SÖZÜN BİTTİĞİ YER…

Hüseyin Sarı

    Devlet bizim kültürümüzde her zaman önemsenmiş hatta kutsallık izafe edilmiş bir olgudur. Ordu da öyle… Ve bu bağlamda söylenmiş pek çok söz vardır. “İl gider töre kalır” anlayışı da bunlardan biridir. Yani devleti kuran siyasi güç gidebilir; önemli olan devleti kuran bilinçtir ve asıl korunması gereken de odur. Yeter ki o şuur kaybolmasın. Halk bilir ki “içimizden yeni şefler çıkar ve yeni bir coğrafyada yeni bir devlet yeniden kurulur.”
    Bu tespit bizim siyasi hafızamızın genel anlamda kilometre taşlarıdır. Ve bu anlayışta kurulan devlet genelde kurucusunun adını alır ve bu kurucu ailenin inancıda o devletin hukuk sistemini oluştururdu. Devletlerin kuruluşunun olmazsa olmazları arasında askeri güç ve servet ayrıcalıklı bir yer tutardı. Bu oluşumda hemen herkes askerdir ve “ordu-millet” anlayışı da bu gerçekten neşet etmiştir. Kaldı ki bu anlayış hemen bütün ortaçağın klasik devletleri için geçerlidir.
    Bu anlayış Cumhuriyetin kuruluşu sürecinde derin bir kırılma yaşadı ve ailenin yerini millet aldı. Ama orduya yönelik duygular AKP’nin iktidar olmasına kadar pek değişmedi. Allah için, kurumsal bağlamda orduda aydınlanmanın parametreleri ışığında değişimini eksiksiz yaptı.
    Peki, hataları olmadı mı? Elbette oldu ve şimdi onun bedelini ödüyor. Ödeyecekte. Çünkü bu günkü siyasi irade onun siyasete soyunması sonucu vücut bulmuştur. Öderken de bazen son derece traji-komik olaylar yaşanıyor.
    “Bunlar nelerdir?” derseniz, hemen söyleyeyim. Birincisi:
    Cumhuriyetin temel değerleri ve de M. Kemal Atatürk’le sorunu olan mihraklar son yıllarda TSK’ya sistemli bir psikolojik saldırı başlattılar. Filanca gazetedeki habere göre diye konuya girenler çok şey söyledi ve yazdı. Görünen o ki söylemler devam edecek. Tabii bu arada uçuk kaçık öneriler de geliyor. Örneğin Prof. Dr. Mümtazer Türköne TV kanallarından birinde şöyle diyordu:
    … Ordu lağvedilmeli ve yerine yeni bir ordu kurulmalı…
    Yani nasıl olur böyle bir şey, dercesine bakan moderatör’e tıpkı II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağını kaldırıp yerine, “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” yani “Muhammed’in Askerleri” ordusunu kurduğu gibi… Diyerek sözlerini tamamladı.
    Deveye, “boynun eğri” demişler o garibimde “nerem doğru ki” demiş ya Türköne’nin sözleri de aynen öyle.
    Peki, neden öyle? İki nedenden dolayı öyle. Birincisi “Yeniçeri Ocağı” adı üstünde bir birim. Yani Osmanlı ordusunun tamamı değil. İkincisi de klasik dönemde devşirmelerden oluşan yeniçerilerin sayısı 10 bin civarındadır. Bunlar genelde merkezde yani padişahın çevresinde yer alır ve zaferin meyvelerini toplardı. Kısaca Osmanlı ordusu yeniçerilerden ibaret olmayıp onlar 100 binlerle ifade edilen ordunun sadece bir kısmıydı. Kaldırıldıkları zamanda askerlikten gayrı her işle uğraşıyorlardı.
    İkincisi daha da trajedik. Sayın Cumhurbaşkanının “Güzel şeyler olacak” dediği günden buyana akla ziyan işler olmaya başladı. Bunların içinde en sıkıntı vereni de kanımca son günlerde Hatay Dörtyol’da yaşanan olaylar. Ve akabinde şehit edilen dört polisimizin Adana’da gerçekleştirilen cenaze merasimindeki ironik bir görüntü.
    Bilindiği üzere “Bağımsız” Türk yargısı, “Balyoz Davası” diye anılan davada bazıları eski kuvvet, bazıları eski ordu, bazıları ise halen ordu, kolordu komutanı pek çok general hakkında “tutuklama” kararı aldı. Adı geçen kişilerin görüldükleri yerde tutuklanıp götürülmesi gerekiyordu. Bunlardan biri de 6. Kolordu Komutanı Sayın Korgeneral Nejat Bek. Ama gelin görün ki, gördüğü yerde tutuklanması gereken kolluk kuvvetlerinin amiri konumundaki İçişleri Bakanı Sayın Atalay, aranan generallerden Sayın Bek yan yana bir kenti dolaşıyor ve ondan brifing alıyor. Sonra da gergin ve sıkıntılı bir sesle merasim alanındaki kürsüden sesleniyor:
          “Amanoslar’daki terörü bitirin lütfen… Bu Amanosları temizleyin diyorum. Ne yaparsanız yapın. Amanosları temizleyin"
    Ona cevap Abeydullah Kolcu isimli bir yurttaştan geliyor.
    "Dağda mücadele eden komutanları içeri atarak mı terörle mücadele edeceksiniz."
    Ve Kolcu polisler tarafından hemen enterne ediliyor…
İşte sözün bittiği yerde tam burası...