Şili halkı adına seviniyor, kendi adıma üzülüyor, ülkem adına kahroluyorum

Hüseyin Sarı

       Genelde saat 06'da kalkar ve CNN TÜRK'ÜN gazete haberlerini izlerim. Ama Çarşamba sabahı ülkemizin incir çekirdeğini doldurmayan çakma haberlerini izleme yerine Şilili 33 madencinin 69 gün sonra yerin 700 metre derinliğinden çıkarılışlarının startını izledim.
       Bu olağan üstü başarı her ne kadar –NASA başta olmak üzere- evrensel güçlerin desteği alınarak gerçekleşse de bu başarı yine de Şili hükümetinin insan hayatına verdiği değerin bir göstergesiydi.
       İlk çıkan Florencio Avalos Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera ile kucaklaştığında saat tam tamına 06 11 idi.
       İçimde insanlık adına mutluluk ama ülkem adına bir burukluk hissettim. Sonra hemen bu olaya ilgi duyup gereğini yapan görsel basını olanca dikkatimle izledim. Tabii bu arada hepimizin aklına gelen soru benim aklıma da düştü ve ister istemez kendi kendime sordum:
       Peki, biz Zonguldak'ta 17 Mayıs'ta meydana gelen ve 30 madencinin yaşamını yitirdiği faciada kaybolan “Dursun Kartal” ile “Engin Düzcük”'ün cesetlerini, aradan 150 gün geçmesine rağmen hâlâ neden çıkaramadık?
       Ben bunu düşünürken ekrana “Dursun Kartal”ın oğlu Engin'in sesli mesajı düştü.
       Şöyle diyordu üniversite öğrencisi Engin; “Şili halkı adına seviniyor, kendi adıma üzülüyor, ülkem adına kahroluyorum…”
       Bilindiği gibi Zonguldak'taki kaza 17 Mayıs'ta, Şili'deki kaza 5 Ağustos'ta meydana gelmişti. Bu konudaki eleştirilere yanıt Çalışma ve Soysal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer'den geldi:
       “Zonguldak'taki grizu patlaması, Şili'de ise göçük oldu. Şayet Zonguldak'ta da göçük meydana gelmiş olsaydı işçilerimizden hayatını kaybeden olmayacaktı ve sadece üç günde çıkarırdık.!”
       Bakan Dinçer, doğru bir şey söylemekle birlikte, eksik bir şey söylüyor. Şöyle demeliydi: “Bizim sığınma odası olan madenlerimizde böyle bir kaza olsaydı, işçiler kurtulabilirdi.”
       Elbette kurtarabilirdi ama belli ki Sayın Bakan'ın Şili'de işçilerin hayatını kurtaranın -kurtarma operasyonu yapılana kadar- kendilerinin hayatlarını sürdürebildikleri bir “sığınma odasının” varlığından haberi yok.