MEMLEKET İSTERİM

Hüseyin Sarı

Mardin Mazıdağına bağlı Bilge köyündeki katliamdan sonra hemen herkes bir şey söyledi veya yazdı. TV kanallarında programlar yapıldı. Bu arada İçişleri Bakanı Beşir Atalay ölüm kusan silahların devletin dağıttığı korucu silahları olduğunu açıkladı. Hal böyle olunca da koruculuk müessesesi bir kez daha tartışmaya açıldı.Tartışmaya açılan bir başka gerçekte bölgenin sosyal dokusu oldu. 70 çocuğun öksüz kalması, 44 kişini ölmesi, ölen erkeklerin namazdayken taranması, hamile kadınların ve çocukların da bu arada hayatlarını kaybetmesi bölgenin bazı gerçeklerini tekrar gündeme taşıdı Özellikle DTP sözcüleri koruculuk sistemine veryansın ettiler. İyi güzel. Hadi sizin dediğiniz gibi olsun bu canilerin eline silahı devlet verdi. Peki, köy basıp beşikteki çocuğa kadar öldüren PKK eline silahı kim verdi. Artık akıllı olun ve yüreğiniz yetiyorsa biraz da sosyal projelerde sesinizi yükseltin. Öncü olun. Sürekli pislik üreten aşiret düzenine, ağalığa, cemaat/şeyh siyaset üçgenine karşı eylem koyun. Bu durumundan elbet hepimiz sorumluyuz. Ancak sosyal ve ekonomik dengesizlikleri gidermek konusunda bölgede siyaset yapanlara fazla görev düştüğünü de unutmayın. Bilen biliyor. Yaşanan acıların nedeni sadece dağıtılan silahlar değil. Sorun, medeniyetin köklerine zemin tutmuş bu coğrafyanın kültüründen hala çer/çöpün ayıklanmamış olmasındadır. Çünkü Mezopotamya dediğimiz bölgenin başat özelliklerinden biri, beklide en önde gelen tarih boyunca şiddet ve kasvet üretmiş olmasıdır. İlkçağın önemli bölge devletlerinden olan Akat ve Kalde kralları kale duvarlarını kafataslarından yapmışlardır. Bu ve benzeri bilgiler tarihin hafızasında kayıt tutmuş zaman içersinde de işte bu şiddet ve kasvet kültürü bölgen halkının dinsel anlayışını, töresini, aşiret ve cemaat ilişkilerini derinden etkilemiştir. Söylemeye çalıştığım, sorun koruculuk sisteminden ziyade bölgenin tarihten getirdiği kültürel kodlarındadır. O nedenle de Güneydoğuda yaşanan bu ve benzeri vahşet olaylarını teröre karşı geliştirilen koruculuk sistemine bağlamak kolaycılık olur. Zaten DTP sözcüleri de işin kolayına kaçıp sürekli Laf/ı güzaf üretiyorlar. Karşı görüşte olanlarda Bu konuda Kürtlerin sicili bozuk diyerek, işin içinden çıkıyorlar.Bu türden söylemlerle bir yere varamayız. Ama bende vahşetlerin yaşandığı bir ülkenin yurttaşı olmaktan da mutlu değilim. Ve ne yalan söyleyeyim artık Cahit Sıtkının dizelerinde resmettiği gibi bir memleketi istiyorum.Ne demişti Tarancı:Memleket isterim. /Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun /Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. /Memleket isterim /Ne başta dert ne gönülde hasret olsun /Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. /Memleket isterim /Ne zengin fakir, ne de sen ben farkı olsun /Kış günü herkesin evi barkı olsun. /Memleket isterim /Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun /Olursa bir şikâyet ölümden olsun. Tabi burada kastedilen ölüm sırası karışmamış ölüm...
11 05 2009