SAHTEKARLARLIĞIN SONU GELMZSE

Hüseyin Sarı

AKPyi ve Fetullah Cemaatini bitirme planı dolaysıyla başlayan tartışmalar yirmi gündür durulmadı ama henüz bir sonuca da ulaşmadı. Ortalık sahte belge ve de sahtekârdan geçilmiyor. Belgeyi kim üretmiş, Kim sızdırmış, orijinali yokmuş, fotokopiymiş vs, vs, vs Görünen o ki bu oyun böyle sürüp gidecek. Çünkü birileri öyle istiyor. Gözümüz hep cambazda olsun ki cebimiz rahat boşatılsın. Tabii bu arada ülkenin asıl sorunlarının da üstü örtülsün.Bilmem gözünüze çarptı mı Başbakan Arnavutluka resmi bir ziyaret yapıyor oradan AB bağlamında temasları olacak ve bu arada bazı yabancı gazeteciler ile bir yemek yiyecek. Hareketinden önce basın mensuplarına bilgi veriyor ve onların sorularını alıyor. Ama sorulan bütün sorular Albay Çiçekin ürettiği iddia edilen belge ile ilgili. Yazık. Yazık ki yazık. Şimdi diyeceksin ki demokrasiye yönelmenin ötesinde orduyu gözden düşürmeye matuf bu ve benzeri olayları görmezden mi gelelim Asla.Peki sivil otorite ile askerin arasına nifak sokmak isteyen düzenbazları göz ardı mı edelim Hâşâ. Tam tersine fırsat bu fırsat deyip üstüne gidelim bu şer odaklarının. Ben şahsen çok istiyorum bu işleri kotaran düzenbazların açığa çıkmasını. Çünkü geçmişte bende yaşadım düzmece evraklar ile benzeri mağduriyetleri.Merak ettiğinizi zannetmiyorum ama ben yine de anlatacağım. İlk duyduğumda çok üzülmüş, üzülmenin ötesinde öyle utanmıştım ki ömrümden ömür gitmiş sanki dünya başıma yıkılmıştı.Bilsinler diye sadece çocuklarıma eve eşime anlatmıştım.1980 yılının başıydı. Bolu Eğitim Enstitüsünde yönetici olarak çalışıyordum. Tayinim çıktı. Demirelin azınlık hükümeti iş başındaydı. Sonra Ankarada oturan ve de iktidara yakın bir dostum ziyaretime geldi. Ben biliyorum senin konumunu üzülme, hallederiz falan türünden laflar etti.Aradan zaman geçti ve beni aradı. Söylediği cümle hala hafızamda bütün canlılığı ile durur. Dediği şuydu: Hüseyinciğim dosyandaki tayin gerekçeni görünce arkadaşımın yanında yerin dibine geçtimSordum söylemedi ama ben o gerekçenin ne olduğunu hep merak ettim. Merakımı on yıl sonra Bolu Emniyet Müdürlüğünün silah ruhsatı şubesinde görevli Yücel (Bey) isimli bir polis memuru sehven söyledi. Söylediğinin özeti şuydu:Ben 1979 yılında Gerede Kaymakamlığının evini bombalayan bir hücrenin eylemini planlamışımYukarıda söylediğim gibi dünya başıma yıkıldı. Ben hayatım da legal veya illegal hiçbir kuruluşun üyesi olmadığım gibi O gün itibarıyla da Geredeye hiç gitmemiştim. Şuurumu kaybettim ve ileri geri söylenince yanıma Şube Müdürü baş komiser Remzi Bey geldi. Odasına aldı. Çay söyledi gönlümü almaya çalıştı ve özetle bana dedi ki. Hocam biz dosyadan bunu çıkartırız. Zaten savcılıkta takipsizlik kararı vermiş. Bunlar bizde olağan şeyler. Zaman zaman bizlere bile yaparlar. Üzülme! Önümüzdeki hafta gel ruhsatını alO gün telaffuz bile etmeye utandığım olayı şimdi kayda geçiyorum. Neden mi Eşekten düşenin halinden en iyi eşekten düşen anlar da ondan.Bu tatsız olayı yine de tatlı bitirelim, diyor ve burada sözü temele bırakıyorum. Fadime yatmış ama uyuyamıyor. Kocasına ünlemiş Uy! Temel hadi gel yatalım artık. Temel yatmış yatmasına ama daha ağzını açmadan bir fare yatağın üzerinden geçip gitmiş. Temel fırlamış ve almış eline piştovu başlamış farenin arkasından ateş etmeye. Beklemekten sabrı taşan Fadime kızgın bir edayla seslenmiş Temele Temel giden gitti. O seni duymaz. Gel yat biz işimize bakalım.Temel karısının yüzüne bakmış bakmış ve demiş ki Ula Fadime benim zorum gidenle değil. Tedbirim gelecek olanlara.Şimdi ben diyorum ki adına ister sahte, isterseniz çakma deyin artık bu türden belge üretenler bilelim ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel felsefesini yozlaştırmayı görev edinmiş gafillerdir. Bulunup cezalandırılmaları emin olun ki her namuslu yurttaşı sevindireceği gibi gelecekte bu işlere heveslenecek olanlar için de caydırıcı olacaklıktır.