OKULLAR AÇILIRKEN ÖĞRETMENİME MEKTUP

Hüseyin Sarı

Okullar her zaman olduğu gibi sancılı açıldı. Ve de görünen o ki eğitimimizde sancılar kolay kolay bitmeyecek. Hatta bitmek bir yana artarak sürecek gibi görünüyor. Görünüyor. Çünkü şimdiye kadar kıyısından köşesinden tırtıklanarak içi boşaltılan Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile ona hayat veren Atatürk İlkeleri bundan böyle daha bir özenle AKP’nin kuruluş amacıyla örtüşür hale getirilecektir.
Bunu nerden çıkartıyorsun? Derseniz, biz de MEB’nın başına getirilen Sayın Ömer Dinçer’in geçmişinden, deriz. Zira bu zat-ı muhteremin düşünceleri köşemize birkaç defa konuk olmuş ve bizde de 08 05 2006’da kaleme aldığımız; “Bir başka olur siyasilerin tiyatrosu” başlıklı yazımıza onun için şöyle bir not düşmüşüz:
… Perde açılır. Arka planda Müsteşar Ömer Dinçer’in sülieti görülür. Bu arada Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin, Dinçer için "şeyhülislam" dediği gerekçesiyle 4 bin YTL tazminat ödemeye mahkûm edilen emekli Tümgeneral Osman Özbek hakkındaki kararın oybirliğiyle bozduğu okunur. Kararda "Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerine aykırı görüşler açıklayanların eleştirilere katlanmaları gerekir…” görüşünün altı özenle çizilmiştir.
Daha önce de YÖK tarafından, başkasına ait bilimsel eserden aşırmalar yaptığı için, öğretim üyeliği statüsüne son verilen müsteşara hükümetten şimdilik “Ya sabır” madalyası verilir.
Tam bu sırada solonun ön sıralarında oturan 21 yaşındaki bir çocuk annesine dönerek:
“Yargıtay’ın bu kararından sonra zannederim Ömer amcanın müsteşarlığı da sona erecek. Devam etmesi etik olmadığı gibi AKP’ye de zarar verecektir.” der.
Ama öyle olmadı. Zaman içersinde AKP büyüdü ve oy oranını arttırdı. Tabii müsteşarda parti içindeki prestijini… Sayın Ömer Dinçer önce milletvekili oldu sonra da bakan. Ve şimdilerde de Milli Eğitim Bakanı.
Sayın Erdoğan’ın özenle koruyup kolladığı Ömer Dinçer’in, kendine göre ilginç düşünceleri var. Bunlardan biri de şudur;
… Cumhuriyet ve ilkeleri artık ömrünü tamamladı. Problemlerimizi çözmek istiyorsak İslami bir devlet modeline geçmeliyiz…
Evet, bir konferansında böyle diyor Sayın Dinçer. Biz de bu sözleri 30 04 2007’de köşemize taşımış ve şunları yazmışız:
"İslami Devlet" kavramı içi boş bir ütopyadır. Dün de bugün de İslam coğrafyasında kurulan ve de referansı İslam olan her devletin kendi zaman koşullarında geliştirdiği bir felsefesi ve kurumları olmuştur… Eğer İslamî devletten kastedilen çoban-sürü ilişkisine dayandırılan modelse herkes bilsin ki bu kültürün özünde böyle bir anlayış artık maya tutmaz… Kaldı ki İslam’da devlet öz değil kabuktur.
Yukarıda da belirttiğim gibi okullar açıldı ve binlerce veli çocuğunun öğretmeninden bir şeyler bekliyor. Onların neler beklediğini elbette bilemeyiz. Ama ABD'nin ünlü başkanlarından Abraham Lincoln, okula gönderdiği çocuğunun öğretmeninden neler beklediğini biliyoruz.
Merak mı ettiniz? İşte onun beklentilerini içeren ünlü mektubundan bazı satırbaşları:

ÖĞRET ONA

Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona,
Kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu
Eğer yapabilirsen,
Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona,
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını...
Eğer yapabilirsen,
Ona kitapların mucizesini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı,
Gökyüzündeki kuşların,
Güneşin altındaki arıların,
Ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği...
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerini inanmasını öğret,
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi...
Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
Fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini,
Ve sadece iyi olanları almasını da öğret...
Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona,
Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret.
İşte böyle diyor Lincoln. Biz de bir kez daha bu satırları yazıyor ve öğretmenlerimizden rica ediyoruz; çocuklarımıza gücünün yettiği yüreğinin kaldırdığı oranda bir de sen anlat bu güzellikleri anlat…