ŞU DERSİM MESELESİ…

Hüseyin Sarı

Tunceli’nin eski adı Dersim’dir. Der kapı, simde gümüş demektir. Dolaysıyla Dersim gümüş ve türevlerine açılan kapı anlamında Farsça bir kelimedir. Yer isimlerinin Türkçeleştirilmesi bağlamında adı “Tunçeli” yani “tunç eli” olmuştur. Tunç; bakır, çinko ve kalay alaşımından elde edilen maden, “el”de eski Türklerde ülke anlamındadır.

Ahalisinin ağırlıklı bölümünü Zazaca konuşan Harezmşahlıların bakiyeleri oluşturur. Harezmşahlılar XI. yüzyılın sonlarına doğru Ortaasya’nın Amuderya Bölgesi’nde Türkçe konuşan yerel halkın kurduğu bir devlettir. Moğolların baskısıyla Anadolu’ya gelmişler. Anadolu Selçuklu Devleti ile mücadele etmiş ancak Yassıçemen Savaşı’nı kaybederek dağılmışlar ve zaman içinde değişik kültürler ile harman olup kimliklerini yitirmişlerdir.

Dersim bölgesi -özellikle Osmanlı döneminde- gerek mezhepsel, gerek yeraltı zenginlikleri dolayısıyla pek huzurlu olmadı. Yazık ki bölge aradığı huzuru günümüzde de bulamadı. Tabii Dersim Ayaklanması’nın gerçek nedenleri de hala anlaşılamadı. Anlaşılamazda…

Peki, neden anlaşılamaz? Anlaşılamaz. Çünkü herkesin gerçeği bilgisi kadardır da ondan anlaşılamaz. Kaldı ki o günün olaylarını o günün şartlarında anlamak ve ona göre çıkarımlar yapmakta, tarihin olmazsa olmazıdır.
Şimdi ben derim ki Dersim hadisesi artık günlük siyasetin malzemesi, bir başka deyişle de CHP’yi bölmenin, Alevi yurttaşları Atatürk sevgisinden uzaklaştırmanın manivelası oldu.

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ün söylediği sözlerin partisini karıştırması da bunun işareti olmalı. Eh.. CHP zaten bu kronik hastalığından kurtulmuş değil. Onun içinde atılan her taş beklenenden daha fazla ses getiriyor.

Ne demişti Sayın Aygün:
- Dersim katliamının sorumlusu devlettir.
- Katliamın yapıldığı tarihte tek parti iktidarı vardı, CHP iktidardı.
- Atatürk’ün bu olaydan haberdar olmaması imkânsızdır.

Dersim felaketinin bir “askeri operasyon olduğu” ise sır değil, herkesin bildiği tarihi bir gerçektir.

O yıllarda CHP’nin tek parti iktidarı olduğu da yeni bir “keşif” değil.

Atatürk ile ilgili satırlara gelince... İşte orada durmak gerekiyor.

Peki, neden gerekiyor? Gerekiyor çünkü Ata’nın hayatında Dersim ve de Alevi toplumu arasında gücünü yaşanmış olaylardan alan duygusal bağlar var. Ve ben bunlardan birinin altını çizerek yazımı noktalayacağım.

Erzurum Kongresi sonrası Mustafa Kemal Sivas’a geçecektir.

Sarayın emriyle Elazığ Valisi Galip Bey, (Bu zat rahmetli Turan Feyzioğlu’nun dayısıdır) Dersim’in en güçlü isimlerinden Haydar Ağa’yı çağırır. Ona yüklüce bir para verir. Görevi, Mustafa Kemal’i pusuya düşürmek ve öldürmektir.

Mustafa Kemal’in arabası “Kutu Deresi” mevkiinde Haydar Ağa ve silahlı adamları tarafından çevrilir.

Mustafa Kemal, vakur bakışlarla onları süzer ve “Kastınız beni öldürmek mi?” mealinde bir soru sorar.

Haydar Ağa, “Hayır paşam, bunu vermektir, mücadeleniz için lazım olur” diye yanıtlar ve Elazığ Valisi Galip Bey’den aldığı yüklüce parayı sunar.

Mustafa Kemal duygulanır. Teşekkür eder.

Ankara sürecinde Mustafa Kemal, Haydar Ağa’yı Ankara’ya davet eder ve Dersim Mebusu olmasını ister.

Haydar Ağa, teşekkür eder ama öneriye şöyle cevap verir:
“Biz buranın toprağına, dağına, çiçeğine, kuşuna alışmışız. Ankara’da yaşamam zor ama sana kardeşim Diyap’ı göndereyim. Kabul edersen, Dersim Mebusu o olsun.”

Ve böylece Diyap Ağa, Dersim Mebusu olur.

Atatürk, Diyap Ağa’ya daima özen ve ilgi gösterir. Diyap Ağa Sakarya Savaşı’nın sıkıntılı günlerinde Meclis’i Kayseri'ye taşıyalım diyenlere:
"Biz buraya, kaçmaya değil, ölmeye geldik" diyen adamdır.

Son söz, Olaylar sonlandırılması sırasında trajik olaylar yaşanır. Bu arada güvenilir biri Ata’ya “Paşam, sizin çok sevdikleriniz, yakın bulduklarınız idam ediliyor” diye, bir uyarı da bulunur. Atatürk idamlar durdurulsun emrini verir.

Ne yazık ki çok geç kalınmış ve bu arada sınıf arkadaşı Binbaşı Hasan Hayri Bey’de idam edilmiştir. Bu tarihte Başbakan Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı da Mareşal Fevzi Çakmak’tır.