi.

Her alanda olduğu gibi müskirat konusunda da Osmanlı ilginç bir laboratuardır. “Akşamcılar” kavramı da dilimize XVI. YY. girmiştir. Şeyhülislam Ebusuud Efendi’nin cuma namazı kılınan bir şehre gündüzleri içki girmesini yasaklayan fetvasından sonra İstanbul’a içki akşamları girmeye başladı. Bu yasak Müslümanlara da kapı araladı ve gece karanlığında içki içmenin adı “Akşamcılık” oldu.
Osmanlıda müskirat işleri hep inişli çıkışlı gitmiştir. İçen padişahlar olduğu gibi zerresini ağzına sürmeyenlerde vardır. İşin ilginç yanı içenler bazen içkiyi halka yasaklamış, içmeyenler ise çoğu kez etrafının zıkkımlanmasına hoş görüyle bakmışlardır. Ama her koşulda vergi almakta da bir beis görmemişlerdir. Özellikle hazinenin paraya ihtiyaç duyduğu dönemlerde yasaklar kaldırıldı. Çünkü içkiden alınan “Zecriye vergisi” devlet için önemliydi.
 

Fındıklı Mehmet Ağa bu durumu “Silahdar Tarihi” adlı eserinde şöyle açıklar:
 

… Hazine çok dardaydı. İçki yasağı kaldırıldı. Meyhanelere ve tütün içmeye izin verildi… Tütüne de ayrıca gümrük kondu…
 

Cumhuriyet Dönemi’nde de zihniyet pek değişmedi. Rahmetli İsmet İnönü’nün milli şefliğinin tavan yaptığı günlerden bir gün çevresindekiler; “Paşam, içki işine bir düzen verelim. Şu işe bir yasak koyalım” demişler. Paşa “Olmaz. Bırakın herkes istediği gibi yaşasın. Biz, içenin vergisinden içmeyenin sağlığından istifade edelim.”

Yıllar geçti ama özellikle işin vergi boyutu bağlamındaki yaklaşımlar hiç değişmedi. Hatta artarak devam etti ve AKP hükümeti döneminde kantarın topu iyice kaçtı.
 

Neden derseniz? Nedeni şu; cari, açık 80 milyar dolara çıktı. Bu açıkla yola gitmek mümkün değil. Hükümet ya borç alacak ya da vergi salacak. Vergi iki türlü salınır. Ya doğrudan ya da dolaylı. Yani ya sigarasını tüttüren veya akşamları çakır keyif olup keyiflenenlerden alacak. Ya da patronlardan. Hükümetin tercihi çok sevdiği için kucağından hiç indirmediği garip guraabadan yana oldu ve müskirat ile tütün fiyatlarını güncelledi.
 

Söz gelişi tütün içeren purolar, uçları açık purolar ve sigarilloların vergi oranları yüzde 30'dan yüzde 69'a, asgari maktu vergi tutarları ise 0,1325'ten 0,1450'ye çıkarıldı.
 

Alkol derecesi yüzde 80'den az olan etil alkol damıtım yoluyla elde edilen alkollü içkilerin 85,8 liradan 105,8 liraya, üzüm şarabı veya üzüm cibresinin damıtılması yoluyla elde edilen alkollü içeceklerin 71,5 liradan 87,95 liraya
çıkarıldı. Cin ile votka 57,2 liradan 70,35 liraya, alkol derecesi hacim itibariyle yüzde 45,4'ten fazla olanların 85,8 liradan 105,8 liraya, likörlerin 78,65 liradan 96,74 liraya, rakının 51,48 liradan 63,48 liraya, diğerlerinin de 85,8 liradan 105,8 liraya yükseltildi.
 

Burada zamların yani yeni adıyla fiyat güncellemelerinin rakamsal oranlarını sıralayacak değilim. Ancak global anlamda bir değerlendirme yapacak olursak; devletin topladığı vergilerin hemen hemen yarısı dolaylı vergi ve bununda ağırlıklı bölümü akşamcılar ile tütün içenlerin sırtında.
 

Nevi ne olursa olsun bilelim ki tüketim mallarına yapılan vergiler en adaletsiz vergiler. Çünkü bu vergilerin elde edilen gelirle ilgisi yok. Her kullanan ödüyor. Aynı parayı, aynı oranda hamal da ödüyor, milyarder de diyelim ve Ömer Hayyam’ın “çakır keyif” olmaktan haz duyanların hayat felsefesini yansıtan mısraları ile bitirelim bu haftaki yazımızı.
 

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?
Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?