MEVSİMLİK İŞÇİ ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER

Hüseyin Sarı

Cuma günü okullar tatil oldu çocuklarımız karne aldı. Bu arada ücretli öğretmen statüsünde çalışan öğretmenlerimizde öğrenci ve meslektaşları ile vedalaşarak okullarından ayrıldılar. Ancak onların vedası her zamanki gibi hem buruk hem de sıkıntılı oldu.
Neden derseniz Nedenini bilenler bilir. Ama bilmeyenler için konuyu ücretli öğretmenlik yapan öğrencilerimden birinin mektubu zannederim açık seçik anlatacaktır..
Mektup aynen şöyle:
Üniversiteyi kazandığımı öğrendiğim gün, hayatımın en mutlu günüydü. Nasıl sevinmiş hayata dair güzel umutlar beslemiştim içimde. Sevdiğim yapabileceğime inandığım bir bölümü okuyacaktım. Elimde üniversite diplomam, bir işim kariyerim toplum içinde saygınlığım ve her şeyden önemlisi kendime güvenim olacaktı. Öyle ya kolay mıydı üniversiteyi kazanmak zoru başarmıştım, haklı olarak karşılığında güzel şeyler bekliyordum hayattan.
İşte bu umutlarla tercih etmiştim bu kutsal mesleği. Ama umut etiklerimle karşımda duran ve mezun olduktan sonra yaşadığım gerçekler maalesef hiç benzer değildi. Hatta hayal ettiklerimin hiçbirisine sahip olamadım, mezuniyetimin üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen. Elbette bu beş yılı boş geçirmedim. KPSS engelini aşıp, kadrolu öğretmen olamamış olsam da sırf bir öğretmen olduğumu hissetmek, sınıfın tozlu havasını solumak ve faydalı olabilmek adına, devletin beni kadrolu olarak layık görüp atamadığı bir okulunda ücretli öğretmenlik yapmaya başladım.
Yaklaşık dört yıldır bu devlet okulunda ücretli öğretmenlik yapmaya devam ediyorum. Dersime girip nöbetimi tutuyor, idarenin bana verdiği her işi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyorum. Pratikte yaptığım işin kadrolu bir öğretmenden hiçbir farkı yok. Ama bu onlarla aramızda hiçbir fark olmadığı anlamına da gelmiyor tabi ki. Ücretli bir öğretmen olarak ben onların üçte bir maaşına çalışıyorum. Aslında bir maaşımızın olduğunu söylemekte pek doğru olmaz sanırım. Adı üstünde ücretli öğretmenlik, biz girdiğimiz ders saati üzerinden aylık ücretler alıyoruz. Yani yaptığımız işin karşılığında aldığımız sabit bir rakam yok. Çünkü resmi tatiller de dâhil hastalık vs gibi mazeretlerle giremediğimiz her saat ücretimizden kesiliyor ve herkesinde bildiği gibi bayramları resmi tatilleri bol bir ülke de yaşadığımız için, nerdeyse hiçbir ay tam ücret alamıyoruz. Yılsonu gelip çattığında karneleri dağıttığımız gün tıpkı mevsimlik işçiler gibi okulla ilişkimiz kesiliyor ve bir sonraki yıla iş bulup bulamayacağımızı maalesef kestiremiyoruz. Üç ay yaz tatilini kafalarda kocaman soru işaretleriyle, parasız pulsuz, hepsinden kötüsü gelecek kaygısıyla geçirmeye çalışıyoruz.
İşin maddi boyutuyla ilgili daha pek çok sıkıntı var tabii. Ama okulda ücretli öğretmen yaftasıyla anılmanın getirdiği bir sürüde psikolojik sorunlar var maalesef. Hepsinden önemlisi de işini çocuklarını mesleğini sahiplenememek. Hal böyle olunca da geleceğe dair plan program yapamamak, kendine olan inancını ve sonrasında da güvenini kaybetmek.
Bunlar aklıma ilk gelen ve en belirgin sorunlar. Ama ücretli öğretmenlerin okulda ya da kendi içlerinde yaşadığı o kadar çok problem var ki birkaç satırla bunların hepsine değinmek neredeyse imkânsız.
· Mesela bir iş gereği imzalanan öğretmen listesinde adının önünde ücretli ibaresinin bulunması.
· İdarecilerin, velilerin ve öğrencilerin sana geçici gözüyle bakması.
· Yılsonunda yapılan kurullara, vereceğin kararın ya da görüşlerinin bir geçerliliğinin olmadığını bile bile mecburen katılmak.
· Herhangi bir alandan mezun olmuş belli ki torpille okulda ücretlide olsa öğretmenlik yapan, meslek adına yetersiz kişilerle aynı kefeye koyulmak.
· En önemlisi de mesleğin ne diye sorulduğunda gururla öğretmenim diyememek ve daha niceleri
Bu anlattığım sorunları elbette yalnız ben yaşamıyorum. Eğitim fakültesinden mezun olup ne yazık ki yıllardır atanamayan devlette ya da özel kurumlarda emekleri ve umutları sömürülen binlerce arkadaşım var. Ve kendimden biliyorum ki bu arkadaşlarım mutsuz gelecekten umutsuz, parasız, güvensiz kaderine teslim bir halde yaşıyor. Birçoğu maalesef evlenip aile kuramıyor. Çünkü bu sorumluluğu kaldıracak maddi manevi bir güce sahip değiller. Ama her yıl binlerce kişi eğitim fakültelerinden mezun olmaya devam ediyor ve yine her yıl binlercesi işsizler ordusunun zorunlu birer neferi oluyor.
Eğitim camiasının kanayan bir yarası olan atanamama girdabı her geçen yıl daha da büyüyerek birçok genci içine çekmeye devam ediyor. Ben dâhil bir sürü arkadaşımın ve tabi ki sevdiklerimizin güzel umutları, pembe hayalleri kocaman ve karanlık kâbuslara dönüşüyor.
Sonuç olarak mutsuz umutsuz ve de daha yolun başında pes etmiş bir gençlik çığ gibi büyüyen sorunlarla baş etmeye çalışırken heba olup gidiyor.
Doğru söze ne denir. Elbette bir şey denmez. Bende Anadoluda sıkça söylenen bir atasözünü hatırlatarak yazımı noktalıyorum:
Lafın tamamı eşeğe söylenir.Sorumluların ilgisine ve de bilgisine sunulur.