OSMANLININ AYAK SESLERİ

Hüseyin Sarı

     Son hafta “Şike” soruşturması nedeniyle futbol dünyası, “Deniz Feneri” soruşturması nedeniyle de buharlaştırılan 36 milyon Eura’dan pay alanların dünyasında yaşanan panik, kamuoyunda gündem yarattı. Ve de bu vesileyle gördük ki hak, hukuk, gizlilik ihlalleri ile ayaklar altına alındı. Tabii bu arada özellikle servis edilen birçok kirletilmiş bilginin de fos çıktığı görüldü. Ama basın tınmadı. Hatta tınmama bir yana sızdırılan çakma bilgilerin üzerine balıklama atladı.

     Dileğimiz odur ki kamuoyunun gündemimde yer bulan ve de heyecan yaratan bu soruşturmaların kaderi “Ergenekon Davası”nınkine benzemez. Benzemez de iddialar kısa sürede sonlanır ve işin özü ortaya çıkar.

     Şimdi gelelim Osmanlının ayak seslerine.

     Çok kişi farkında değil ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti her geçen gün hem ekonomide, üretimde ve siyasi arenada -tıpkı kartopunun çığa dönüşmesi gibi- hızla gelişiyor ve de dönüşüyor. Ve bu süreç bizi ister istemez, Cumhuriyet kapısından girerken zorunlu nedenlerden dolayı dışarıda bıraktığımız ata mirasına doğru sürüklüyor. Görünen o ki devlette bu süreci dikkatle yönetirken hükümette gereken müdahaleleri anında yapıyor. Söz gelişi geçen hafta Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, Libya’daki muhalif gurupların karargâhına yaptığı ziyaret ve yapılan 200 milyon dolarlık yardım bu anlayışın gereği atılmış doğru adımlardan sadece biriydi.

     Burada duralım ve birçok kişinin aklından geçirdiği soruyu sizin adınıza biz de soralım:

     Ne oluyoruz? Osmanlının ayak sesleri ne demek?

     Yani hilafet geri mi gelecek?

     Padişahlık dönemine geri mi döneceğiz?

     Hukuk normlarımız yeniden şer’i hükümlere göre mi düzenleyeceğiz?

     Elbette hiç biri olmayacak. Tarihin öğrencisi olanlar bilirler; Kaldı ki tarihin nehrinde iki defa yıkanılmaz. Onlar yine bilirler ki ne zamanın çarklarını geçmişe götürebilir ne de geçmişi günümüze taşıyabilirler.

     Öyleyse ne olacak? Olacak olan şu:

     Cumhuriyetimiz güçlendikçe nüfuz alanı da genişleyecek. Osmanlıya hayat vermiş Anadolu’da Osmanlının hükümran olduğu coğrafyalarda emperyalizmin kucağına düşmüş toplulukların umut kapısı ve siyaset bağlamında kâbesi olacak. 

     Peki, nasıl olacak bu iş? 

     Elbette birinci sınıf devlet olmayı becerip adalet dağıtmaya başladığımızda… Biliyoruz ki geçmişte Roma’nın ve Osmanlının oynadığı rolü şimdilerde ABD oynamaya çalışıyor. Ve bu işi de ekonomiyle oynayarak yapıyor. Onu da nalıncı keseri gibi sürekli kendine yonttuğundan her yerde işi ağzına yüzüne bulaştırıyor. Biz evrensel bağlamda güç olmanın “adalet” dağıtmaktan geçtiğini bilenlerdeniz. Bunun yanına ekonomiyi koymanın da şart olduğunu sonunda öğrendik. Ancak küçük bir sorunumuz var. O da adaleti kendi toplumumuzda henüz sağlayamamış olmamızdır. 

     Peki. Ondan nasıl kurtulacağız? Tabii ki ileri demokrasiden(!) normal demokrasiye geçtiğimiz zaman.

     İlgilenenlerin ilgisine ve de bilgisine özenle sunulur.