Seçim yolunda “Cennet ve cehennem”

Hüseyin Sarı

     Seçim kampanyaları demokratik yaşamın bayramıdır. Herkes bilir ki demokrasi; özgürlüklerin güvencesi ve de insan onuruna yakışan bir hayat tarzının ana sigortasıdır. Demokrasiyi soluyan herkes bilir ki insanlığın evrimi ancak bireylerin kendini rahat hissettiği ortamlarda ivme kazanır. Bu türden toplumların demokrasiyi ne kadar özümsediklerinin değişik göstergeleri vardır. Ama bunlar içersinde en önemlisi muhalefetin etkin varlığıdır. Zira iktidar her rejimin olmazsa olmazıdır.

     Demokrasiyi benimseyen toplumların bir başka özelliği de eleştirme ve eleştiriye tahammül etme erdemliliğidir. Yazık ki eskilerin tabiriyle seçim sath-ı mailine girdiğimiz şu günlerde her şey gibi siyasetin üslubu da dibe vurdu. Bu arada vatandaşlarda boş durmuyor ve gelişen olaylara bakarak fıkraydı anekdottu derken işe kıyısından köşesinden müdahil oluyor ve ürününü de internet ortamında pazara sürüyor. İşte bu hafta adresimize gelen bu tür maillerden birini – noktasına virgülüne dokunmadan- sizlerle paylaşmak istedim.

     (Allah geçinden versin) “Tayyip ERDOĞAN kaza geçirir ve vefat eder”.

     Cennette Cebrail tarafından karşılanır, Cebrail ona der ki:

     Hoş geldiniz! Ufak bir sorunu halletmemiz gerek… Burada nadir olarak başbakan görüyoruz ve sizlere ne yapacağımız kesin değil. Büyük patron sizin konumunuzdaki kişilerin bir gün cennette bir gün cehennemde vakit geçirmesini istiyor. Daha sonra sonsuza kadar kalacağın yeri sen seçeceksin. 

     Fakat ben kararımı verdim cennette kalmak istiyorum.

     Üzgünüm kurallarımız kesindir.

     Cebrail Tayyibi önce cehenneme götürür.

     Cehennemin kapısı açıldığında, içeride yemyeşil mükemmel bir golf sahası görür, bulutsuz bir havada güneş parlamaktadır ve hava 25 derece sıcaklıktadır. Uzakta golf sahasının muhteşem binası görünmektedir. Binanın önünde Fethullah Hoca, Adnan Menderes, Turgut Özal durmaktadır:

     Sağın büyük isimlerinin çoğu buradadır.

     Bütün bu iyi insanlar mutlu, sevinçli bir yüzle ve iyi giyimleriyle (Versace, Armani vs. …) eğlenmektedirler. Tayyibi karşılamaya koşarlar, onu öperler ve geçmişteki homervari olaylarını anlatmaya başlarlar ( Ha! Ha! ) Dostane bir golf partisi yaparlar. Şeytan buzlu içecekler ikram eder. Tayyip al iç, seni rahatlatır bu buzlu margarita derler… 

     Ya ben, içmemek için yemin ettim.

     Çocuğum, burası cehennem iç rahatla. Burada sakınmadan her şeyi yiyebilir, içebilirsin. Bundan sonra her şey daha iyiye gidecek!..

     Tayyip içkisini içer ve daha sonra şeytanı daha sempatik bulmaya başlar. Şeytan çok naziktir, hoş fıkralar anlatıp iyi şakalar yapmaktadır.

     O kadar iyi eğlenir ki zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmaz. 

     Nihayet cehennemden gitme zamanı gelir. Bütün arkadaşları elini sıkar daha sonra asansöre biner ve göğe çıkar…

     Cebrail çıkışta beklemektedir.

     Şimdi göğün güzelliğini görme zamanı geldi 24 saatliğine cennete gidiyorsun der.

     24 saat boyunca; Tayyip, Aziz Nesin’le, Nazım Hikmet’le, ATATÜRK’le ve diğer ülkelerin büyük şair ve yazarlarıyla karşılaşır. Bu arkadaş canlısı iyi insanlar paradan çok önemli konulardan bahsetmekteler ve Tayyib’e büyük tevazu göstermektedirler.

     Tek bir kötü laf ( ananı da alda git vs.vs.) veya eşek şakası yapmazlar; yemek bir kulüp binasında değil ama normal bir restoranda yenir. Bunların hiç biri zengin insan olmadıklarından dünyada gördüğü insanlardan hiç birine rastlanmaz, Cennettekilerde onun dünya değerinin farkında değillerdir. 

     En kötüsü! İsa hippi giyimli olarak, bir soytarı gibi sadece “sonsuz barış”tan bahsetmektedir ve bilinen değişleri tekrarlamaktadır:

     “Tapınak satıcılarını kovmak gerek, benim kraliyetime girmek deveyi bir iğne deliğinden geçirmekten daha zordur vs. vs…”
Gün biter ve Cebrail gelir…

     Evet, Tayyip şimdi karar vermek zorundasın.

     Tayyip 1 dakika düşünür ve cevap verir:

     Güzel, hiç böyle bir karar vereceğimi sanmıyordum.

     Hıııı!.. Cennet enteresan ama ben yinede kendimi arkadaşlarımla cehennemde daha rahat hissedeceğim der.
Cebrail ona asansöre kadar eşlik eder ve cehenneme inen asansöre bindirir.

     Cehennemin kapıları açıldığında, kendisini yanmış kıraç bir ovanın ortasında, vidanjörlerin boşattığı ve endüstriyel atıkların bulunduğu bir alanda bulur.

     Arkadaşlarını gördüğünde ise dumura uğrar, hepsi zincirli, prangalı, kara torbalara koymak üzere çöpleri toplamaktadırlar.
Acıdan inlemekteler, başlarına gelenlerden şikâyet etmektedirler, elleri ve yüzleri kirden simsiyahtır.

     Şeytan gelir,

     Kolunu Tayyip’in omzuna dolar ve şok içinde olan Tayyip mırıldanır:

     “Anlamıyorum dün geldiğimde burada bir golf sahası ve kulüp evi vardı. Istakoz ve havyar yedik, içip içip sarhoş olduk. Tavşanlar gibi sıçrayıp oynayıp deliler gibi eğlenmiştik… Şimdiyse, pislikle dolu bir çöp görüyorum. Ve her şey sefil bir halde görünüyor..”

     Şeytan ona bakar, gülümser ve kulağına der ki: DÜN SEÇİM KAMPANYASI VARDI; BUGÜN İSE SEN BİZE OY VERDİN !.. 26 03 2009

     Sevgili dostlar; bu yazı, 26 03 2009 tarihinde yapılan yerel seçimler vesilesiyle yazıldı. Şimdi diyeceksiniz ki peki neden bu tekrar? Biliyorsunuz gelecek hafta bu gün ülke yeni bir iktidarla güne başlayacak. Bu demektir ki bir hafta daha vitesten atmış araba gibi doludizgin giden liderlerin salvolarını dinleyeceğiz, İstedim ki dinlerken ve de oyumuzu kullanırken fıkra kulağımızda küpe gibi sallansın.