SON FİRAVUN HÜSNÜ MÜBAREK

Hüseyin Sarı

       Biz ifrat ile tefrit arasında gezinen bir toplum olduk. Tunus’tan sonra Mısır’da da başlayan başkaldırı bizde de gazetelere manşet oldu. Ve bu arada Hüsnü Mübarek’e “Son Firavun” yakıştırmasını yapıp manşete çıkan gazetelerin sayısı da arttı.
       Mısır’daki gelişmeler nasıl seyreder bilemem. Ama görünen o ki Mübarek için davullar “Kalk gidelim” havasını çalmaya başladılar. Bu da doğal. Neden derseniz Mübarek, Enver Sedat’ın katledilmesi sonucu iktidar oldu ve ABD’nin himayesinde bu günlere geldi. Mübarek firavun muydu değil midi bilemem. Dilerim ki gidişi Sedat’ınkine benzemez. Ama onun serüveninden çıkarılması gereken bir tarihi ders vardır ki o da şudur; kanla gelen kanlı gider.
       Bizim tarihimizde de öyle olmuş ve iktidarlar çoğu kez desise ve kan ile beslenmiştir. Bunun ağırlıklı bir biçimde zemin tuttuğu zaman dilimi de Kanuni Sultan Süleyman, onun oğlu II. Selim ve torunu III. Murat devridir. Yani XVI. yüz yıldır.
       Hüsnü Mübarek vakası dolaysıyla yazarçizer takımının ifrat ve tefrit yani en uç değerler üzerinde gezindiğine vurgu yaptık ya aynı söylemi “Muhteşem Yüzyıl” dizisine yönelik eleştirilerde de gördük. Hem de ün üst seviyeden gelen söylemlerde.
       Söz gelişi başbakan dedi ki “Ecdadımıza hakaret ediliyor” O böyle söyledi ya şıracı durur mu? O da “hayat alkol ve seksten ibaret değildir” diye, keramet buyurdu. Eyvallah. İyi söyledi hoş söyledi derken söz ustası Cem Yılmaz, kafaları karıştırdı ve dedi ki:
      “Seks yokta sen mitoz (bölünme) yoluyla mı çoğaldın?”   
       Bu bağlamda tartışmayı biz sözün sahiplerine bırakalım ve tartışılan tarihimizin en görkemli yüzyılından bazı kesitleri okuyucumuzun ilgi ve de bilgilerine sunalım.
       Kanuni, Yavuz Sultan Selim’in tek oğluydu ve iktidara gelişinde her şey yolunda gitti. 46 yıllık iktidarında Osmanlı toprakları 622 yıl süren siyasi yaşamında en geniş sınırlarına ulaştı.
       Kanuni, imparatorluğun sevk ve idaresinde -dönemine göre- oldukça ileri düzeyde hukuk devleti normlarına uygun yönetti. Büstünün Washington’da 32 kanun koyucu arasında bulunmasının nedeni de budur. Onun bu bağlamda öne çıkan bir başka özelliği de koyduğu yasaya önce kendinin uymasıdır.
       Döneminde devletin hemen her kurumu -olumlu veya olumsuz- tavan yapmış; haremin siyasete yön verme çabaları yanında devşirme (kul taifesi) ile Türkmen beylerinin iktidar mücadelesi had safhaya çıkmıştır.
       Kanuni’nin iktidarının uzun sürmesi, şehzadelerin değişik dedikodular sonucu yanlış anlaşılmalara veya baş kaldırmalarına neden olmuş; Şehzade Mustafa, Beyazıt ve Murat siyaseten katledilmiştir. Bunlardan Beyazıt’ın idamını para karşılığı İran şahı gerçekleştirmiş ayrıca bu şehzadenin oğulları da Trabzon’da boğdurulmuştur.
       Zaman için kardeş ve şehzade katli çığırından çıkmış, söz gelişi Kanuni’nin torunu III. Murat 9 kardeşini, onun oğlu III. Mehmet de 19 kardeşini boğdurtmuştur.
       Bu çılgınlığın önüne geçense I. Ahmet olmuştur. Onun koyduğu yasalar doğrultusunda kendisinden sonra ailenin en büyük erkek evladı tahta çıkmaya başlamış, Bu uygulamada iktidarın dinamizmini örselemiştir.
       Sonuç olarak ticari amaçlı üretilmiş bir dizinin sınırları içersinde kopartılan fırtına gösterdi ki eğim anlayışımız bizleri hem geçmişe hem de kısır döngüler içersinde kalmaya mahkûm ediyor. Onun içinde tek odaklı tartışmaların girdabında boğuluyoruz. Örneğin Kanuni’nin içki içme meselesi. Meraklıları için söyleyelim; Kanuni içmediği gibi içki içmeyi de yasaklamıştır. Ama bir gazelinde;
       “Rindler bezminde saki bir aceb nam eyledüm/ Mescidin kandilini meyhaneye cam eyledüm.” diye yazınca tarihe sığ bakan ve de “Divan Edebiyatı”nın ruhunu kavrayamayanlar Sultanı ayyaşlar listesine yazıvermişler.
        Şimdi diyeceksiniz ki peki, nedir bu dizelerin anlamı? Onu da söyleyip noktayı koyalım.
        “Saki, yani içki dağıtan, sen bana içki vermekte çekiniyorsun. Bu adama çok verdim. Daha vermeyeyim artık diyorsun ama sen beni tanımıyorsun. Ben rindler bezminde, yani ayyaşlar meclisinde namlı bir adamım. O kadar namlıyım ki, mescidin kandilini aldım meyhaneye götürdüm kadeh olarak kullandım…”