MARGARET THATCHER VE BASIN

Hüseyin Sarı

     Çevremizde bunca manşetlik olay olurken haklı olarak “ Tekaüde ayrılalı yıllar olmuş Margaret’de nerden çıktı?” diye, sorabilirsiniz.

     Bayan Thatcher’i sizler unutmuş olabilirsiniz, hatta halkı da unutmuş olabilir ama ülkesini 11 yıl yönetmiş “Demir Leydi” lakaplı İngiltere Başbakan’ını emin olun ki ben unutmadım.

     Peki, niye unutmadın derseniz? Hemen söyleyeyim; Kraliyet donanmasını, Folkland Adaları’nı Arjantin’in işgalinden kurtarmak için gönderirken ne demişti:

    “ÇANAKKALE’Yİ UNUTMAYIN” İşte bu sözünden dolayı unutmadım. Unutmadım çünkü “Çanakkale Zaferi”nin benim kültürümdeki yeri hem ayrıcalıklı hem de özeldir. Biz bu zaferle bir yandan atalarımızın itibarını iade ettik diğer yandan da Milli Mücadele’nin ruhunu ve de liderini burada bulduk.

     Ancak Leydi’nin köşemize konuk olmasının nedeni bu değil. Biz onu basın mensuplarına verdiği önemden dolayı bu haftaki yazımızın konusu yaptık. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in anlattığına göre. Thatcher; iktidarının en kuvvetli günlerinde uluslararası bir toplantıda şöyle demiş:

     “Sabahleyin kalktığım zaman benimle hesaplaşacak bir basın yoksa ben o ülkede başbakanlık yapmam”
     Margaret’in bu sözü beni ister istemez kendi basınımızın içine düştüğü konuma götürdü. Malum “03 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü”ydü. Bu vesileyle değişik söylem ve etkinliklere tanıklık ettik.

     Mesleğini profesyonellik bağlamında ve de etik değerler çerçevesinde yapan kişilikler için elbette bir sözümüz yok. Ancak cebinde hiçbir sosyal güvencesi ve de iş garantisi olmadan koşuşturan gazetecinin de onur savaşı bir noktaya kadar oluyor. Zannederim “yandaş medya” “oynaş medya” söylemleri de bu gerçekler üzeriden hayat buluyor.

     Tabii bir de örtülü ödenek veya değişik kanallardan özenle beslenenlerin varlığından söz ediliyor. Var mı yok mu onu ben bilemem. Ama önceleri Menderes Hükümeti’ne muhalefet ederken sonra her yaptığını keramet sayan ve de aslanlar gibi savunan Necip Fazıl Kısakürek’in örtülü ödenekten maaş aldığına dair gazete haberleri hala hafızamdadır.
Aslına bakarsanız medyanın varlığı ve dirliği açık toplum olmanın olmazsa olmazıdır. Onların kamu adına yaptıkları denetim olmazsa bizlerin sadece iniltisi çıkar ona da kimse kulak asmaz.

     Bütün bunları kayda geçirdikten sonra şimdi ben derim ki basın ordusunun her ferdi geleceğimizin sigortasıdır. Ancak onlarında kendilerine çeki düzen vermesi mecburiyeti vardır. Ve yine derim ki bu standartlarda iş tutan bir basının ülkesine Margaret Theacher herhalde başbakan olmak istemezdi